Oysa grip ve soğuk algınlığı söz konusu olduğunda, yıllardır doğru bildiğimiz bazı alışkanlıklar düşündüğümüz kadar yararlı olmayabilir. Üstelik kulaktan kulağa yayılan kimi öneriler, iyileşmeyi hızlandırmak yerine sağlığımızı riske atabilir.
Peki, gerçekten ne yapmalı, hangi alışkanlıkları geride bırakmalıyız?
Boğazda yanma, burun akıntısı, kas ağrısı ve halsizlik… Bunlar solunum yolu enfeksiyonlarının ilk işaretleri olabilir. Ancak her boğaz ağrısı grip, her halsizlik de aynı virüsün habercisi değildir.
Özellikle risk grubundaki kişiler için erken hareket etmek önem taşır. Grip tedavisinde kullanılan antiviral ilaçlar, uygun hastalarda, belirtilerin başlamasından sonraki ilk 48 saat içinde başlandığında genellikle daha fazla yarar sağlar. Bu, herkesin antiviral ilaç kullanması gerektiği anlamına gelmez. Kararı hekim vermelidir.
Yeterli uyku, dinlenme, sıvı alımı ve dengeli beslenme ise iyileşme sürecinin temel destekleridir. Burada önemli olan, hastalığı birkaç saatte bitirecek mucizevi bir yöntem aramak yerine vücudun toparlanmasına fırsat vermektir.
Geleneksel Çin tıbbında hastalıklar bazen 'sıcak' ve 'soğuk' özellikler üzerinden değerlendirilir. Bu yaklaşımda dilin görünümünden titremeye kadar çeşitli belirtiler yorumlanır; bir grupta zencefil ve tarçın, diğerinde nane gibi bitkiler önerilebilir.
Ancak bu sınıflandırmanın modern tıpta grip virüsünün türünü veya hastalığın seyrini belirleyen, bilimsel olarak doğrulanmış bir tanı yöntemi olmadığını unutmamak gerekir.
Zencefil, nane ya da ılık bitki çayları bazı kişilerde boğazı rahatlatabilir. Fakat hiçbir bitki çayını grip virüsünü ortadan kaldıran bir tedavi olarak görmemek gerekir. Bitkisel ürünlerin de ilaçlarla etkileşebileceği, özellikle kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar tarafından dikkate alınmalıdır.
Hastalık belirtileri başladığında portakallara, limonlara ve yüksek doz C vitamini takviyelerine yönelmek sık rastlanan bir davranış. Ne var ki C vitamini almak, başlamış bir gribi bir anda durdurmaz.
Araştırmalar, C vitaminini düzenli kullanan kişilerde soğuk algınlığının süresinin bir miktar kısalabildiğini gösteriyor. Yetişkinlerde bu azalma ortalama yüzde 8 civarında. Ancak belirtiler başladıktan sonra takviyeye başlamanın tutarlı bir yararı gösterilmiş değil.
Üstelik grip ile soğuk algınlığı aynı hastalık değil. C vitaminini yüksek dozlarda tüketmek yerine, ihtiyacı dengeli beslenmeyle karşılamak daha akılcı bir yaklaşım. Takviyelerin gerekliliği ise kişinin beslenme düzenine ve sağlık durumuna göre değerlendirilmelidir.
Burnumuz tıkandığında hızlı çözüm ararız. Ancak rahat nefes almanın bedeli, spreyi gereğinden uzun süre kullanmak olmamalı.
Bu tür ürünlerin birkaç günden uzun kullanılması, yeniden tıkanmaya yol açabilir. Böylece kişi rahatlamak için spreye daha sık ihtiyaç duymaya başlar ve bir kısır döngüye girer.
Çözüm, spreyi yalnızca tek burun deliğine uygulamak gibi herkes için geçerli olmayan yöntemler denemek değil, ürünün prospektüsündeki kullanım süresine uymak ve gerektiğinde eczacıya veya hekime danışmaktır. Tuzlu su içeren burun spreyleri de bazı kişilerde rahatlama sağlayabilir.
Annelerimizin "Saçını kurutmadan dışarı çıkma, hasta olursun" uyarısını hepimiz duymuşuzdur. Oysa grip ve soğuk algınlığına virüsler neden olur; ıslak saç tek başına enfeksiyon oluşturmaz.
Soğuk hava koşulları, kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmek ve solunum yolu virüsleriyle temas gibi etkenler hastalık riskini etkileyebilir. Dolayısıyla saç kurutma makinesini kullanmamakla grip olmak arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kuramayız.
Bu, soğukta ıslak kalmanın hiçbir sakıncası olmadığı anlamına da gelmez. Özellikle uzun süre soğuğa maruz kalmak vücut sıcaklığının tehlikeli biçimde düşmesine neden olabilir. Yani saçınızı kurutmak konforunuz ve soğuktan korunmanız açısından yararlıdır; fakat virüslerin yerine geçmez.
Bir kase sıcak tavuk çorbası, hastalık günlerinin en tanıdık tesellilerinden biridir. Sıcak sıvılar boğazı rahatlatabilir, burun tıkanıklığı hissini hafifletebilir ve sıvı alımına katkı sağlayabilir. Çorbanın besleyici içeriği de toparlanma döneminde yararlı olabilir.
Sarımsak, zencefil veya baharatlar eklemek lezzeti artırabilir. Ancak bu karışımların mukusu öksürük şuruplarından daha hızlı parçaladığı ya da çorbayı bir tür mikrop öldürücü ilaca dönüştürdüğü söylenemez.
Önemli olan, çorbayı bir tedavi mucizesi olarak görmek değil, iyi hissetmeye yardımcı olabilecek besleyici bir seçenek olarak değerlendirmektir.
Süt içince boğazında bir tabaka oluştuğunu veya balgamının koyulaştığını hisseden çok kişi var. Sütün ağız ve boğazda geçici bir kaplanma hissi bırakması mümkün. Ancak mevcut bilimsel kanıtlar, süt ve diğer süt ürünlerinin vücutta daha fazla mukus üretimini artırdığını göstermiyor.
Dolayısıyla grip olduğunuzda yoğurdu, peyniri veya sütü otomatik olarak kesmeniz gerekmez. Tükettiğiniz bir besin rahatsızlık veriyorsa ara verebilirsiniz; fakat herkese yönelik bir yasak koymak için yeterli neden yok.
Belki de hastalık döneminde en çok yanlış yorumlanan belirtilerden biri balgamın rengidir. Şeffaf akıntının sarıya veya yeşile dönmesi, çoğu kişide enfeksiyonun bakteriye dönüştüğü düşüncesini yaratır.
Oysa burun akıntısının veya balgamın rengi tek başına enfeksiyonun bakteriyel olduğunu göstermez. Bağışıklık sisteminin iltihabi yanıtı sırasında ortaya çıkan maddeler de bu renk değişimine katkıda bulunabilir. Viral enfeksiyonlarda da sarı veya yeşil akıntı görülebilir.
Bu nedenle sırf balgamın rengi değişti diye antibiyotik kullanmak doğru değildir. Antibiyotikler virüslere karşı etkili olmaz. Belirtilerin giderek ağırlaşması, nefes darlığı, göğüs ağrısı veya uzayan ateş gibi bulgular varsa tıbbi değerlendirme gerekir.
Termometrede yükselen rakamlar kaygı yaratabilir. Oysa ateş, vücudun enfeksiyonlara karşı verdiği doğal yanıtlardan biridir. Her hafif ateşi mutlaka hemen düşürmek gerekmez; tedavide kişinin genel durumu, rahatsızlık düzeyi ve eşlik eden hastalıkları da önemlidir.
Ancak buradan "Ateşi ne kadar yüksek olursa olsun düşürmemek gerekir" sonucu çıkarılmamalıdır.
Ateş düşürücü ilaçlar, kişinin rahatsızlığını azaltmak amacıyla uygun dozda ve gerektiğinde kullanılabilir. Özellikle bebeklerde, yaşlılarda, kronik hastalığı olanlarda ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde daha dikkatli olunmalıdır.
Bebeklerde üç aydan küçükken 38 derece veya üzerindeki ateş acil tıbbi değerlendirme gerektirir. Her yaşta nefes darlığı, bilinç değişikliği, ciddi sıvı kaybı ya da belirgin kötüleşme varsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Kalın yorganların altına girip sırılsıklam terleyerek gribi vücuttan atmaya çalışmak, yaygın ama etkisiz bir yöntemdir. Terlemek virüsleri bedenimizden temizlemez. Üstelik aşırı terleme sıvı kaybını artırabilir ve kişiyi daha bitkin hale getirebilir.
Üşüyorsanız üzerinizi rahat edeceğiniz kadar örtün; terlemeye başladığınızda fazla katları çıkarın. Dinlenin, yeterli sıvı alın ve vücudunuzu zorlamayın. Hastalıkla mücadele etmek, kendinize eziyet etmek anlamına gelmez.
Soğuk duş konusunda da benzer bir yanılgıdan kaçınmak gerekir. Bazı araştırmalarda düzenli soğuk duş alışkanlığı ile hastalık nedeniyle işe devamsızlık arasında ilişki görülmüş olsa da bu, soğuk duşun enfeksiyonları önlediğini kanıtlamaz. Özellikle ateşliyken buz gibi suya girmek titremeyi artırabilir. Kalp ve dolaşım hastalığı olanlar için ani soğuk maruziyeti ayrıca risk taşıyabilir.
Grip mevsimi geldiğinde yapabileceklerimiz aslında karmaşık değil: Aşı önerilerini takip etmek, elleri düzenli yıkamak, kapalı ortamları havalandırmak, hastayken dinlenmek, yeterli sıvı almak ve başkalarına bulaştırmamak için gerekli önlemleri uygulamak.
Belirtiler ağırlaşıyorsa veya risk grubundaysak erken tıbbi destek almak da en az bunlar kadar önemli.
Unutmayalım: Her gelenek yanlış değildir; her yeni öneri de doğru değildir. Bir alışkanlığın yıllardır uygulanıyor olması, onun bilimsel olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Aynı şekilde, kulağa şaşırtıcı gelen her iddia da gerçek değildir.
Sağlık konusunda en güvenilir yol, korkulara ve mucize vaatlerine değil, güncel bilimsel kanıtlara dayanarak hareket etmektir.
Çünkü bazen iyileşmenin ilk adımı, hastalığa karşı savaş açmak değil, doğru bildiğimiz yanlışları geride bırakmaktır.