Girne’den Mersin’in Taşucu Limanı’na gitmek üzere yola çıkan, mürettebat dahil 267 kişinin bulunduğu katamaran tipi yolcu gemisinin alabora olması ve ardından yaşanan can kayıpları, denizcilik güvenliğini yeniden gündemin merkezine taşıdı. 8 kişinin hayatını kaybettiği, 20 kişinin ise kayıp olarak arandığı olayın tüm yönleriyle aydınlatılması artık yalnızca bir soruşturma meselesi değil, benzer faciaların önlenebilmesi açısından da büyük önem taşıyor.
Bursa Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Dobrucalı’nın değerlendirmeleri, olayın teknik açıdan düşündüğümüzden çok daha fazla soru barındırdığını gösteriyor.
Dobrucalı’nın özellikle dikkat çektiği noktalardan biri, geminin kaza anında 'hemen batacak' şekilde tasarlanmış bir gemi olmaması.
Söz konusu gemi, klasik deplasman tipi bir yolcu gemisinden farklı. Yüksek süratli, fiber gövdeli ve 'high-speed craft' sınıfında değerlendirilen bir araç. Ancak türü ne olursa olsun, yolcu taşıyan bir gemide en önemli konulardan biri stabilite ve hasar sonrasında yüzebilirliğin korunması.
Başka bir ifadeyle, gemi bir kaza geçirdiğinde yolcuların ve mürettebatın gemiyi terk edebilmesine yetecek kadar süre kazanılması gerekiyor.
Gemide meydana gelen olay, geminin tasarımının öngördüğü süreden çok daha hızlı bir şekilde mi gelişti?
İlk bilgilere göre geminin baş taraftan bir dalga aldığı, ardından ikinci dalgadan sonra baş bölümünde bir patlama sesi duyulduğu belirtildi. Geminin sivri baş yapısı nedeniyle dalgaların tepelerini geçerken bir kırılma yaşanmış olabileceği değerlendirildi.
Ancak bunlar henüz kesinleşmiş bilgiler değil.Asıl cevap, soruşturmanın teknik incelemeleriyle ortaya çıkacak.
Kazayla ilgili görüntülerde yolcuların önemli bölümünün can yeleği giydiğinin görülmesi, en azından bazı güvenlik prosedürlerinin devreye sokulduğunu düşündürüyor.
Fakat burada dikkat çeken başka bir ayrıntı var: Görüntülerden birinde can salının açılmamış olması.
Can yeleği elbette hayati önem taşıyor. Fakat yüzlerce kişinin bulunduğu bir geminin denizde terk edilmesi gerektiğinde yalnızca can yeleğine güvenmek yeterli değil.
Can sallarının zamanında açılması, yolcuların bu sallara yönlendirilmesi ve mürettebatın kriz anındaki koordinasyonu hayati önem taşıyor.
Dolayısıyla bundan sonraki soruşturmanın yalnızca 'gemi neden battı?' sorusuna değil, 'gemi terk süreci nasıl yönetildi?' sorusuna da cevap vermesi gerekiyor.
Kaptanın ve mürettebatın olayın ilk anlarında ne yaptığı, yolculara hangi talimatların verildiği, can sallarının ne zaman hazırlanması gerektiği, telsiz görüşmelerinde nelerin konuşulduğu ve geminin terk edilmesi kararının hangi aşamada alındığı...
Bunların her biri birbirinden önemli.
Gemide görev yapan personelin gerekli gemi adamı ehliyetlerine sahip olması gerekiyor. Prof. Dr. Dobrucalı da bu tip gemilerde çalışan kaptan ve makine personeli dahil mürettebatın belirli eğitimlerden geçtiğini ve ehliyetlerinin bulunduğunu belirtti.
Üstelik geminin Liman Başkanlığı’nın onayıyla seferine başlamış olması da önemli bir ayrıntı.
Fakat bir geminin denize çıkış için gerekli şartları taşıması, kazanın tüm sorularını ortadan kaldırmıyor.
Çünkü denizcilikte yalnızca "ehliyet var mı?" sorusu sorulmaz. Asıl mesele, kriz anında alınan kararların doğru olup olmadığıdır.
Role eğitimleri gerçekten uygulanabildi mi?
Mürettebat görev dağılımını biliyor muydu?
Yolcular doğru şekilde yönlendirildi mi?
Geminin terk edilmesi için yeterli zaman var mıydı?
Can sallarına ulaşım mümkün müydü?
Ve en önemlisi, olayın ilk dakikalarında gemideki tehlikenin boyutu doğru şekilde değerlendirilebildi mi?
Bu soruların büyük bölümünün cevabı denizin altında yatıyor.
514 metre derinlikte olduğu belirlenen batığa yapılacak robotik dalış, soruşturma açısından kritik bir aşama olacak. Ancak yalnızca batığın görüntülenmesi yeterli olmayabilir.
Geminin kara kutusu, seyir kayıtları, telsiz konuşmaları ve diğer teknik veriler bir araya getirildiğinde olayın kronolojisi çok daha net ortaya çıkabilir.
Hangi dakikada ne oldu?
Tehlike ne zaman fark edildi?
İlk uyarı ne zaman yapıldı?
Geminin kaptanı ve mürettebatı hangi kararı aldı?
Yolcular ne zaman bilgilendirildi?
Gemiyi terk emri verildi mi?
Can sallarının açılması için ne zaman harekete geçildi?
Bütün bu soruların cevabı, kazanın nedenini anlamak kadar önemli.
Çünkü bir deniz kazasında bazen facianın kendisinden çok, facianın ilk birkaç dakikasında alınan kararlar sonucu belirler.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın açıklamalarında hata, ihmal, yanlış ve kusur ne varsa ortaya çıkarılacağının belirtilmesi bu nedenle önemli.
Ancak burada soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi gerekiyor. Kamuoyunun öfkesini dindirmek için aceleyle bir sorumlu ilan etmek yerine, teknik verilerin tamamının ortaya çıkarılması şart.
Çünkü eğer bir hata varsa bunun nerede yapıldığını bilmek gerekiyor. Eğer ihmal varsa hangi aşamada gerçekleştiğini bilmek gerekiyor.
Eğer hava koşulları belirleyici olduysa, geminin bu şartlarda neden sefere çıktığını veya sefer sırasında hangi kararların alındığını anlamak gerekiyor.
Eğer teknik bir arıza ya da gövde hasarı varsa bunun neden ve nasıl meydana geldiğini ortaya koymak gerekiyor.
Ve eğer prosedürler doğru uygulanmadıysa, bunun nedenini bilmek gerekiyor.
Bu olayın ardından en kolay açıklama "hava çok kötüydü" demek olabilir. Fakat denizcilik, yalnızca iyi havada güvenli seyir yapmak değildir. Asıl sınav, kötü hava geldiğinde başlar.
Yüzlerce kişinin hayatının emanet edildiği bir gemide güvenlik zincirinin her halkasının sağlam olması gerekir. Geminin tasarımı, bakım durumu, hava koşullarının değerlendirilmesi, kaptanın kararları, mürettebatın eğitimi, yolcuların yönlendirilmesi ve acil durum ekipmanlarının kullanımı...
Bir halkadaki kopukluk, diğerlerini de etkileyebilir.
Şimdi 514 metre derinlikteki batıktan gelecek bilgiler bekleniyor. Belki kara kutu konuşacak. Belki robotik dalış görüntüleri bazı soruların yanıtını verecek. Belki telsiz kayıtları olayın dakikalarını yeniden önümüze koyacak.
Ama ne çıkarsa çıksın, bu soruşturmanın amacı yalnızca yaşanan bir faciaya cevap bulmak olmamalı.
Asıl amaç, aynı soruların bir başka gemide, başka yolcular için bir daha sorulmamasını sağlamak olmalı.
Çünkü deniz kazalarında kaybedilen hayatların geri getirilmesi mümkün değil.
Fakat doğru sorular sorulur, gerçekler eksiksiz ortaya çıkarılır ve gerekli dersler alınırsa, gelecekte başka hayatların kurtarılması mümkün olabilir.