Bugün tek bir dokunuşla kurduğumuz alarmlar hayatı kolaylaştırıyori, zamanı doğru kullanmamıza yardımcı oluyor. Peki çalar saatler, dijital alarmlar yokken insanlar nasıl uyanıyordu?
Saatler veya alarmlar yokken en temel yöntem vücudun kendi kendini uyandırma ritmine güvenmekti. Gün doğduğunda uyanmak insanların hayatlarının bir parçasıydı. Doğal ışık ve karanlık insanların sirkadiyen saatini belirliyordu.
Bu yöntem oldukça şaşırtıcı. Gece yatmadan önce bol bol su içmek 'alarm' görevi görüyordu. Sabahları çok erken uyanmak isteyenler yatmadan önce bol su içerlerdi. Mesanenin dolması çoğu kişiyi gün doğmadan önce uyandırıyordu.
Sanayi Devrimi döneminde, özellikle İngiltere ve İrlanda’da “knocker-up” adı verilen kişiler, sabah işe gitmeleri gerekenleri uyandırmak için pencerelere sopayla vurarak çalışan bir iş gücü haline geldi. Bu yöntem 20. yüzyıl ortalarına kadar sürdü.
Enteresan yöntemlerden biri daha... İnsanlar mumlara çiviler yerleştirerek erimeyle belirli bir saatte ses çıkaran ilkel uyarıcılar bile geliştirdiler. Mum eriyecek ve çivi düşecekti. Bu düşme sesi de ne kadar uyandırıcı olabilirdi? Üstelik son derece de tehlikeli bir yöntem olarak geçmişte kaldı.
Topluluk yaşamının bir parçası olarak dini ibadetlerde kullanılan çanlar ve ezanlar, özellikle sabahın ilk ışıklarıyla birlikte insanların uyanmasını sağlayan önemli işaretlerdi.