Gündüz kuşağını sevenler dikkat! Psikologlara göre bu 9 özelliğe sahip olabilirsiniz

Başkalarının hayatlarını, ilişkilerini ve yaşadığı krizleri izlemek neden bu kadar ilgi çekiyor? Psikologlar, reality şovları ve gündüz kuşağı programlarını seven kişilerde sık görülen özellikleri sıraladı.

İster ıssız bir adada büyük ödül için amansızca yarışanları, ister lüks bir villada hayatının aşkını arayanları, isterseniz de stüdyoda çözülmeyi bekleyen gizemli ailevi olayları izleyin; reality programları televizyon dünyasının tartışmasız en popüler formatlarından biri. Günümüzde izleyiciler sadece yeni bölümün yayın saatini iple çekmekle kalmıyor; aynı zamanda ekran dışındaki dedikoduları internetten anlık olarak takip ediyor, sosyal medyada ateşli tartışmalara giriyor ve favori katılımcılarıyla bağ kuruyorlar. Peki ama onca belgesel, dizi veya film varken neden pek çoğumuz bu tarz programların iflah olmaz birer müptelası oluyoruz?

Reklam
Reklam

Medya psikolojisi alanında önde gelen uzmanlardan Dr. Pamela Rutledge ve Dr. Sara Cureton'a göre, bu programlara duyduğumuz karşı konulmaz ilginin altında son derece derin ve karmaşık psikolojik motivasyonlar yatıyor. İnsanlar genellikle günlük hayatın stresinden kaçış, eğlence, aidiyet hissi ve başkalarının nasıl yaşadığına dair duydukları yoğun merak nedeniyle bu tarz içeriklere yöneliyorlar.

Elbette herkesin izleme sebebi aynı değil; kimisi yarışmalardaki strateji ve zekayı izlemekten keyif alırken, kimisi de sadece insan ilişkilerindeki güç savaşlarını, ihanetleri ve sosyal dinamikleri gözlemlemeyi seviyor.

REAİLTY ŞOV TUTKUNLARINDA BULUNAN 9 KARAKTER ÖZELLİĞİ

Psikologlar, televizyondaki bu popüler formatları izlemeyi seven kişilerin genellikle şu 9 kişilik
özelliğinden bazılarını taşıdığını belirtiyor:

Reklam
Reklam

• Dışa Dönüklük: Grup dinamikleri, sosyal ilişkiler ve insan etkileşimleri, dışa dönük kişilerin doğal olarak ilgisini çeker ve eğlenme ihtiyaçlarını karşılar.

• İçe Dönüklük: Sosyal ihtiyaçlarını gerçek hayatta karşılamakta zorlanan bazı içe dönük bireyler, dijital çağın getirdiği yalnızlık hissini bu programlardaki karakterlerle sosyalleşiyormuş gibi hissederek hafifletmeye çalışabilir.

• Narsistik Eğilimler: Sosyal statü, kendini önemli hissetme ve ekrandakilerin davranışlarını yargılayarak kendini üstün görme arzusu bu izleyici kitlesinde daha sık gözlemlenir.

• Deneyime Açıklık: Yeni perspektifler kazanma, insan doğasını öğrenme ve farklı yaşam tarzlarına duyulan merak düzeyi yüksek olanlar bu programları oldukça ilginç bulur.

• Dopamin İhtiyacı: Ekranda reyting için kasten yaratılan kaos, manipülasyon ve drama, beynimizin ödül sistemini tetikleyerek izleyiciye hızlı bir dopamin artışı (dopamine hit) sağlar.

Reklam
Reklam

• Sosyal Kıyaslama İhtiyacı: Kendini sürekli başkalarıyla kıyaslayan kişiler, ekrandaki yarışmacılara bakarak kendi durumlarını, başarılarını veya ilişkilerini değerlendirmekten büyük keyif alırlar.

• Röntgenci Merak (Voyeurism): Normal şartlarda gizli kalması gereken özel hayatlara, tartışmalara ve mahrem anlara dışarıdan bir göz olarak tanıklık etme arzusu.

• Fanteziye Yatkınlık: Ekranda izlediği kişilerle "parasosyal" (tek taraflı) ilişkiler kurup kendisini o grubun bir parçasıymış gibi hayal eden kişilerin fantezi dünyası oldukça geniştir.

• Uyumluluk Düzeyi: Çatışma, kavga ve entrika odaklı programları sevenlerin uyumluluk (agreeableness) seviyesinin daha düşük olabileceği; ilişkileri ve romantizmi önemseyenlerin ise yüksek uyumluluğa sahip olduğu tahmin ediliyor.

PROGRAMLARIN RUH SAĞLIĞINA ETKİSİ NEDİR?

Eğer aşırı tüketim söz konusuysa; kendimizi başkalarıyla acımasızca kıyaslamamıza, çarpık beden imajı veya gerçek dışı beklentiler geliştirmemize neden olabilir. Ayrıca ekrandaki sürekli bağırış çağırış ve saldırganlık (duygusal bulaşma yoluyla) izleyicinin kendi hayatında daha stresli, gergin ve kinik hissetmesine yol açabilir.

Reklam
Reklam

Ancak madalyonun bir de pozitif yüzü var! Dozunda bırakıldığı sürece bu programlar harika bir stres atma aracıdır. Sosyal medyada diğer hayranlarla dedikodu yapmak aidiyet hissimizi artırır. Hepsinden önemlisi, ekrandaki insanların yaşadığı akıl almaz krizlere bakarak "İyi ki benim hayatımda veya ilişkimde böyle sorunlar yok" diyerek kendi halimize şükretmemizi (aşağı doğru sosyal kıyaslama) sağlar.

Sonuç olarak, medya tüketiminizi tıpkı bir beslenme diyeti gibi düşünmeli ve zihinsel sağlığınız için dengeyi her zaman korumalısınız. Herkesin bir "rahatlama" şovuna ihtiyacı vardır!

Haberin Devamı İçin Tıklayın
Anahtar Kelimeler: