İlk yarıda Fenerbahçe, taraftarının da desteğiyle rakibine kıyasla biraz daha etkili görünüyordu. Fakat sarı-lacivertlilerin oyunu, skor tabelasındaki üstünlüğü kadar ikna edici değildi. Beşiktaş rakibini iyi karşıladı, özellikle hızlı hücumlarda etkili oldu. Trossard üzerinden geliştirdiği kontra ataklarla Fenerbahçe savunmasını zaman zaman ciddi şekilde tehdit etti.
Tam da bu noktada Ederson sahneye çıktı.
Brezilyalı kaleci, Manchester City günlerinden pasajlar sunduğu bir performans ortaya koydu. Kurtarışlarıyla takımını ayakta tuttuğu gibi, ayağını kullanarak geriden oyun kurma konusunda da Beşiktaş'ın baskısını kırmasına yardımcı oldu. Açıkçası Ederson, maçın en iyilerinden biriydi.
Fenerbahçe'nin golüne baktığımızda ise karşımıza çok özel bir organize hücum çıkmadı. Taç atışı sonrasında oluşan karambolde gelen bir goldü. Elbette bu golü sadece tesadüfle açıklamak doğru olmaz. Ancak sarı-lacivertlilerin uzun hazırlıklarla, rakibin savunma dengesini bozarak geliştirdiği bir organizasyonun ürünü olduğunu da söyleyemeyiz.
Golün ardından ise oyun yavaş yavaş Beşiktaş'a geçti.
Rıdvan Yılmaz'ın golüyle birlikte denge tamamen siyah-beyazlıların lehine döndü. Beşiktaş'ın oyundaki özgüveni arttıkça Fenerbahçe geri çekildi. Bu görüntü ikinci yarıda da değişmedi.
İkinci yarıda ise bu sezon sık sık gördüğümüz Fenerbahçe'yi izledik.
Sarı-lacivertliler oyundan dakika dakika düştü. Beşiktaş ise orta sahada rakibine ciddi bir üstünlük kurdu. Salih, Orkun ve Olaitan üçlüsü; Guendouzi ve Kante karşısında hem mücadele gücü hem de oyun aklı açısından daha etkiliydi.
Oyuna girenler ve çıkanlarla birlikte isimler değişti ama senaryo değişmedi.
İsmail Kartal'ın hamleleri de oyunun gidişatını değiştirmeye yetmedi. Beşiktaş ikinci yarının tartışmasız hakimiydi.
73.dakikada gelen gol ise siyah-beyazlıların oyun planının ne kadar doğru işlediğini gösterdi. Beşiktaş savunmadan oyunu çok akıllıca çıkardı. Semedo'yu ileri kadar taşıyan siyah-beyazlılar, arka bölgede oluşan boşluğu da çok iyi değerlendirdi.
Skriniar ile Semedo'nun arasına Orkun iyi bir koşu attı. Milli futbolcunun pasında ise Vlahovic'e sadece topu boş kaleye göndermek kaldı.
Bu gol, aslında maçın sonucunu da belirledi.
Fenerbahçe'nin ligin ilk dört haftasında ikinci mağlubiyetini almasının ardından artık bazı sorunları daha net konuşmak gerekiyor.
Bunların başında hücum hattındaki profil eksikliği geliyor.
Fenerbahçe'nin savunma arkasına koşu atabilecek, süratiyle rakip savunmayı tehdit edecek bir oyuncuya ihtiyacı olduğu çok net. Vedat'ın ağır kalması, sonradan oyuna giren Lukaku'nun da benzer bir profile sahip olması sarı-lacivertlilerin hücumdaki hareketliliğini ciddi şekilde sınırlıyor.
Fenerbahçe'nin rakip savunmanın arkasına koşu atarak alan açacak bir oyuncudan yoksun olması, rakibin işini de kolaylaştırıyor.
İrfan Can Kahveci'nin henüz fiziksel olarak hazır olmaması da başka bir problem. Zaten Talisca gibi skorer bir oyuncunun elden çıkarılması, Asensio'nun da sakat olması nedeniyle İrfan Can'dan beklenti doğal olarak arttı. Fakat burada beklentiyi doğru seviyede tutmak gerekiyor. Henüz hazır olmayan bir oyuncudan takımın bütün hücum yükünü taşımasını beklemek de doğru değil.
Öte yandan Kante ve Guendouzi gibi savunma yönleri daha güçlü iki oyuncunun aynı anda sahada bulunması, Fenerbahçe'nin hücum üretkenliği açısından ciddi bir soru işareti oluşturuyor.
Bir takımın orta sahasında savunma güvenliğini artırabilirsiniz. Fakat bunun karşılığında hücumdaki üretimi de kaybediyorsanız, bir noktada dengeyi yeniden kurmanız gerekir.
Fenerbahçe'de Greenwood dışında top ayağına geldiğinde rakip savunmayı bire birde tehdit edebilen, rakibin dengesini bozabilen oyuncu sayısı da oldukça az.
Bu durum özellikle derbide fazlasıyla ortaya çıktı.
Sarı-lacivertliler öne geçmesine rağmen oyunun kontrolünü elinde tutamadı. Kendi sahasında oynadığı bir derbide skor avantajını koruyamamak bir yana, Beşiktaş'ı uzun süre baskı altına alacak bir oyun da ortaya koyamadı.
Asıl can sıkıcı olan da bu.
Fenerbahçe'nin mağlubiyeti yalnızca skordan ibaret değil. Taraftarı üzen asıl nokta, öne geçilen bir derbide rakibe karşı oyunun üstünlüğünü kuramamak ve maçın ilerleyen bölümünde kontrolü tamamen rakibe bırakmak oldu.
İsmail Kartal'ın Fenerbahçe'deki döneminin daha başında olması nedeniyle elbette kesin hükümler vermek için erken. Ancak ilk dört haftanın ardından bazı soru işaretlerinin oluştuğunu da görmezden gelemeyiz.
Bir teknik direktörün elindeki oyuncuları doğru şekilde birbirini tamamlayacak hale getirmesi gerekiyor. Fenerbahçe'de ise şu an için sorun tam da burada.
Bir tarafta savunma güvenliğini artıran Kante ve Guendouzi, diğer tarafta henüz hazır olmayan İrfan Can, sakat Asensio, takımdan ayrılan Talisca ve hız problemi yaşayan forvetler...
Bütün bu parçaları yan yana koyduğunuzda ortaya birbirini tamamlayan değil, birbirinin eksiklerini daha fazla görünür hale getiren bir takım çıkıyor.
Fenerbahçe'nin kadrosunda önemli isimler var. Ancak futbolda sadece iyi oyunculara sahip olmak yetmiyor. Önemli olan, o oyuncuların aynı takım içerisinde birbirlerinin özelliklerini ortaya çıkarabilmesi.
Şu an Fenerbahçe'nin en büyük problemi de bu.
Oyuncular var ama oyun yok. Kalite var ama denge yok. İsimler var ama birbirini tamamlayan bir takım görüntüsü henüz yok.
İsmail Kartal'ın önündeki en büyük sınav da tam olarak burada başlıyor.