Çocuklar büyürken yalnızca kendilerine söylenenlerden değil, zorlandıkları anlarda onlara nasıl yaklaşıldığından da önemli çıkarımlar yapıyor. Özellikle hata yaptıklarında veya başarısız olduklarında ebeveynlerinden gördükleri tepkiler, kendilerine yönelik algılarının şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Psikologlar, özgüvenli ve dayanıklı çocuklar yetiştiren ailelerde öne çıkan yaklaşımları şöyle sıralıyor.
Çocuklar başarısız olduklarında anne ve babalarının tepkilerini düşündüğümüzden çok daha dikkatli takip ediyor. Düşük bir not aldığında yüzünüzde oluşan ifade ya da bir yarışmayı kaybettiğinde ona yaklaşımınız, başarının sevgi ve kabul görmeyle bağlantılı olduğunu düşünmesine neden olabiliyor.
Bu nedenle "Neden daha fazla çalışmadın?" demek yerine, "Farklı bir sonuç istediğini biliyorum. Bununla ilgili nasıl hissediyorsun?" gibi bir yaklaşım tercih edilebilir.
Çocuk, başarısızlığın ailesinin gözündeki değerini değiştirmediğini bildiğinde hata yapmaktan daha az korkuyor. Böylece başarısızlık saklanması gereken bir durum yerine öğrenme sürecinin bir parçasına dönüşebiliyor.
Çocuk sürekli başkalarını memnun etmesi gerektiğini öğrenirse karşısındaki kişinin mutsuzluğu ona "Yanlış bir şey yaptım" hissi verebilir. Zamanla kendi isteklerini anlamadan önce çevresindeki insanların beklentilerini okumaya başlayabilir. Ebeveynler çocuklarına, "Birisi verdiğin karardan hoşlanmayabilir ama bu, kararının senin için yanlış olduğu anlamına gelmez" mesajını verebilir.
Çocuğun anne ve babasıyla aynı fikirde olmadığı zamanlarda bile kendi düşüncelerine güvenebileceğini öğrenmesi, ilerleyen yıllarda arkadaşlıklarından romantik ilişkilerine ve iş hayatına kadar pek çok alanda önem taşıyabilir.
"Sen çok zekisin", "Sen ailenin sporcususun" ya da "Sen her zaman sorumluluk sahibi olansın" gibi olumlu görünen ifadeler bile zamanla çocuk üzerinde baskı yaratabilir. Çocuk kendisini sürekli bu özelliklerle tanımlamaya başladığında aldığı düşük bir not ya da başarısız olduğu bir aktivite, yalnızca kötü bir sonuç olmaktan çıkıp kimliğine yönelik bir tehdit gibi hissedilebilir.
Bu nedenle sonuca değil, gösterdiği çabaya dikkat çekmek daha sağlıklı olabilir. "Çok zekisin" yerine "Zorlandığın halde devam ettin" demek buna örnek gösterilebilir. Böylece çocuk, değerinin yalnızca iyi yaptığı şeylere bağlı olmadığını öğrenebilir.
Çocukların zaman zaman ebeveynleriyle aynı fikirde olmaması ve buna rağmen aralarındaki ilişkinin güvende olduğunu görmesi gerekiyor. Bu, çocuğun bütün kararları kendisinin vereceği anlamına gelmiyor. Ebeveyn sınır koyarken aynı zamanda çocuğunun duygusunu kabul edebilir. Örneğin, "Bu kararıma kızabilirsin. Cevabım yine hayır ama kızgın olman aramızdaki ilişkiyi değiştirmiyor" denilebilir.
Çocuk, ailesiyle yakınlığını koruyabilmek için kendi sesinden vazgeçmek zorunda olmadığını öğrendiğinde ilerleyen yaşlarda sınır koymak ve gerektiğinde "hayır" diyebilmek de kolaylaşabilir.
Çocuk üzgün, endişeli ya da utanmış olduğunda ebeveynlerin ilk içgüdüsü çoğu zaman onu hemen rahatlatmak oluyor. Sorunu çözmek, dikkatini başka yere çekmek veya "Her şey güzel olacak" demek isteyebiliyoruz.
Oysa bazen çocuğun ihtiyacı olan tek şey, "Bunun senin için zor olduğunu biliyorum, yanındayım" mesajı olabilir. Çocukların rahatsız edici duygularla baş edebilmeyi de öğrenmesi gerekiyor. Utanabilir ve bu duygunun geçeceğini görebilir; korkabilir ama yine de bir adım atabilir.
Ebeveynin her zor duyguyu ortadan kaldırması yerine çocuğun yanında kalması, zamanla ona "Bu duyguyla baş edebilirim" düşüncesini kazandırabilir.
Çocuklar büyüdükçe sürekli değerlendirildikleri bir dünyayla karşılaşıyor. Okul notları, sınavlar, spor müsabakaları, sosyal medya, üniversite ve ilerleyen yıllarda iş hayatı... Dış dünya çocuğa sürekli "Ne kadar başarılısın?" diye sorabilir. Uzmanlara göre ev ise bunun karşısında çocuğun herhangi bir başarı göstermeden de değerli ve kabul edilmiş hissettiği güvenli alan olmalı.
Ebeveynler bunu zaman zaman doğrudan ifade de edebilir: "Başarılı olduğunu görmek beni mutlu ediyor ama burada sevilmek için bana hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsin."
Çocukların dayanıklılığı yalnızca karşılaştıkları zorluklarla değil, o zorluklar sırasında ailelerinden aldıkları mesajlarla da şekilleniyor. Hata yapmanın, üzülmenin, başarısız olmanın ya da anne-babayla aynı fikirde olmamanın sevgiyi değiştirmediğini öğrenmek, çocuğun ilerleyen yıllarda hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkinin temelini oluşturabiliyor.