Lüks markaların en çok önem verdiği şeylerden biri marka algısıdır. Bir ürüne kolay bir şekilde ulaşılabilmesi, o markanın prestijini olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden elde kalan ürünleri indirimli bir şekilde piyasaya sunmaktan kaçınırlar.
Lüks tüketimde indirim yapmak markanın konumunu değiştirebilir. Müşteriler tam fiyattan almak yerine sürekli indirimleri beklemeye başlayabilir. Bu da markanın stratejisini olumsuz etkiler. Hâliyle markalar, ellerinde kalan ürünleri farklı şekillerde piyasadan çeker ve fiyat politikalarını korurlar.
Lüks tüketimin temelinde yer alan bir anlayış... Sınırlı erişim fikri sayesinde herkesin kolayca ulaşamayacağı ürünleri pazarlarlar. Bu algıyı koruyarak arzı kontrol altında tutmayı başarırlar. Bu yüzden satılmayan ürünlerin dolaşımda kalması istenmez. Nadirlik hissinin devam etmesi için bu ürünler imha edilir.
Yeni ürünlerin satışlarını etkilememek için satılmayan ürünlerin ikinci el piyasasına girmesine izin vermezler. Böylece ürünlerin ikinci el değerini de korumaya çalışırlar. Bu da markanın prestijini destekleyen bir durumdur.
Elde kalan ürün algısı, lüks markalar için olumsuz bir durumdur. Çünkü talebin az olduğu izlenimine neden olur. Lüks dünyasında ise yüksek talep algısı çok önemlidir. Bu yüzden stokta kalan ürünler imha edilir ki bu algı korunmaya devam etsin.
Sezon kavramının moda dünyasında çok önemli olduğunu görüyoruz. Eski sezon ürünlerin sürekli olarak piyasada bulunması, yeni koleksiyonların etkisini azaltır. Bu yüzden markalar, her sezonun kendine ait bir kimliği olmasını istedikleri için eski ürünleri dolaşımdan çıkarırlar.
Aynı ürünün farklı fiyatlarla satıldığını düşünün. Bu durum müşterilerde memnuniyetsizlik oluşmasına neden olabilir. Fiyat istikrarını korumak için eski ürünler ortadan kaldırılır. Böylece eski ürünler üzerinde fiyat değişikliği yapılmasının doğuracağı risk de ortadan kalkmış olur.
Lüks markaların sadece ürün sattığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Aynı zamanda bir deneyim de satarlar. Mağazanın atmosferinden ambalajına kadar her detaya dikkat edilmesi gerekir. Kontrolsüz satış ise bu deneyimi olumsuz etkiler. Markanın bütünlüğünü koruyabilmesi için satılmayan ürünler ortadan kaldırılır.
Kontrolsüz bir şekilde dolaşıma giren ürünler sahte ürünlerle karıştırılabilir. Bu durum tüketicinin güvenini sarsabilir. Ürün akışını kontrol altında tutarak ilerlemek ise orijinallik algısının korunmasını sağlar. Bu sayede güven duygusu devam eder.
Bir ürünün üretim maliyetiyle satış fiyatı arasında büyük bir fark olabilir. Burada asıl değer, markanın oluşturduğu algıdır. Bu yüzden markalar kısa vadeli mali kaybı göze alabilirler. Çünkü uzun vadede marka değerini koruyacaklarını ve kazançlı çıkacaklarını bilirler.