275 milyar ton su hareket etsede yarım yüzyıldır hala ölü bölge

Yarım yüzyılı aşkın süredir tarımsal atıklar ve sanayi kirliliğiyle boğuşan Baltık Denizi, bugün dünyanın en büyük oksijensiz su alanlarından biri olarak anılıyor. 1980’lerden bu yana nehirler aracılığıyla denize taşınan fosfor yükü yaklaşık %50, azot yükü ise %30 oranında azaltıldı. Ancak tüm bu çabalara rağmen deniz hala toparlanamıyor. Bilim insanlarına göre bunun arkasında, birbirini tetikleyen üç büyük fiziksel ve kimyasal neden yatıyor…

Baltık Denizi, dünyanın en kapalı ve en az tuzlu denizlerinden biri. Kuzey Denizi ile bağlantısı dar boğazlarla sınırlı olduğu için su değişimi oldukça yavaş gerçekleşiyor.

Denizin en kritik özelliklerinden biri ise katmanlı yapısı. Üstte daha hafif ve tatlıya yakın su, altta ise daha yoğun ve tuzlu su bulunuyor. Bu iki katman kolay kolay karışmıyor.

Reklam
Reklam
  • Yüzeydeki oksijen, dip sularına inemiyor
  • Dipte biriken organik atıklar çürürken oksijeni tüketiyor
  • Oksijensiz (anoksik) alanlar genişliyor

Bu nedenle Baltık Denizi, 'ölü bölgeler' açısından küresel ölçekte en dramatik örneklerden biri haline geldi.

ÖTROFİKASYON VE ASİTLEŞME: DENİZ İÇİN ZEHİRLİ DÖNGÜ

Yıllar boyunca denize taşınan aşırı azot ve fosfor (özellikle gübre ve kanalizasyon kaynaklı), devasa alg patlamalarına yol açtı.

Bu süreç şöyle işliyor:
Besin yükü artıyor
Algler hızla çoğalıyor
Algler ölüp deniz dibine çöküyor
Çürüme süreci sudaki oksijeni tüketiyor
Oksijen bitince balıklar ve dip canlıları ölüyor

Dahası, çürüme sırasında açığa çıkan karbondioksit suyun pH seviyesini düşürüyor. Bu da denizi daha asidik ve biyolojik olarak daha stresli hale getiriyor.

Yani besin kirliliği azalsa bile sistem kendi kendini zehirleyen bir döngüye girmiş durumda.

Reklam
Reklam

'UYUYAN FOSFORUN' UYANIŞI

En kritik sorunlardan biri de bilim insanlarının 'iç yük' dediği durum. Geçmişte denize taşınan fosforun büyük kısmı dip çamurlarında birikti. Normal şartlarda oksijenli ortamda bu fosfor çamura bağlı kalır. Ancak dip suları oksijensiz kaldığında, fosfor tekrar çözünerek suya karışır. Bu olaya 'uyuyan fosforun uyanışı' deniliyor.

Yani dışarıdan gelen kirlilik azalsa bile, denizin dibinde biriken eski fosfor yeniden dolaşıma girerek yeni alg patlamalarını tetikliyor. Bu da iyileşmeyi geciktiren en önemli kimyasal mekanizmalardan biri.

275 MİLYAR TONLUK DOĞA OLAYI: GEÇİCİ UMUT

Şubat 2026’nın başlarında Polonya Bilimler Akademisi, sıra dışı bir hava olayı kaydetti. Uzun süreli ve çok şiddetli doğu rüzgarları, Baltık Denizi’nden yaklaşık 275 milyar ton suyu fiziksel olarak dışarı itti. Deniz seviyesi bir anda 67 santimetre düştü.

Reklam
Reklam

Bilim insanları, rüzgarlar dindiğinde Kuzey Denizi’nden oksijen açısından zengin, tuzlu suyun Baltık havzasına dolmasını ve dip sularını kısmen canlandırmasını bekliyor.

Ancak uzmanlara göre bu rahatlama yalnızca geçici olacak. Çünkü temel sorun olan, aşırı besin yükü ve iç fosfor döngüsü hala devam ediyor.

ÇÖZÜM NE?

IOV Enstitüsü’ne göre kalıcı çözüm için:

  • Nehirlerden gelen besin yükünün daha da azaltılması
  • Lagünler ve fiyortlar gibi doğal kıyı filtrelerinin yeniden canlandırılması
  • Deniz çayırlarının tekrar ekilmesi
  • Fazla besini emmesi için kontrollü mikroalg (yosun) tarlalarının kurulması gerekiyor.
Haberin Devamı İçin Tıklayın
Anahtar Kelimeler: