Paranın tek başına bir gücü yoktur. Cebindeki banknot, aslında ülkenin ürettiği mal ve hizmetlerin karşılığıdır. Eğer fabrika açmadan, tarımı büyütmeden veya teknoloji geliştirmeden sadece para basarsan, piyasadaki mal miktarı aynı kalır. Paranın arkasında onu destekleyecek bir üretim gücü yoksa, bastığın para değersiz bir kağıt parçasına dönüşür.
Diyelim ki Merkez Bankası bir çılgınlık yaptı ve yarın herkesin hesabına 1'er milyon TL yatırdı. Herkes aynı anda araba almaya, telefon yenilemeye veya alışverişe koşar. Sorun şu: Mağazadaki ürün sayısı bir gecede artmadı! Herkes aynı ürüne hücum ettiğinde satıcılar fiyatları katlar. Cebindeki para artsa bile alım gücün tamamen yok olur.
Karşılıksız para basmanın kaçınılmaz sonu enflasyondur. Süreç kontrolden çıktığında ise hiperenflasyon başlar.
Tarihten bir örnek: Almanya borçlarını ödemek için sürekli para bastı. Fiyatlar o kadar hızlı arttı ki, insanlar bir somun ekmek alabilmek için el arabaları dolusu parayla sokağa çıkmak zorunda kaldı.
Sen karşılığı olmayan parayı bastıkça, uluslararası piyasada kendi para biriminin itibarını sıfırlarsın. Dışarıdan ithal edilen petrol, teknoloji veya ham maddelerin fiyatı astronomik seviyelere ulaşır. Kendi para birimin küresel ölçekte alım gücünü kaybeder ve ülke ithalat yapamaz hale gelir.
Para basarak bütçe açığını kapatmaya çalışmak, devletin kendi finansal yapısını da sabote eder. Toplanan vergilerin değeri, para basımı nedeniyle oluşan enflasyon karşısında hızla erir. Devlet, kamu hizmetlerini aksatmadan yürütmek için daha da fazla para basmak zorunda kaldığı kısır bir döngüye girer.
Bir ülkeyi gerçekten zengin ve müreffeh kılan şey matbaaların çalışma hızı değil; ürettiği katma değer, güçlü sanayisi, kaliteli eğitimi ve dünyayla rekabet edebilen teknolojisidir.