Bana göre Beşiktaş, uzun süredir aradığı golcüyü sonunda bulmuş olabilir. Dusan Vlahovic, özlenen Mario Gomez performansını gösterebilir mi? Bunu şimdiden söylemek elbette mümkün değil. Ancak bunun için ilk ciddi işaretleri vermeye başladı bile.
Dün gecenin tartışmasız yıldızı Vlahovic'ti.
Beşiktaş'ın yaklaşık 2,5 ay boyunca peşinden koştuğu Sırp golcü, neden bu kadar istendiğini daha ilk ciddi fırsatlarından itibaren gösterdi. Hat-trick yapması gecenin en dikkat çekici istatistiğiydi ancak benim açımdan asıl önemli olan, Vlahovic'in sadece golcülüğü değildi.
Stoperlerle girdiği mücadelelerde rakip savunmacıları adeta üzerinde taşıması, fizik gücüyle rakibe üstünlük kurması ve sürekli oyunun içerisinde kalması dikkat çekiciydi. Açıkçası tam anlamıyla Türkiye'lik bir santrfor görüntüsü verdi.
Elbette bir maç üzerinden büyük anlamlar çıkarmamak gerekiyor. Fakat Vlahovic'in başlangıcı Beşiktaş adına fazlasıyla umut verici.
Beşiktaş'ta dikkat çeken bir diğer isim ise Leandro Trossard'dı. Belçikalı yıldız, takımın adeta beyni konumunda. Siyah-beyazlıların ürettiği hemen hemen her hücumda Trossard'ın bir şekilde imzasını görmek mümkün. Oyunu yönlendirmesi, doğru zamanda doğru bölgeye hareketlenmesi ve hücum aksiyonlarının içerisinde sürekli yer alması takdire değer.
Geçtiğimiz sezon İngiltere Premier Lig'de şampiyonluk yaşamış ve o seviyenin temposuna fazlasıyla alışmış bir oyuncudan söz ediyoruz. Trossard, sahip olduğu tecrübe ve kaliteyle Beşiktaş'ın hücum organizasyonlarını tek başına bile farklı bir seviyeye taşıyabilecek kapasitede.
Ancak Beşiktaş'ın dün geceki görüntüsünde can sıkıcı bir taraf da vardı: Savunma.
Kartal, ön tarafta ne kadar hareketli, çabuk ve ne yaptığını bilerek oynuyorsa geride bir o kadar dengesiz, savruk ve dağınık görünüyor. Elbette bunun en önemli nedenlerinden biri önde yapılan baskı. Beşiktaş rakibi kendi yarı sahasında karşılamak yerine önde baskıyla topu kazanmayı tercih ediyor. Bu anlayış doğal olarak arka tarafta risk oluşturuyor.
Fakat burada önemli olan, bu riski kontrol edebilmek.
Beşiktaş'ın hücumdaki özgüvenini ve agresifliğini kaybetmeden savunmada biraz daha dengeli hale gelmesi gerekiyor. Büyük maçlarda yapılacak küçük savunma hatalarının bedeli çok daha ağır olabilir.
Siyah-beyazlılarda dikkatimi çeken bir diğer kazanım ise Olaitan ve Orkun Kökçü'nün dinamizmi.
İki oyuncu da rakibe nefes aldırmıyor. Her an, her dakika rakibin ensesindeler. Top rakipteyken mücadeleden kaçmıyor, top ayaklarına geldiğinde ise hücumu düşünüyor ve oyunu gereksiz yere yavaşlatmıyorlar.
Bu anlayış, Italiano'nun oynatmak istediği futbol açısından son derece önemli.
Beşiktaş'ın ön taraftaki hareketliliği ve orta sahadaki bu dinamizm, siyah-beyazlıların en büyük silahlarından biri olacak gibi görünüyor.
Gelecek hafta ise bizi gerçek anlamda bir futbol şöleni bekliyor.
Fenerbahçe ile Beşiktaş karşı karşıya gelecek. Sezona oldukça iyi başlayan iki formda takım, derbide kozlarını paylaşacak. Bugüne kadar ortaya koydukları futbol bize şunu gösteriyor: İki takım da önde basmayı, topu hızlı kazanmayı ve direkt hücum etmeyi seviyor. Dolayısıyla futbolseverleri bol pozisyonlu ve bol gollü bir derbi bekleyebilir.
Tek dileğim ise futbolun önüne başka hiçbir şeyin geçmemesi.
Hakemin konuşulmadığı, futbolun ön planda olduğu, bol gollü ve keyifli bir derbi izleyelim. Çünkü görünen o ki bu sezonun en güzel maçlarından biri olmaya aday bir Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi bizi bekliyor.