Ama YKS sonuçlarına her yıl yalnızca puanlar ve sıralamalar üzerinden bakıyoruz. Oysa üniversiteye giden yol, sınavdan çok daha önce başlıyor.
Bir çocuğun başarısını gerçekten yalnızca çalışkanlığı mı belirliyor? Başarı genetik bir miras mı? Yoksa başarı dediğimiz şey; aile, gelir, eğitim ortamı, yaşanılan şehir, okulun niteliği, özel ders imkanı, teknolojik olanaklar ve hatta çocuğun sınava hazırlanırken taşıdığı kaygıların toplamı mı?
Belki de bu soruların cevabı, YKS sonuçlarının kendisinden daha önemli.
Çünkü aynı sınava giren milyonlarca gencin başlangıç çizgisi aynı değil.
Bir öğrenci sessiz bir odada, iyi internet bağlantısıyla, özel ders desteği alarak ve ailesinin ekonomik kaygılarını taşımadan sınava hazırlanırken; bir başka öğrenci kalabalık bir evde, okuldan arta kalan zamanda, belki çalışmak zorunda kalarak ya da ailesinin geçim sıkıntısını düşünerek hazırlanabiliyor.
Sonra aynı sınavın sonucuna bakıp birine ‘başarılı’, diğerine ‘başarısız’ diyoruz.
YKS ile bir üniversiteye yerleşmek önemli bir başarı. Ancak asıl mesele bundan sonra başlıyor.
Bugün bir öğrencinin üniversite kazanması, ailesi için yalnızca “çocuğumuz artık üniversiteli” anlamına gelmiyor. Özellikle başka bir şehirde üniversite kazanılmışsa bunun karşısında yurt, kira, yemek, ulaşım, kitap, kırtasiye ve sosyal yaşam gibi onlarca gider bulunuyor.
Üstelik üniversite eğitiminin maliyeti yalnızca öğrenim ücretinden ibaret değil.
İstanbul’da bazı özel öğrenci yurtlarında yıllık ücretlerin milyon liraya yaklaşması, üniversite eğitiminin ekonomik boyutunu daha görünür hale getirdi.
Tek kişilik oda ücretlerinin aylık 47 bin liraya kadar çıkabildiği, iki kişilik odaların 34 bin, üç kişilik odaların 30 bin, dört kişilik odaların ise 25 bin lira seviyelerine ulaşabildiği bir tabloda “şehir dışında üniversite okumak” birçok aile için ciddi bir ekonomik planlama anlamına geliyor.
Ankara’da da benzer bir tablo var. Yurt ücretleri oda tipine göre aylık 17 bin liradan 43 bin 200 liraya kadar çıkabiliyor. İzmir ise görece daha ulaşılabilir seçenekler sunsa da burada da öğrencinin barınma ve yaşam giderleri aile bütçesine önemli bir yük getiriyor.
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Eğitim Yönetimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Aksoy’un da dikkat çektiği gibi, yalnızca asgari ücret düzeyinde gelire sahip bir ailenin, devlet desteği, burs, kredi ve kamusal hizmetler olmadan çocuğunu başka bir şehirde üniversitede okutabilmesi bugün son derece zor.
O halde şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir öğrencinin üniversiteye ulaşabilmesi kadar, üniversitede kalabilmesi de bir başarı göstergesi değil mi?
Toplum olarak başarı hikayelerini seviyoruz.
“Çok çalıştı, kazandı.”
“İmkanı yoktu ama başardı.”
“Gece gündüz ders çalıştı ve Türkiye derecesi yaptı.”
Bu hikayeler elbette ilham verici. Ancak bazen başarı hikayelerinin arkasındaki görünmeyen desteği unutuyoruz.
Çocuğun başarısında ailenin eğitim düzeyi, ekonomik gücü, çocuğa ayırabildiği zaman, yaşadığı çevre ve okulunun imkanları da etkili olabilir.
Dolayısıyla başarıyı yalnızca “kişisel yetenek” üzerinden okumak eksik kalıyor.
Genetik faktörlerin zeka, bilişsel özellikler ve bazı yetenekler üzerinde etkisi olduğu biliniyor. Ancak insanın eğitim başarısını tek başına genlerle açıklamak mümkün değil. Bir çocuğun potansiyelinin ne kadarını kullanabildiği, büyük ölçüde içinde bulunduğu çevreyle de ilişkili.
Belki de asıl miras genlerden önce imkanlar.
Bazı çocuklara iyi bir eğitim ortamı miras kalıyor, bazılarına ise daha çocuk yaşta ekonomik mücadele.
Bu nedenle “Başarı genetik mi?” sorusuna verilecek en doğru cevap belki de şu:
Başarının biyolojik bir tarafı olabilir ama başarının ortaya çıkacağı zemini toplum oluşturuyor.
YKS sonuçları açıklandığında gözler doğal olarak öğrencilerin puanlarına, sıralamalarına ve yerleştikleri bölümlere çevriliyor. Fakat üniversitelerin kendisini de konuşmamız gerekiyor.
Çünkü üniversite yalnızca öğrencinin diploma aldığı bir yer olmamalı.
Nitelikli akademisyen, güçlü araştırma altyapısı, kütüphane, laboratuvar, sosyal ve kültürel alanlar, erişilebilir kampüsler, psikolojik ve sosyal destek mekanizmaları, yeterli barınma olanakları ve mezuniyet sonrasında istihdama katkı sağlayacak bir eğitim sistemi gerekiyor.
Bir öğrenciyi üniversiteye yerleştirmek yetmez. O öğrencinin dört yıl boyunca eğitimini sürdürebilmesini ve mezun olduğunda karşılığını alabilmesini de düşünmek zorundayız.
Bugün gençler yalnızca “hangi üniversiteyi kazanacağım?” diye düşünmüyor.
“Yurt ücretini ailem karşılayabilecek mi?”
“Ev kiralamak zorunda kalırsam nasıl yaşayacağım?”
“Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?”
“Okurken çalışmak zorunda kalırsam derslerim ne olacak?”
sorularını da düşünüyor.
Bu soruların her biri, YKS puanı kadar hayatın kendisiyle ilgili.
Belki de YKS sonuçlarının bize hatırlatması gereken en önemli şey şu:
Her çocuğun başarıya ulaşma ihtimali, yalnızca ne kadar çalıştığıyla ölçülemez.
Bir öğrencinin başarısını kutlarken, onun bu noktaya gelmesini mümkün kılan şartları da konuşmalıyız.
Ailesinin desteğini, öğretmenini, okulunu, ekonomik koşullarını, yaşadığı şehri ve karşısına çıkan fırsatları…
Çünkü eğitimde fırsat eşitliği yalnızca herkesin aynı sınava girmesi değildir.
Asıl fırsat eşitliği, çocukların sınava hazırlanırken ve üniversitede okurken mümkün olduğunca adil koşullara sahip olabilmesidir.
YKS sonuçları açıklandı. Kimi gençler üniversiteli oldu, kimi yeniden hazırlanacak, kimi hayalindeki bölümden vazgeçip başka bir yol seçecek.
Hepsinin hikayesi farklı.
Bu yüzden çocuklara yalnızca “Ne kadar başarılı oldun?” diye sormak yerine, biraz da “Bu başarıya ulaşırken hangi imkanlara sahip oldun?” diye sormalıyız.
Çünkü başarı yalnızca bir öğrencinin aldığı puan değildir.
Başarı; yetenek, emek, aile, eğitim sistemi, ekonomik koşullar ve fırsatların kesiştiği yerde ortaya çıkar.
Ve belki de asıl mesele, başarının genetik bir miras olup olmadığı değil.
Başarının neden bazı çocuklara daha kolay, bazılarına ise çok daha pahalıya mal olduğunu sorgulamaktır.