Bu arada sözlerini tuttular da. Güneşli California’ya demir attılar, Montecito’nun o meşhur zenginler kulübünden devasa bir malikane aldılar. Netflix ve Spotify masaya milyon dolarlık sözleşmeler koydu. Belgeseller çekildi, Oprah'ya röportaj verildi, kitaplar yazıldı, podcast’ler kaydedildi. Her şey dışarıdan kusursuz bir Hollywood senaryosu gibi görünüyordu.
Şimdilerde Meghan ve Harry aynı bavulları bu kez İngiltere’ye dönmek için topluyor. Ve inanın bana, bu dönüşün arkasında gazete haberlerinin anlattığından çok daha derin, çok daha karmaşık bir hikaye yatıyor.
Olayın biraz matematiğine indiğinizde tablo hızla netleşiyor. 2020’de Netflix ile imzalanan ve basına "100 milyon dolar" diye sızdırılan o şaşaalı anlaşmanın aslı 60 milyon dolarmış. Üstelik bu paranın devasa bir kısmı genel prodüksiyon giderleri ile buharlaşıp yok oldu.
Spotify fiyaskosu ise malum; tek sezonun ardından iptal edilen anlaşma ile platform yöneticisi onları herkesin ortasında "dolandırıcı" ilan etmişti. Harry, olaylı kitabı Spare’den 20 milyon dolar kazandı kazanmasına ama Daily Mail davasını kaybedince masasına bırakılan 47 milyon sterlinlik fatura, o geliri çoktan eksiye düşürdü.
Bir de madalyonun gider tarafı var. Montecito’daki 14,5 milyon dolarlık malikanenin bitmek bilmeyen ipotek taksitleri, yılda 3 milyon doları bulan güvenlik masrafları, Portekiz’deki tatil evi... Bir zamanlar 18 kişiyi bulan ev personeli bugün basın sözcüleri dışında 4 kişiye kadar düşmüş durumda. Saray dedikodularına göre, bu çiftin sahip oldukları hayat standardını sürdürebilmeleri için yılda en az 6 milyon dolara ihtiyaçları var.
Hülasa; Harry hiçbir maddi getirisi olmayan hayır işleriyle meşgulken, evin ana kazancını sağlayan kişi artık Meghan.
Hollywood kulislerinde haftalardır konuşulan bir iddiaya göre Meghan, yönetmenliğini Guy Ritchie'nin yaptığı ve çekimleri İngiltere'de gerçekleşen The Gentlemen dizisinin ikinci sezonunda oynamak istiyor. Hatta görüşmelerin çoktan başladığı ve imzaların an meselesi olduğu söyleniyor.
Yani Sussex ailesinin İngiltere'ye bu "uzun süreli" dönüşü, aslında Meghan’ın oyunculuğa dönüş bileti. Dahası, reçelden muma uzanan ürün yelpazesiyle kurduğu As Ever markasını, yeniden kraliyet çevresine girerek o eski "pırıltılı" günlerin rüzgarıyla büyütmek istediği de konuşuluyor.
Harry, birkaç ay önce verdiği bir röportajda, "Babamın ne kadar ömrü kaldı bilmiyorum. Keşke bu küslük bitse," derken aslında içinde bulunduğu çıkmazı özetlemişti.
Fakat İngiltere’ye dönmek Harry için suları durultmayacak, aksine yeni fırtınalar koparacak. Çünkü William’ın kapıları sıkı sıkı kapalı. Yakın çevresine göre, Galler Prensi asla barışmak istemiyor.
Kitaplarında ve belgesellerinde aileyi yerden yere vuran, ırkçılık suçlamalarından desteksiz bırakılmaya kadar her türlü eleştiriyi kameralar önünde yapan bir çiftin, şimdi o ailenin gölgesine geri dönmesi ironik bir durum...
Bir de şu meşhur "güvenlik" meselesi var. Harry, İngiltere’ye gelememe nedeni olarak hep "Kraliyet korumalarının kendisinden alınmasını" göstermiş, çocuklarını güvence olmadan getiremeyeceğini söylemişti. Şimdi geri dönüyorlar ve bu korumayı talep edecekleri neredeyse kesin. Artık resmi bir görevi olmayan bu çiftin güvenliğinin İngiliz halkının vergileriyle karşılanması ihtimali bile, İngiliz halkında ciddi bir öfke dalgası yaratacak gibi görünüyor.
Onların adaya ayak bastığı gün, medyanın o acımasız ilgisi anında yön değiştirecek. William ve Catherine’in attığı her adım, katıldıkları her tören, yüzlerindeki her mimik bir anda Sussex çiftiyle kıyaslanmaya başlanacak. 2020 öncesinde yaşanan ve Meghan ile Harry’nin gidişiyle bile tam olarak bitmeyen o sessiz rekabet, yeniden alevlenecek.
Altı buçuk yıl önce kendilerinden gayet emin bir şekilde çıktıkları o devasa kapıdan, şimdi sessizce geri dönen bu ikiliyi adada neler bekliyor, izleyip göreceğiz. Ama kesin olan şey, Amerikan rüyasının ellerinde patlamış olması. İngiltere'nin soğuk ve yağmurlu gerçekçiliği ise hiç ama hiç kolay olmayacak.