Psikoloji yazarı ve eğitimci Kendra Cherry'ye göre tutarlı kuralların ve sınırların eksikliği, çocukların kendi davranışlarını yönetmeyi öğrenmesini zorlaştırabiliyor. Bu durumun bazı etkileri ise yetişkinlikte daha belirgin hale gelebiliyor.
Çocuklukta sınırların az olması, kişinin yetişkin olduğunda kendi sınırlarını belirlemekte zorlanmasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kişiler ekran karşısında geçirdikleri zamandan yeme alışkanlıklarına, günlük sorumluluklardan yapılması gereken işleri ertelemeye kadar bazı konularda kendilerini sınırlamakta güçlük yaşayabiliyor.
Bir kuralı sorgulamak ile o kurala katılmadığınız halde uymanız gerektiğini kabul etmek aynı şey değil. Çocukluğunda çok az kuralla karşılaşan kişiler, yetişkinlikte özellikle iş hayatında veya sosyal yaşamda kendilerinden beklenen kurallara uyum sağlamakta zorlanabiliyor. Uzmanlara göre çocuklukta belirlenen sınırlar ve bunlara eşlik eden tutarlı sonuçlar, kişiye seçimlerinin aynı zamanda sorumlulukları olduğunu öğretmeye yardımcı oluyor.
Kaynakta yer verilen bir başka nokta ise çocukların istemedikleri bir şeyi hemen bırakmalarına sürekli izin verilmesi. Çocuklukta bir faaliyetten sıkıldığında veya zorlandığında hemen vazgeçmesine izin verilen kişiler, ilerleyen yıllarda karşılaştıkları güçlükler karşısında devam etmekte zorlanabiliyor. Ancak kaynakta bu noktayı desteklemek için ağırlıklı olarak kişisel deneyimlere yer veriliyor; dolayısıyla bunu herkes için geçerli bilimsel bir sonuç olarak değerlendirmemek gerekiyor.
Sınırlar yalnızca çocuğun davranışlarını kontrol etmek için değil, başkalarının haklarını ve ihtiyaçlarını anlamayı öğrenmesi açısından da önem taşıyor. Örneğin bir başkasının eşyasını kullanmadan önce izin istemek veya arkadaşının her zaman konuşmaya müsait olmayabileceğini kabul etmek bu sınırların günlük hayattaki karşılıklarından bazıları. Çocukken özgür olmak bu becerilerin gelişmesine engel değil. Buradaki önemli nokta, çocuğa kendi özgürlüğünün başka insanların sınırlarının başladığı yerde değişebileceğinin öğretilmesi.
Çocuklukta beklentilerin ve rehberliğin çok az olması, ilerleyen yıllarda hedef belirlemeyi de zorlaştırabiliyor. Current Psychology dergisinde yayımlanan ve kaynakta aktarılan bir araştırmada, ebeveynleri kariyer planlamasına daha az dahil olan gençlerin meslek seçimi konusunda daha fazla güçlük bildirdiği belirtiliyor.
Bu durum yetişkinlikte “Önümde birçok seçenek var ama hangisinden başlayacağımı bilmiyorum” hissi şeklinde ortaya çıkabiliyor. Ancak bu, kişinin hırslı olmadığı anlamına gelmiyor.
Çocuklar bazı sosyal kuralları ebeveynleri ve çevrelerindeki diğer yetişkinlerle kurdukları ilişkiler sayesinde öğreniyor. Bir sözün hangi durumda uygunsuz kaçabileceğini anlamak, bir yere sürekli geç kalmanın karşı taraf açısından saygısızlık olarak algılanabileceğini fark etmek veya farklı ortamlarda nasıl davranılması gerektiğini öğrenmek bunlardan bazıları. Bu konuda yeterince yönlendirilmemiş kişiler, yetişkin olduklarında bazı sosyal beklentileri anlamakta daha fazla zorlanabiliyor.
Burada önemli bir ayrım var: Çocukken özgür büyümek tek başına yetişkinlikte özgüvensizliğe yol açmıyor. Kaynakta aktarılan araştırmalara göre ihmal edici ebeveynlik çocuk ve ergenlerde daha düşük özsaygıyla ilişkilendirilebilirken, sevgi ve desteğin bulunduğu izin verici ebeveynlikte aynı ilişkinin görülmediği belirtiliyor.
Dolayısıyla asıl belirleyici noktalardan biri çocuğun ne kadar özgür olduğu değil, bu özgürlüğün yanında kendisini desteklenmiş, önemsenmiş ve güvende hissedip hissetmediği.