Ama bazen bir klişe, tekrar tekrar söylenme sebebini hak ediyor. Geçen haftaki İtalya ziyareti de tam olarak öyle bir andı.
Kate'in bu İtalya ziyareti sıradan bir resmi gezi değil. Bu, onun kanser tedavisinin ardından yaptığı ilk yurt dışı ziyareti. 2024'te geçirdiği ameliyatın ve altı ay süren kemoterapinin ardından remisyona girdiğini açıklamasından tam 18 ay sonra geldi bu an. Yani bu sadece bir görev gezisi değil, bir dönüştü.
Bir saray yetkilisi bu ziyareti şöyle özetlemiş: "Bu, prenses için gerçek anlamda büyük bir an. Hızını artırıyor."
Şimdi gelelim asıl mevzuya. İtalyan gazeteci Paolo Rosato, Catherine'i meydanda karşılayan kalabalığın içindeymiş. Sonra şunu söylemiş: "Kate en popüler olanı. Diana Spencer gibiydi. İtalyan halkının Kate'i Diana'nın devamı olarak gördüğünü düşünüyorum. Benim kuşağım için Diana çok önemliydi. Ben 44 yaşındayım ama dokuz yaşındaki kızım Kate'i tanıyor ve çok seviyor."
Bu karşılaştırmayı okuyunca içimde iki şey oluyor aynı anda. Bir yanda "evet, anlıyorum" hissi, öte yanda hafif bir rahatsızlık. Çünkü Catherine'i hep Diana'nın devamı olarak konumlandırmak, iki kadının da hikayesini görmezden gelmek gibi geliyor biraz. Ama sonra durup düşününce belki de Diana, Catherine'e bir yük değil bir zemin bıraktı diyorum.
Prenses'in İtalya'daki son programında bir çiftlikte makarna yoğurduğunu okuyunca gülümsedim. Kraliyet ailesinin gelini, unlu ellerle hamur yoğuruyor. Bir beden dili uzmanı bu sahneyi şöyle yorumlamış: "Kate kesinlikle kendi dünyasında. Kraliyet ailesinin kıdemli bir üyesi olmasına rağmen işin içine giriyor, hamuru yoğuruyor. Kate'in kimseyle sorunu yok. İnsanlar bunu Diana'da da görüyordu, onu da Kate'te görüyor. Özverili biri ve bu duyguyu sahte gösteremezsiniz. İnsanlara karşı gerçek bir sevgisi var."
İşte tam bu cümle. "Bunu sahte gösteremezsiniz." Diana için de söylenirdi bu. AIDS hastasıyla el sıkışırken, mayın tarlasında yürürken, kameralar kapandıktan sonra bile orada kalırken. Ve Catherine için de geçerli bu. Çocuklarla yerde oturması, yaşlı birine eğilmesi, birinin ağladığını görünce durması... Bunları yaparken içten mutlu göründüğü söyleniyor. Bence de öyle görünüyor.
Bir de şunu düşünmeden geçemiyorum. Catherine bu ziyareti yaparken kanser atlatmış bir insan olarak gitti. Çevresindekiler onun enerjik ve daha güçlü hissettiğinden bahsetmiş. Ama aynı zamanda bazı kesimlerden eleştiri de gelmiş. Erken çocukluk çalışmasının "kimseyi ilgilendirmediğini" söyleyen, farklı davalar peşinde koşması gerektiğini iddia eden sesler çıkmış.
Catherine'in cevabı ne olmuş? Sessizce devam etmek. Yakın çevresinden birine "William'a söyle hazırlansın, daha yeni başladım" demiş. Bu cümleyi okuyunca içimden "işte bu" dedim. Diana'nın da tam olarak bunu yaptığını hatırladım. Eleştirildikçe büyümek.
Kraliyet editörü Emily Nash şunu yazıyor: "Diana, AIDS ve mayınlar gibi konulara ışık tuttu. Kate'in davası daha az sert, daha az tartışmalı görünebilir. Ama çocukluk çağında kurulan ilişkilerin toplumun büyük sorunlarına, ruh sağlığından bağımlılığa kadar, nasıl şekil verdiğini anlatmak, uzun vadede en az o kadar önemli bir etki bırakabilir."
"Diana mı, Kate mi?" diye sormak yerine şunu kabullenmek daha doğru geliyor:
Herkesin kendine ait bir yolu var. Diana'nın yolu ani, parlak, kırılgan ve yakıcıydı. Catherine'inki ise daha sabırlı, daha uzun soluklu, belki daha az dramatik ama bir o kadar kararlı.