Baltık Denizi, dünyanın en kapalı ve en az tuzlu denizlerinden biri. Kuzey Denizi ile bağlantısı dar boğazlarla sınırlı olduğu için su değişimi oldukça yavaş gerçekleşiyor.
Denizin en kritik özelliklerinden biri ise katmanlı yapısı. Üstte daha hafif ve tatlıya yakın su, altta ise daha yoğun ve tuzlu su bulunuyor. Bu iki katman kolay kolay karışmıyor.
Bu nedenle Baltık Denizi, 'ölü bölgeler' açısından küresel ölçekte en dramatik örneklerden biri haline geldi.

Yıllar boyunca denize taşınan aşırı azot ve fosfor (özellikle gübre ve kanalizasyon kaynaklı), devasa alg patlamalarına yol açtı.
Bu süreç şöyle işliyor:
Besin yükü artıyor
Algler hızla çoğalıyor
Algler ölüp deniz dibine çöküyor
Çürüme süreci sudaki oksijeni tüketiyor
Oksijen bitince balıklar ve dip canlıları ölüyor
Dahası, çürüme sırasında açığa çıkan karbondioksit suyun pH seviyesini düşürüyor. Bu da denizi daha asidik ve biyolojik olarak daha stresli hale getiriyor.
Yani besin kirliliği azalsa bile sistem kendi kendini zehirleyen bir döngüye girmiş durumda.
En kritik sorunlardan biri de bilim insanlarının 'iç yük' dediği durum. Geçmişte denize taşınan fosforun büyük kısmı dip çamurlarında birikti. Normal şartlarda oksijenli ortamda bu fosfor çamura bağlı kalır. Ancak dip suları oksijensiz kaldığında, fosfor tekrar çözünerek suya karışır. Bu olaya 'uyuyan fosforun uyanışı' deniliyor.
Yani dışarıdan gelen kirlilik azalsa bile, denizin dibinde biriken eski fosfor yeniden dolaşıma girerek yeni alg patlamalarını tetikliyor. Bu da iyileşmeyi geciktiren en önemli kimyasal mekanizmalardan biri.

Şubat 2026’nın başlarında Polonya Bilimler Akademisi, sıra dışı bir hava olayı kaydetti. Uzun süreli ve çok şiddetli doğu rüzgarları, Baltık Denizi’nden yaklaşık 275 milyar ton suyu fiziksel olarak dışarı itti. Deniz seviyesi bir anda 67 santimetre düştü.
Bilim insanları, rüzgarlar dindiğinde Kuzey Denizi’nden oksijen açısından zengin, tuzlu suyun Baltık havzasına dolmasını ve dip sularını kısmen canlandırmasını bekliyor.
Ancak uzmanlara göre bu rahatlama yalnızca geçici olacak. Çünkü temel sorun olan, aşırı besin yükü ve iç fosfor döngüsü hala devam ediyor.

IOV Enstitüsü’ne göre kalıcı çözüm için:
Okuyucu Yorumları 0 yorum