İran ile yaşanan savaşın küresel enerji piyasalarında yarattığı sarsıntı, dengeleri yeniden şekillendiriyor. Petrol ve doğal gaz arzındaki aksaklıklar, fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırırken, bu alanda güçlü konumda olan Çin’in öne çıkabileceği değerlendiriliyor.
Küresel petrol ticaretinin kritik noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji akışının büyük bölümü Asya’ya yöneliyordu. Boğazın büyük ölçüde kapanmasıyla birlikte Asya ülkeleri enerji tasarrufuna yönelirken, azalan rezervlerini korumaya çalışıyor.
ABD ve Avrupa’da ise akaryakıt fiyatlarında hızlı artışlar yaşanıyor.
Uzmanlara göre enerji arzındaki bu kırılma, Çin’in küresel rekabette avantajını artırabilir. Çin; batarya, güneş paneli ve elektrikli araç üretiminde dünya lideri konumunda bulunuyor. Artan enerji maliyetleriyle birlikte yenilenebilir teknolojilere olan talebin yükselmesi, Çinli şirketlerin ihracatını destekleyebilir.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre Çin, küresel elektrikli araç üretiminin yüzde 70’inden fazlasını, batarya hücresi üretiminin ise yaklaşık yüzde 85’ini gerçekleştiriyor.
Enerji politikalarında ABD ile Çin arasında belirgin bir ayrışma dikkat çekiyor. ABD yönetimi petrol ve doğal gaz üretimini artırmaya odaklanırken, Çin uzun süredir yenilenebilir enerji yatırımlarını önceliklendiriyor.
Uzmanlar, İran savaşıyla birlikte bu iki farklı yaklaşımın sonuçlarının daha net görüleceğini ifade ediyor.
Çinli otomobil üreticisi BYD ve batarya devi CATL gibi şirketler, düşük emisyonlu enerji çözümlerine yönelik artan talep sayesinde büyüme potansiyeli taşıyor.
Mart ayında bu şirketlerin hisselerinde sırasıyla yaklaşık yüzde 11 ve yüzde 24 oranında artış görüldü.
Artan enerji fiyatları ve arz riskleri, yatırımcıların yenilenebilir enerjiye yönelmesine neden oluyor. Güneş panelleri, batarya depolama sistemleri ve elektrikli araçlara yönelik yatırımların özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkelerde hız kazanması bekleniyor.
Uzmanlara göre enerji fiyatlarındaki yükseliş, hanehalkı ve sanayiyi alternatif enerji kaynaklarına yöneltebilir. Bu durum, uzun vadede elektrikli araçlar ve güneş enerjisi gibi alanlarda talebin artmasına zemin hazırlayabilir.