Olay, Namibya'nın kuzeyindeki Grootfontein bölgesinde bulunan Hoba West çiftliğinde yaşandı. Çiftçi Jacobus Hermanus Brits, 1920 yılında öküzlerin çektiği sabanla tarlayı sürerken metal bir cisme çarptı.
Kırmızı toprak ve taşların arasında bulunan koyu renkli kütle o kadar ağırdı ki öküzlerin tüm gücüne rağmen yerinden hareket ettirilemedi.
Brits toprağı elleriyle ve sabanın yardımıyla temizlediğinde karşısındaki cismin sıradan bir kaya olmadığını fark etti. Böylece daha sonra Hoba göktaşı adı verilecek devasa metal kütle ortaya çıkarıldı.
Demir ve nikelden oluşan göktaşı, büyüklüğü ve ağırlığı nedeniyle dönemin şartlarında taşınamadı. Onu bir arabaya yükleyip bölgeden çıkarmak için ağır ekipman, özel yollar ve ciddi bir finansman gerekiyordu.
Bu nedenle göktaşı, başka büyük meteorların aksine müzelere götürülmedi. Yıllar boyunca çeşitli laboratuvarlara küçük örnekler gönderilse de ana kütle bulunduğu yerden hiç ayrılmadı.
Bugün Hoba, bulunduğu yerde korunuyor ve ziyaret edilebiliyor.
Hoba göktaşını diğer büyük meteor taşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri, çevresinde belirgin bir çarpma kraterinin bulunmaması.
Tonlarca ağırlığındaki bir cismin Dünya'ya çarpması halinde zeminde büyük bir çukur ve çevresinde çarpma izleri oluşması beklenebilir. Ancak Hoba'nın bulunduğu alanda böyle bir krater görülmüyor.
Bu durum, göktaşının Dünya'ya nasıl ulaştığı konusunda farklı açıklamaların ortaya çıkmasına neden oldu.
Göktaşının yuvarlak veya sivri bir kaya yerine yassı ve düzensiz bir yapıya sahip olması dikkat çekiyor. Şeklinin, yan yatırılmış bir örsü andırdığı belirtiliyor.
Araştırmacıların üzerinde durduğu açıklamalardan birine göre bu şekil, göktaşının atmosferden geçerken hızının önemli ölçüde azalmasına yardımcı olmuş olabilir.
Bu senaryoda göktaşı yüksek hızla zemine çarpmak yerine daha yavaş bir şekilde yere ulaşmış ve bu nedenle büyük bir çarpma krateri oluşturmamış olabilir.
Hoba'nın Dünya'ya düşüşünün 80 bin yıldan daha kısa bir süre önce gerçekleştiği tahmin ediliyor.
Ancak göktaşının düşüşünü gören kimse bulunmuyor. Bölgedeki insanlar tarafından kaydedilmiş bir tanıklık ya da gökyüzünde ateş topu görüldüğüne ilişkin güvenilir bir anlatı da bulunmuyor.
Göktaşının Dünya'ya geliş şekli, ağırlığı, bileşimi ve fiziksel yapısı üzerinden araştırılıyor.
Hoba'nın büyük bölümünü demir ve nikel oluşturuyor. Bu özellik, onun eski bir gökcisminin metalik çekirdeğinden kopmuş olabileceği düşüncesini destekliyor.
Bilim insanlarına göre bu tür meteorlar, Güneş Sistemi'nin ilk dönemlerine ilişkin önemli bilgiler taşıyabiliyor. Hoba'nın büyük ölçüde bütün halde kalması da onu bilimsel açıdan dikkat çekici örneklerden biri haline getiriyor.
Göktaşının çiftçi Jacobus Hermanus Brits tarafından öküzlerle tarla sürerken bulunduğu anlatısı yıllardır tekrarlanıyor. Ancak daha sonra yapılan arşiv araştırmalarında keşfin tarihi, çiftliğin adı ve göktaşını ilk fark eden kişinin kim olduğu konusunda bazı tutarsızlıklar ortaya çıktı.
Fizikçi Peter Spargo ve bazı araştırmacılar, dönemin belgelerinde keşif sürecinin birden fazla kişinin dahil olduğu daha karmaşık bir olay olabileceğine işaret eden ayrıntılar bulunduğunu belirtiyor.
Buna rağmen değişmeyen gerçek şu: Tarladaki metal kütle fark edildi, kazılarak ortaya çıkarıldı ve bulunduğu yerden bir daha taşınmadı.
Hoba göktaşı, keşfinden 100 yılı aşkın süre sonra hâlâ düştüğü noktada bulunuyor.