Toplumda yakın bir arkadaşının olmaması çoğu zaman yalnızlık, içe kapanıklık veya sosyalleşme güçlüğüyle ilişkilendirilir.
Ancak psikoloji alanındaki değerlendirmeler, bu durumun her zaman asosyal olmak anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Bazı insanlar, geçmişte yaşadıkları duygusal hayal kırıklıkları nedeniyle zamanla kimseye ihtiyaç duymadan yaşamayı öğreniyor.
Dışarıdan güçlü ve bağımsız görünen bu kişiler, aslında duygusal anlamda kendilerini korumak için yakın ilişkiler kurmaktan kaçınıyor olabilir. Başkalarıyla iletişim kurmakta sorun yaşamamalarına rağmen, özel hayatlarını paylaşabilecekleri ve derin bir güven ilişkisi geliştirebilecekleri insan sayısı oldukça sınırlı kalabilir.
Psikolojiye göre bazı insanlar, özellikle erken yaşlardan itibaren sorunlarını kendi başlarına çözmeye alışıyor.
Zamanla gelişen bu öz yeterlilik duygusu, kişinin bağımsız hareket etmesini sağlarken başkalarından destek istemesini de zorlaştırabilir.
Bu kişiler, zor zamanlarında bir başkasına başvurmak yerine kendi sorunlarını kendileri çözmeyi tercih ediyor.
Duygularını açıkça ifade etmekten kaçınabiliyor ve kırılgan yönlerini göstermek istemeyebilir.
Psychology Today dergisinde yayımlanan değerlendirmelerde de duygusal hayal kırıklıkları yaşayan kişilerin sorunlarını tek başlarına çözmeye daha fazla yönelme eğiliminde olabileceğine dikkat çekildi.
Bu kişiler hakkında en sık yapılan yanlışlardan biri, yakın arkadaşlarının bulunmamasını insanlarla iletişim kuramamalarına bağlamak.
Oysa yakın arkadaşlık kurmayan birçok insan sosyal ortamlarda rahatlıkla bulunabiliyor, iş arkadaşlarıyla iyi ilişkiler geliştirebiliyor ve grup etkinliklerine katılabilir.
Buradaki temel fark, sosyal iletişim kurmakla duygusal yakınlık geliştirmek arasındaki mesafede ortaya çıkıyor. Bu kişiler başkalarıyla vakit geçirmekten hoşlansalar bile güvenmek, özel hayatlarını paylaşmak ve duygusal olarak birine bağlanmak konusunda daha temkinli davranabilir.
Yakın ilişkiler kurmakta zorlanan veya duygusal bağımsızlığı ön planda tutan kişilerde bazı ortak davranışlar görülebilir:
Sorunlarını kendi başlarına çözmeyi tercih ederler: Zor bir durumla karşılaştıklarında yardım istemek yerine çözüm üretmeye çalışırlar.
Yardım istemekte zorlanırlar: İhtiyaç duysalar bile başkalarına yük olmak istemeyebilirler.
Duygusal bağımlılıktan kaçınırlar: Bir başkasına fazla bağlanmanın kendilerini incitebileceğini düşünebilirler.
Çok sayıda tanıdıkları, az sayıda yakınları vardır: Sosyal çevreleri geniş olsa bile derin bağ kurdukları kişi sayısı sınırlıdır.
Başkalarına destek olurlar ancak kendi ihtiyaçlarını dile getirmezler: Çevrelerindeki insanların sorunlarıyla ilgilenirken kendi duygularını geri planda tutabilirler.
Bağımsızlığa ve kişisel alana önem verirler: Yalnız vakit geçirmekten hoşlanır ve kendi düzenlerini korumayı tercih ederler.
Uzmanların dikkat çektiği önemli noktalardan biri de yalnızlık ile yalnız kalmayı tercih etmek arasındaki fark.
Tek başına vakit geçirmekten hoşlanmak, az sayıda arkadaş edinmek veya geniş bir sosyal çevreye ihtiyaç duymamak tek başına psikolojik bir sorun olarak değerlendirilmemeli. Bazı insanlar az sayıda ilişkiyle de mutlu ve tatmin edici bir yaşam sürdürebilir.
Ancak kişinin aslında yakınlık kurmak istediği halde geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler nedeniyle insanlara güvenememesi farklı bir durum. Bu noktada duygusal ihtiyaçları sürekli bastırmak, zamanla yalnızlık ve sosyal destek eksikliği hissine yol açabilir.
Güven duyulan insanlarla kurulan sağlıklı ilişkiler, duygusal dayanıklılığı ve yaşam kalitesini destekleyebilir. Bu nedenle önemli olan çok sayıda arkadaşa sahip olmak değil, ihtiyaç duyulduğunda güvenilebilecek ve karşılıklı destek sunulabilecek ilişkiler geliştirebilmek.