Araştırmacılar, sokaklar, kamu yapıları, tahıl öğütmede kullanılan değirmen taşı ve geniş bir Müslüman mezarlığını haritalandırırken, güçlü bir depremin 15. yüzyılın başlarında kentin bir bölümünü sular altında bıraktığını düşünüyor.
Uzmanlara göre keşfedilen yerleşim, bir dönem İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteriyordu.
Sular altında kalan şehirler çoğu zaman Atlantis benzeri efsaneleri akla getirse de Issık Gölü’ndeki bulgular tamamen tarihsel gerçeklere dayanıyor. Sualtı araştırmalarında duvar kalıntıları, çökmüş yapılar, ahşap kirişler ve çeşitli mimari unsurlar tespit edildi.
2025 yılında gerçekleştirilen araştırmalar, Toru-Aygır adı verilen batık yerleşim kompleksine odaklandı. Dalgıçlar, yalnızca 1 ila 4 metre derinlikteki sularda çalışırken, sualtı dronları, sondaj ekipmanları ve çeşitli örnekleme yöntemlerinden yararlanıldı.
Yerleşimin ilk bölümünde pişmiş tuğladan yapılmış duvarlar, yıkılmış yapılar ve büyük bir değirmen taşı bulundu. Arkeologlar, değirmen taşının kentte yalnızca bireysel değil, topluluk ölçeğinde gıda üretimi yapıldığını gösterdiğini belirtti.
Ayrıca süslemeli bir mimari parçanın da ortaya çıkarıldığı bildirildi. Uzmanlar bu yapının bir cami, hamam ya da medreseye ait olabileceğini değerlendirdi.
Kazı çalışmalarını yöneten araştırmacılardan Valery Kolçenko, alanı "İpek Yolu üzerindeki önemli bir ticaret noktasında yer alan büyük bir şehir veya ticari yerleşim ağı" olarak tanımladı.
Bölge, tarih boyunca Orta Asya’yı Çin, Orta Doğu ve Avrupa’ya bağlayan İpek Yolu güzergahlarının önemli kavşaklarından biri olarak kabul ediliyor. Dağ geçitleri, kervan durakları ve ticaret merkezleriyle çevrili Issık Gölü havzası, tüccarların, zanaatkarların ve gezginlerin yoğun olarak kullandığı bir bölgeydi.
Araştırmacılar, göl çevresinin aktif deprem kuşağında bulunması nedeniyle 15. yüzyılın başlarında meydana gelen güçlü bir depremin yerleşimin bir kısmını sular altında bırakmış olabileceğini düşünüyor.
Araştırmaların ikinci aşamasında yaklaşık 14 dönümlük bir alana yayılan Müslüman mezarlığı keşfedildi. Mezarlardaki iskeletlerin İslam geleneklerine uygun şekilde kıbleye dönük olarak defnedildiği belirlendi.
Dalgaların mezar alanında aşınmaya yol açması nedeniyle bir erkek ve bir kadın bireye ait kalıntılar inceleme amacıyla çıkarıldı.
Bilim insanları, bu kalıntıların dönemin beslenme alışkanlıkları, sağlık koşulları ve nüfus hareketleri hakkında önemli bilgiler sağlayabileceğini ifade etti.
Görsel Kaynak: Russian Academy of Sciences
Kazılarda bulunan ahşap kirişler, dendrokronoloji olarak bilinen ağaç halkası analizi yöntemiyle incelenmek üzere laboratuvarlara gönderildi. Araştırmacılar ayrıca hızlandırılmış kütle spektrometrisi (AMS) yöntemiyle radyokarbon tarihlemesi yapmayı planlıyor.
Önceki araştırmalarda bölgede tuğla yapılar, seramik parçaları, fırın kalıntıları, hayvan kemikleri ve metal işçiliğine ait izler de tespit edilmişti. Son çalışmalar ise yerleşimin kapsamını daha net ortaya koyarak, Toru-Aygır’ın dağınık kalıntılardan oluşan küçük bir alan değil, gerçek bir şehir dokusuna sahip olduğunu gösteriyor.
Uzmanlara göre Issık Gölü’nün suları, yüzyıllar boyunca kenti koruyarak günümüze ulaşmasını sağladı. Ancak aynı su, dalga hareketleri ve erozyon nedeniyle kalıntıları giderek yok ediyor.
Bu nedenle araştırmacılar, alanın ayrıntılı şekilde haritalanması, belgelenmesi ve korunmasına yönelik çalışmaların hızlandırılması gerektiğini vurguladı.
Issık Gölü’nün altında ortaya çıkan bu kayıp şehir, Orta Asya’nın ticaret, inanç ve günlük yaşam tarihine ışık tutabilecek en önemli arkeolojik keşiflerden biri olarak değerlendirildi.