Bilim insanlarından dikkat çeken araştırma: Uzun yaşamanın sırrı iyimser olmak mı?

İyimser ve hayata olumlu bakan insanların daha uzun yaşayabileceğine ilişkin araştırmalar, dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. ABD'de 180 rahibenin genç yaşlarda kaleme aldığı kısa yaşam öykülerini inceleyen bilim insanları, çarpıcı sonuçlar elde etti. İşte araştırmanın ilginç detayları...

İyimserliğin insan ömrü üzerindeki etkisini araştıran en dikkat çekici çalışmalardan biri, ABD'de yaşayan 180 Katolik rahibe üzerinde gerçekleştirildi.

Araştırmaya katılan rahibeler, manastıra girdikleri dönemde, ortalama 22 yaşındayken 1930'lu ve 1940'lı yıllarda kısa birer otobiyografi kaleme aldı. Aradan yaklaşık 60 yıl geçtikten sonra Kentucky Üniversitesi araştırmacıları, bu yazıları duygu içerikleri açısından inceleyerek rahibelerin yaşam süreleriyle karşılaştırdı.

Reklam
Reklam

2001 yılında yayımlanan araştırmanın sonuçları oldukça dikkat çekiciydi. Yazılarında en fazla olumlu duyguya yer veren rahibelerin, en az olumlu duygu ifade edenlere kıyasla ortalama 7 ila 10,5 yıl daha uzun yaşadığı belirlendi.

Araştırmada iki grup arasındaki ölüm riskinin de 2,5 kata kadar farklılık gösterdiği ortaya çıktı. Çalışmayı önemli kılan unsurlardan biri ise rahibelerin büyük ölçüde benzer yaşam koşullarına sahip olmasıydı.

Katılımcılar benzer beslenme alışkanlıklarına, yaşam düzenine ve sağlık hizmetlerine erişim imkanlarına sahipti.

Bu durum, yaşam süresindeki farklılıkların bazı çevresel etkenlerden kaynaklanma ihtimalini azaltmaya yardımcı oldu.

İYİMSER İNSANLAR YÜZDE 15'E KADAR DAHA UZUN YAŞAYABİLİR

İyimserlik ve uzun yaşam arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli araştırmalardan biri de 2019 yılında Özel bir araştırma üniversitesi ve Harvard Üniversitesi araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Reklam
Reklam

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS) dergisinde yayımlanan çalışmada, yaklaşık 70 bin kadın hemşire 10 yıl boyunca, 1.400'e yakın erkek askerî gazi ise yaklaşık 30 yıl boyunca takip edildi.

Katılımcıların araştırmanın başlangıcında iyimserlik düzeyleri çeşitli anketlerle değerlendirildi.

Sonuçlara göre en iyimser kişiler, en düşük iyimserlik düzeyine sahip olanlara kıyasla ortalama yüzde 11 ila 15 daha uzun yaşadı. Ayrıca bu kişilerin 85 yaşına ulaşma olasılığının yüzde 50 ila 70 daha yüksek olduğu görüldü.

Araştırmacılar; eğitim düzeyi, medeni durum, aile koşulları, kronik hastalıklar ve depresyon gibi faktörleri hesaba kattıktan sonra da iyimserlik ile uzun yaşam arasındaki ilişkinin devam ettiğini belirledi.

Bununla birlikte araştırmanın önemli bir sınırlılığı bulunuyordu. Katılımcıların büyük bölümü beyaz Amerikalılardan ve görece avantajlı sosyoekonomik koşullara sahip kişilerden oluşuyordu. Bu nedenle sonuçların toplumun tamamına doğrudan uyarlanamayacağı vurgulandı.

Reklam
Reklam

UZUN YAŞAMIN SIRRINDA GÜÇLÜ SOSYAL İLİŞKİLER DE VAR

Uzun ve sağlıklı yaşam üzerine gerçekleştirilen en kapsamlı araştırmalardan biri de Harvard Üniversitesi'nin 1938 yılında başlattığı Yetişkin Gelişimi Araştırması oldu.

Başlangıçta farklı sosyoekonomik koşullardan gelen 724 erkeğin takip edildiği araştırma, insan yaşamındaki ilişkilerin sağlık üzerindeki etkilerine ışık tuttu.

Araştırmanın yöneticisi psikiyatrist Robert Waldinger, 50 yaşındaki ilişki memnuniyetinin, 80 yaşındaki sağlık durumunu tahmin etmede kolesterol düzeyi gibi bazı tıbbi göstergelerden daha güçlü bir belirleyici olabildiğini ifade etti.

Orta yaşlarında aile ve sosyal ilişkilerinden daha fazla memnuniyet duyan kişilerin, ilerleyen yıllarda fiziksel ve ruhsal açıdan daha iyi durumda olma eğilimi gösterdiği belirlendi.

Bu sonuçlar, güçlü sosyal bağların sağlıklı yaşlanma sürecinde önemli bir yere sahip olabileceğini ortaya koydu.

Reklam
Reklam

Ancak araştırmanın uzun yıllar boyunca yalnızca erkekleri kapsaması, bulguların genellenmesi açısından bazı sınırlılıklar oluşturdu.

İYİMSERLİK İNSAN SAĞLIĞINI NASIL ETKİLİYOR?

Bilim insanları, iyimser insanların neden daha uzun yaşayabildiğine ilişkin çeşitli açıklamalar üzerinde duruyor.

Bunlardan ilki, iyimser kişilerin sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye daha yatkın olması. Bu kişilerin düzenli egzersiz yapma, sigaradan uzak durma ve sağlıklarını koruyacak tercihlerde bulunma olasılıklarının daha yüksek olabileceği değerlendirildi.

İyimserliğin hedef belirleme, motivasyonu koruma ve stresli durumlarla başa çıkma konusunda da avantaj sağlayabileceği düşünüldü.

Özellikle uzun süreli stresin vücut üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alındığında, stresle daha sağlıklı başa çıkabilmenin fiziksel ve ruhsal sağlık açısından önemli olduğu belirtildi.

Reklam
Reklam

Öte yandan iyimserlik; güçlü sosyal ilişkiler, hayatta bir amaç duygusu ve psikolojik iyi oluşla da bağlantılı olabilir.

***Ancak ilişkinin ters yönde işlemesi de mümkün. Yani sağlıklı olan ve kendisini iyi hisseden insanlar, gelecekleri konusunda daha iyimser olabilir. Bu nedenle bilim insanları, iyimserliğin tek başına yaşam süresini ne ölçüde uzattığını henüz kesin olarak belirleyemiyor.

UZUN YAŞAMDA GENETİĞİN ETKİSİ YENİDEN DEĞERLENDİRİLDİ

Uzun yaşam söz konusu olduğunda yalnızca psikolojik faktörler değil, genetik özellikler de büyük önem taşıyor.

Uzun yıllar boyunca insan ömründeki farklılıkların yaklaşık yüzde 20 ila 25'inin genetik faktörlerle açıklanabildiği düşünülüyordu. Bazı araştırmalarda bu oran yüzde 10'un altında bile değerlendirildi.

Ancak Ocak 2026'da bilim dergisinde yayımlanan ve İsrail'deki bilim enstitüsü araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen çalışma, bu tahminlerin yeniden ele alınmasına neden oldu.

Reklam
Reklam

Araştırmacılar, geniş ikiz araştırmalarından elde edilen verileri inceleyerek yaşlanmaya bağlı ölümlerle kazalar ve enfeksiyonlar gibi dış etkenlerden kaynaklanan ölümleri birbirinden ayıran bir yöntem geliştirdi.

Bu ayrımın ardından yaşlanmayla ilişkili yaşam süresinde genetik kalıtılabilirlik oranının yaklaşık yüzde 50 olduğu tahmin edildi.

Ancak bu oran, bir insanın ömrünün yarısının doğuştan belirlendiği anlamına gelmiyor. Kalıtılabilirlik oranı, belirli bir toplumdaki yaşam süresi farklılıklarının ne kadarının genetik farklılıklarla istatistiksel olarak açıklanabildiğini gösterdi.

Beslenme, fiziksel aktivite, sigara kullanımı, sağlık hizmetlerine erişim, yaşam koşulları ve çevresel faktörler de insan ömrünü etkileyen unsurlar arasında yer aldı.

HER ZAMAN POZİTİF OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ

Araştırmalar iyimserliğin uzun yaşamla bağlantılı olabileceğini gösterse de bu durum herkesin sürekli mutlu ve pozitif olması gerektiği anlamına gelmiyor.

Reklam
Reklam

İyimserlik düzeyi kişinin mizacından, geçmiş deneyimlerinden ve içinde bulunduğu yaşam koşullarından etkilenebilir. Bazı psikolojik müdahalelerle olumlu bakış açısının geliştirilebileceği düşünülse de bu tür uygulamaların uzun vadeli etkileri konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor.

Öte yandan sürekli karamsar hissetmek, kişinin iradesiz veya başarısız olduğu anlamına gelmiyor. Uzun süre devam eden mutsuzluk, umutsuzluk ve daha önce keyif alınan etkinliklere karşı ilgi kaybı depresyonun belirtileri arasında bulunabilir.

Bu tür belirtiler uzun süre devam ediyorsa bir hekimden veya psikologdan destek almak önem taşıyor.

Bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu genel tablo ise oldukça net: Uzun ve sağlıklı bir yaşam yalnızca genlere ya da psikolojik bakış açısına bağlı değil. İyimserlik, güçlü sosyal ilişkiler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, genetik özellikler ve çevresel koşullar birlikte rol oynuyor. Olumlu düşünmek uzun yaşamı garanti etmese de sağlıklı yaşlanmayla bağlantılı önemli faktörlerden biri olarak değerlendirildi.

Reklam
Reklam
Haberin Devamı İçin Tıklayın