Sıkma devri 1000 veya 1200'lerdeyken kıyafetler makineden taş gibi sert çıkıyor. E haliyle ütü yapmak da zor oluyor. Devri 600 ya da 800 bandına çektiğimizde çamaşırlar kurumaya biraz daha fazla ihtiyaç duysa da ütüyle bile zor açılan derin çizgilerin önüne geçmiş oluyoruz.
Yıkanmış çamaşırları çırpmadan asmanın bedelini ütü yaparken ödüyoruz... Muhakkak çırpılmalı ve düzgün asılmalı. Yoksa ütü yaparken başımıza durduk yere iş açmış oluyoruz.
Tişört, gömlek ya da ince kazakları kurutmalık teline ortadan katlayıp astığımızda tam göbek hizasında sinir bozucu bir iz kalıyor. Saç baş yoldurtur... Bunun yerine kıyafetleri doğrudan dolapta kullandığımız askılara geçirip ütü işini kolaylaştırabiliriz. Kumaş ıslaklığın verdiği ağırlıkla aşağı doğru sarkıyor ve ince kırışıklıklar yer çekiminin etkisiyle kendiliğinden düzeliyor.
Kemik gibi kurumuş pamuklu veya keten bir gömleği açmak için fazladan efor ve buhar harcamak zorunda kalıyoruz. Çamaşırları tam kurumaya yüz tuttuğunda hafif nemli dokularını kaybetmeden masaya alırsak ütünün tek geçişte bile ne kadar etkili olduğunu görebiliriz.
Masanın süngeri ile kılıfı arasına boydan boya mutfakta kullandığımız alüminyum folyodan serebilirsek ütü süresi ciddi anlamda yarıya düşüyor. Folyo, ütüden gelen ısıyı emmek yerine doğrudan yukarı yansıtıyor. Yani kumaşın bir yüzünü ütülerken alt taraftan da ısı vuracağı için iki tarafı aynı anda pürüzsüz hale getirmiş oluyoruz. Bir taşla iki kuş!
Bazen ütü masasını kurmaya değmeyecek kadar az kırışmış günlük kıyafetlerimiz oluyor. Kim çıkaracak şu ütü masasını... Kıyafetleri geniş bir yere serip ellerimizle iyice gerdire gerdire katladığımızda vücut ısımız ve uyguladığımız baskı sayesinde minicik kat izleri dolapta beklerken kendiliğinden kayboluyor aslında. Denensin!
Yine pratik bir yöntemle geldik! Ütü masasını kuracak gücün yoksa tişört ya da gömleğini sen banyo yaparken ıslanmayacak şekilde bir yere as. Banyoda buhar ile kırışıklıkları büyük ölçüde kaybolacak. Sihir gibi değil mi?
Ütünün fişini taktığımızda cihaz yavaş yavaş ısınmaya başlarken sentetik ve ipek gibi düşük ısı isteyen parçaları aradan çıkarabiliriz. Cihaz tam kapasite ısındığında ise pamuklulara ve en zorlu ketenlere geçiş yapabiliriz. Böylece sürekli dereceyi düşürüp ütünün soğumasını beklemekle uğraşmayız.
Bazen ne kadar buhar verirsek verelim bazı kumaşlar inatla düzelmiyor. İnat değil mi, biz de inatlaşırız! Böyle durumlarda bölgenin üzerine ince, pamuklu ve hafif ıslatılmış bir bez serip ütüyü tam üzerinden basabiliriz. İki taraflı yoğun buhar etkisiyle en sert kumaşlar bile anında yumuşuyor.
Sessizliğin içinde sadece buhar sesini dinleyerek yaptığımız her iş bize ister istemez angarya gibi geliyor. Masanın başına geçerken arkada çok sevdiğimiz bir albümü döndürebilir ya da fırsat bulup yakın bir dostumuzla görüntülü konuşarak bu süreci keyifli hale getirebiliriz. Ellerimiz otomatik pilota bağladığında zihnimiz fiziksel yorgunluktan uzaklaşmış oluyor!