Ön Sipariş Ekonomisi: Daha Ortada Olmayan Ürüne Neden Para Veriyoruz?

Son Güncelleme:

Yeni bir telefon, oyun ya da koleksiyon ürünü daha satışa çıkmadan binlerce kişinin sipariş verdiğini görmek artık kimseyi şaşırtmıyor. Üstelik ortada bazen ne detaylı inceleme var ne de kullanıcı yorumları. Peki insanlar henüz ellerine bile ulaşmamış bir ürün için neden cüzdanlarını açıyor?

Konuyu masaya yatırıyoruz! Haydi başlayalım!👇

Herkes o ürünü konuşurken geride kalma korkusu içimizi için için kemiriyor.

Sosyal medyada yeni bir oyunun veya telefonun dedikodusu dönmeye başladığı an içimizde garip bir panik dalgası yayılıyor. Herkes o şeyi deneyimlerken kendimizin dışarıda kalacağını düşünmek bir nevi kabusa dönüşüyor. Fomo yani kaçırma korkusu, mantıklı düşünme yetimizi bir kenara bırakıp kredi kartına sarılmamıza neden oluyor. Ürün aylar sonra çıkacak olsa bile şimdiden sıraya girerek çılgınlığın bir parçası oluyoruz.

Reklam
Reklam

İlk sahip olmanın heyecanı birçok kişi için ödül niteliğinde oluyor.

Bazı insanlar için önemli olan ona herkesten önce sahip olmak. Yeni çıkan bir cihazı ilk deneyen, oyunu ilk oynayan veya koleksiyon ürününü ilk paylaşan olmak ayrı bir tatmin duygusu yaratıyor. Bu durum özellikle sosyal medyanın etkisiyle daha da görünür hale geldi. İlk kullanıcı olmanın sağladığı prestij hissi, satın alma kararını hızlandırıyor.

Kaçırma korkusu insanları hızlı karar vermeye itiyor.

Sınırlı sayıda üretim, özel sürüm ve sadece ön siparişe özel hediyeler tüketicilerin karar mekanizmasını yüksek oranda etkiliyor. İnsan beyni kaçırma ihtimalini kazanmaktan daha güçlü hissettiğinden birçok kişi uzun uzun düşünmek yerine direkt sipariş vermeyi tercih ediyor. Pazarlama dünyası da ne yazık ki bu psikolojik durumu oldukça iyi değerlendiriyor.

Yanında verilen ekstra hediyeler ve dijital içerikler de bu durumda oldukça büyük etkiye sahip.

Pazarlamacılar sadece ana ürünü satmakla kalmayıp yanına cazip yemler koymayı çok iyi beceriyorlar. Sadece ön siparişe özel dijital kostümler, ekstra bölümler veya ufak tefek fiziksel hediyeler gözleri boyuyor. Normalde dönüp suratına bakmayacağımız minicik bir ayrıntı, o an için kaçırılmaması gereken bir fırsat gibi görünüyor. Sanki o hediyeyi almazsak büyük bir zarara uğrayacakmışız gibi hissetmeye başlıyoruz.

Markalar güven duygusunu önceden oluşturuyor.

Güçlü markalar yıllar içinde oluşturdukları itibar sayesinde kullanıcıların güvenini kazanıyor. İnsanlar daha önce memnun kaldıkları markaların yeni ürünlerini görmeden bile satın alıyor. Zira geçmiş deneyimler gelecekte de benzer bir kalite beklenmesine neden oluyor.

Gelecekte yaşanabilecek olası fiyat artışlarından korunma içgüdüsüyle hareket ediyoruz.

Ekonomik belirsizlikler ve sürekli değişen fiyat etiketleri bizi tüketim konusunda aceleci davranmaya zorluyor. Bugün gördüğümüz fiyattan almazsak ileride çok daha fazlasını ödemek zorunda kalacağımızdan korkuyoruz. Ön sipariş sistemi ise bu noktada bize sahte ama rahatlatıcı bir güvenli liman sunuyor. Şimdiden ödemeyi yapıp fiyatı sabitleyerek kendimizi mali dalgalanmalara karşı bir nevi korumaya aldığımızı düşünüyoruz.

Bekleme sürecinin yarattığı tatlı heyecan beyinde dopamin patlamasına sebebiyet veriyor. Dopamin perileri tarafından kontrol ediliyoruz.

Bazen bir şeye sahip olmanın kendisi, onu beklemenin verdiği haz kadar büyük olmuyor. Siparişi verdiğimiz andan itibaren başlayan o geri sayım süreci beynimizi sürekli canlı tutuyor. Kargonun geleceği günü hayal etmek, her gün çıkış tarihine bakmak bize günlük hayatın koşturmacasında yapay bir heyecan yaratıyor. Tüketim çılgınlığı tam olarak bu beklenti ve arzulama evresinden beslenerek büyüyor.

Anahtar Kelimeler: