Psikologlara göre boşanmanın sessiz işaretleri! Evliliğinizde bunlar varsa di

Evlilikte yaşanan kırılmalar, tekrarlanan sorunlar, görmezden gelinen davranışlar çiftlerin birbirinden uzaklaşmasına neden olabiliyor. Filmlerde eşlerden birinin aniden boşanmak istediğini açıklaması sık kullanılan bir sahne olsa da gerçek hayatta ilişkiler genellikle bir gecede bozulmuyor. İşte psikologlara göre evliliğinizin boşanmaya doğru gittiğinin 5 ince işareti.

Uzmanlara göre evlilikte kimi zaman önemsiz görünen bir söz, karşılık bulmayan bir yakınlaşma girişimi veya değer görmediğini hissetmek zaman içinde birikerek ilişkinin gidişatını değiştirebiliyor.

Bu belirtilerin görülmesi ilişkinin mutlaka boşanmayla sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. Sorunları erken fark etmek, çiftlerin ilişkilerindeki problemleri ele alabilmesi açısından önemli bir fırsat da yaratabiliyor. Araştırmalar ve psikologların değerlendirmeleri, uzun süreli ilişkilerde özellikle bazı davranışların üzerinde durulması gerektiğini gösteriyor. Psikologlara göre evliliğinizin boşanmaya doğru gittiğinin 5 ince işaretinin detayları.

Reklam
Reklam

EŞİNİZ TARAFINDAN DEĞER GÖRMEDİĞİNİZİ HİSSETMEK

İlişkide sürekli göz ardı edildiğinizi veya yaptıklarınızın takdir edilmediğini düşünmek de üzerinde durulması gereken işaretlerden biri.

Araştırmalar, kişinin partneri tarafından sevildiğini, saygı gördüğünü ve değerli bulunduğunu hissetmesinin ilişki memnuniyeti açısından önemli olduğunu gösteriyor.

Essex Üniversitesi'nden sosyal psikolog Dr. Veronica Lamarche'a göre kişi partnerinin kendisine değer verdiğine ve saygı duyduğuna inanmıyorsa ilişkiyi ayakta tutan bazı davranışlar da zamanla zarar görebiliyor. Fedakarlık yapmak, affetmek veya karşı tarafın ihtiyaçlarını önemsemek daha zor hale gelebiliyor.

Ancak ilginç bir araştırma, çiftlerin partnerlerinin kendilerine duyduğu minnettarlığı olduğundan daha az tahmin edebildiğini de gösterdi. 205 çift üzerinde yapılan çalışmada birçok kişinin eşinin kendisine gerçekte olduğundan daha az minnettar olduğunu düşündüğü görüldü.

Reklam
Reklam

Uzmanlara göre yalnızca değer görmek değil, partnerinize onu takdir ettiğinizi göstermek de ilişkinin devamlılığı açısından önemli. Minnettarlığın ifade edilmesi, ilişkileri ciddi biçimde yıpratabilen küçümseme davranışına karşı da koruyucu bir rol oynayabiliyor.

“RUH EŞİ” DÜŞÜNCESİNE FAZLA BAĞLANMAK

Masallar ve romantik filmler, insanların karşılarına bir gün “doğru kişinin” çıkacağı fikrini sık sık işliyor. Ancak uzmanlara göre bir ilişkinin kader tarafından belirlendiğine fazlasıyla inanmak beklenmedik bir dezavantaja dönüşebilir.

Psikolojide “kader inancı” olarak değerlendirilen bu yaklaşımda kişiler ilişkilerin ya olması gerektiğine ya da olmaması gerektiğine inanabiliyor. Bu düşüncenin tek başına kötü olmadığı ancak ilişkinin sorunlu dönemlerinde çiftlerin çaba göstermesini engelleyebildiği belirtiliyor.

Reklam
Reklam

Bir problem, birlikte aşılması gereken bir engel olarak görülmek yerine “Demek ki birbirimiz için yaratılmamışız” düşüncesinin kanıtı olarak algılanabiliyor.

900'den fazla çiftin takip edildiği bir araştırmada, ilişkilerinin başlangıcında kader inancı yüksek kişilerin daha mutlu olduğu görüldü. Ancak sonraki iki yıl içerisinde bu kişilerin ilişki memnuniyetindeki düşüşün, ilişkinin emek verilerek geliştirilebileceğine inanan kişilere kıyasla neredeyse iki kat hızlı olduğu belirlendi. Uzmanlara göre sağlıklı ve uzun süreli bir ilişki yalnızca sevgiye değil, iki tarafın da ilişki için çaba göstermesine ihtiyaç duyuyor.

KÜÇÜK YAKINLAŞMA GİRİŞİMLERİNİ GÖRMEZDEN GELMEK

Partneriniz dışarıda gördüğü bir kuşu size gösteriyor, gününün nasıl geçtiğini anlatmak istiyor veya küçük bir şakayla dikkatinizi çekmeye çalışıyor. Bunlar önemsiz anlar gibi görünse de psikologlara göre ilişkinin geleceği açısından düşünüldüğünden daha önemli olabilir.

Reklam
Reklam

Sosyal medyada “kuş teorisi” olarak popülerleşen yaklaşımın temelinde de bu bulunuyor. Partnerlerden biri küçük bir iletişim girişiminde bulunduğunda diğerinin buna nasıl karşılık verdiği önem taşıyor. Bu girişim bir soru, bakış, şaka, dokunuş veya küçük bir haber paylaşma isteği olabilir. Karşı taraf buna ilgi gösterebilir, görmezden gelebilir ya da olumsuz tepki verebilir.

Psikolog John ve Julie Gottman'ın çalışmalarında istikrarlı ilişkilerde partnerlerin bu küçük bağlantı girişimlerine daha fazla karşılık verdiği belirtiliyor.

Gottmanların araştırmalarında mutlu evliliklerde her olumsuz etkileşime karşı yaklaşık beş olumlu etkileşim bulunması gerektiği öne sürülmüş olsa da daha sonraki bazı araştırmalar bu oranın kesinliği konusunda soru işaretleri ortaya koydu. Buna karşılık partnerin ihtiyaçlarına ve iletişim girişimlerine duyarlı olmasının yakınlıkla bağlantılı olduğunu gösteren farklı çalışmalar bulunuyor.

Reklam
Reklam

Partnerinizin verdiğiniz güzel bir habere heyecanla karşılık vermesi ilişki açısından olumlu bir davranış olarak değerlendirilirken, sürekli telefona bakarak eşini görmezden gelmek anlamına gelen “phubbing” davranışı ise daha düşük ilişki memnuniyetiyle ilişkilendiriliyor.

KAYGILI VE ÇATIŞMALI İLİŞKİ DÖNGÜSÜNE GİRMEK

Çocuklukta bakım veren kişilerle kurulan bağların yetişkinlikteki romantik ilişkileri etkileyebileceği düşüncesi, bağlanma teorisinin temelini oluşturuyor. Genel olarak güvenli, kaygılı ve kaçınmacı bağlanma biçimlerinden söz ediliyor; bazı sınıflandırmalarda yakınlık isteği ile yakınlık korkusunu birlikte barındıran örüntüler de ayrıca ele alınıyor.

Araştırmalar, güvensiz bağlanma biçimleriyle daha düşük evlilik memnuniyeti arasında bağlantı bulunduğunu gösteriyor. Özellikle kaygılı bağlanma yaşayan bir kişi, terk edilme korkusu nedeniyle partnerini kendisinden uzaklaştırabilecek davranışlarda bulunabiliyor. Bunun sonucunda korkulan durumun gerçekleşme ihtimalini artıran bir döngü ortaya çıkabiliyor.

Reklam
Reklam

Çiftlerin günlük tutarak ilişkilerindeki tartışmaları kaydettiği çalışmalarda da kaygılı bağlanan kişilerin, güvenli bağlananlara kıyasla ilişkilerinde daha fazla çatışma yaşandığını bildirebildiği görüldü.

Dr. Lamarche, kişinin kendisine ilişkin yoğun şüphelerinin partneriyle yaşadığı etkileşimlerde olumsuzluklara daha fazla anlam yüklemesine ve bunun zamanla büyüyen sorunlara dönüşmesine neden olabileceğini belirtiyor. Ancak bağlanma biçimlerinin değişmez olmadığı vurgulanıyor. Yaş, yaşam deneyimleri ve kurulan ilişkiler zaman içerisinde bu örüntüleri etkileyebiliyor. Günlük yaşamda partnerinden destek gördüğünü hissetmek de bazı olumsuz etkileri azaltabiliyor.

SORUNU PARTNERİN KİŞİLİĞİNDE ARAMAK

Uzun süreli bir ilişkinin başarılı olması için çiftlerin kişiliklerinin birbirine benzemesi gerektiği sıkça düşünülüyor. Ancak araştırmalar bunun sanıldığı kadar belirleyici olmayabileceğini gösteriyor.

Reklam
Reklam

Partnerinizin dışa dönük veya içine kapanık olması gibi kişilik özelliklerinin, bazı istisnalar dışında ilişki memnuniyetini tahmin etmede sınırlı bir etkisi olduğu belirtiliyor. Bunun yerine araştırmacıların “ilişkiye özgü göstergeler” olarak tanımladığı unsurlar çok daha güçlü görünüyor.

Kişinin partneri tarafından takdir edildiğini hissetmesi, eşinin ilişkiye bağlı olduğuna inanması ve ilişkinin kendisi hakkındaki düşünceleri bunların arasında bulunuyor. Araştırmada bu tür ilişkiye özgü değişkenlerin memnuniyet düzeylerindeki farklılığın yüzde 45'ini açıklayabildiği ve ruh hali ya da bağlanma biçimi gibi bireysel özelliklerden yaklaşık iki kat daha güçlü bir öngörü sağladığı belirtildi.

Başka bir ifadeyle uzun vadede belirleyici olan, iki insanın kişiliklerinin kağıt üzerinde ne kadar uyumlu göründüğünden çok, birbirlerine günlük yaşam içerisinde nasıl davrandıkları olabilir.

Reklam
Reklam

Uzmanların üzerinde durduğu bu işaretlerin hiçbiri tek başına bir evliliğin boşanmayla sonuçlanacağını göstermiyor. Ancak çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmaya başladığını gösteren davranışları erken fark etmesi, sorunların büyümeden ele alınmasına yardımcı olabilir.

Haberin Devamı İçin Tıklayın
Anahtar Kelimeler: