Maldivler'de başkentteki havalimanı Hint Okyanusu üzerinde genişletildi. Avustralya'nın Brisbane kentinde ise nehir ağzındaki yumuşak zemine yeni bir pist inşa edildi.
Bu projelerin ortak noktası ise deniz veya su alanlarından kazanılmış araziler üzerine kurulmaları. Uzmanlara göre bu tür havalimanlarının tamamı zamanla çökecek. Tartışma konusu yalnızca bu çökmenin ne kadar hızlı gerçekleşeceği.
Osaka Körfezi'nde iki yapay ada üzerine kurulu Kansai Uluslararası Havalimanı, bu alandaki en dikkat çekici örneklerden biri.
1994 yılında hizmete giren havalimanı açıldığı günden bu yana yaklaşık 11,5 metre (38 feet) çöktü. İlk hesaplamalara göre adaların 50 yıl içinde dengeli biçimde oturacağı ve deniz seviyesinin en az 4 metre üzerinde kalacağı öngörülüyordu. Ancak ilk adanın bazı bölümleri bu seviyeye yalnızca altı yıl içinde ulaştı.
Bunun üzerine deniz duvarını yükseltmek için en az 150 milyon dolar harcandı. Bazı mühendisler ise 2056 yılına kadar adaların belirli bölümlerinin yaklaşık 4 metre daha çökeceğini ve deniz seviyesine yaklaşacağını öngördü.
Kansai Havalimanı'nı işleten Kansai Airports'un Kurumsal İletişim Direktörü Yukako Handa'ya göre, projelendirme sırasında zeminin 50 yıllık oturma süreci laboratuvar verilerine göre hesaplandı. Ancak gerçek koşullarda, binlerce ton dolgu malzemesinin zemine yaptığı baskının etkisi beklenenden çok daha farklı gerçekleşti.
Handa, laboratuvar ortamında yapılan konsolidasyon hesaplarının gerçek saha koşullarındaki çökme hızını doğru tahmin edemediğini belirtti.
Uzmanlar, denizden kazanılan arazileri "ıslak süngere" benzetiyor. Böyle bir zeminin ağır terminal binalarını taşıyabilmesi için önce sıkışıp sertleşmesi gerekiyor.
Bunun için Kansai projesinde deniz tabanına yaklaşık 1,5 metre kalınlığında kum serildi. Ardından yaklaşık 2,2 milyon adet dikey drenaj borusu yerleştirildi.
Bu boruların içi kumla doldurularak zemindeki suyun yukarı taşınması sağlandı. Bazı projelerde ise kum yerine özel drenaj fitilleri kullanılıyor. Daha sonra denizden taranan ve çevre bölgelerden getirilen milyonlarca ton dolgu malzemesi katmanlar halinde serildi. Bu ağırlık zemindeki suyu dışarı iterek toprağın zaman içinde sertleşmesini sağladı.
Havalimanını korumak amacıyla yaklaşık 48 bin beton bloktan oluşan dev bir deniz duvarı inşa edildi. Dolgu çalışmaları ilerledikçe yapay adaların yüksekliği deniz seviyesinin yaklaşık 20 metre üzerine çıkarıldı.
İnşaat belirli aralıklarla durdurularak zeminin oturması beklendi. Daha sonra terminal binaları için 900 adet hidrolik krikolu kolon yerleştirildi. Bu sistem sayesinde binalar zaman içinde oluşan çökmeye göre yeniden ayarlanabiliyor.
1987 yılında başlayan çalışmalar sırasında mühendisler 1990 yılına gelindiğinde ciddi bir sorunla karşılaştı.
İlk yapay ada öngörülen yaklaşık 6 metre yerine 8 metreden fazla çökmüştü. Bunun üzerine terminal binasının altına demir plakalar yerleştirilerek hidrolik sistemlerle yapı tekrar yükseltildi.
Bugün de havalimanındaki 900 kolon düzenli olarak kontrol ediliyor ve gerektiğinde yeniden ayarlanıyor.
Mühendisleri yalnızca toplam çökme miktarı değil, zeminin farklı bölgelerde farklı hızlarda çökmesi de endişelendiriyor.
Terminal binasının orta bölümünde, uç kısımlara göre daha fazla oturma tespit edildi. Pistlerde oluşabilecek çatlakları azaltmak amacıyla beton yerine asfalt kaplama tercih edildi.
Uzmanlara göre hangarlar ve terminal binalarının ağırlığı çökme üzerinde sınırlı etkiye sahip. Asıl yük, yapay adaları oluşturan milyarlarca ton dolgu malzemesinden kaynaklanıyor.
Kansai Uluslararası Havalimanı'nın ilk yatırım maliyeti yaklaşık 8 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Ancak bakım, güçlendirme ve onarım çalışmalarıyla birlikte bu rakam 2008 yılı itibarıyla 20 milyar dolara ulaştı.
Uzmanlara göre büyük şehirlerde uygun büyüklükte arazi bulmak hem zor hem de son derece pahalı. Ayrıca yerleşim alanlarına yakın havalimanları ciddi gürültü kirliliği yaratıyor ve kamulaştırma maliyetlerini artırıyor.
Kansai Havalimanı'nın inşa edilmesindeki temel nedenlerden biri de Osaka'daki Itami Havalimanı çevresinde yıllarca süren gürültü protestolarıydı.
1964'te ilk jet uçaklarının iniş yapmasının ardından bölge sakinleri dava açtı ve Japonya Yüksek Mahkemesi tazminat ödenmesine karar verdi.
Bunun üzerine Japon Ulaştırma Bakanlığı, yeni havalimanını kıyıdan yaklaşık 5 kilometre açıkta inşa ederek uçakların iniş ve kalkışlarını tamamen yerleşim alanlarının dışında gerçekleştirmesini hedefledi.
Yüksek bakım maliyetlerine rağmen Kansai Uluslararası Havalimanı görevini başarıyla sürdürüyor. 2016 yılında 26 milyondan fazla yolcuya hizmet veren tesis, Asya'nın en yoğun 30 havalimanı arasında yer aldı.
Amerikan İnşaat Mühendisleri Derneği de 2001 yılında Kansai'yi "Milenyumun İnşaat Mühendisliği Anıtları" arasında gösterdi.
Ancak Kansai örneği, denizden kazanılan araziler üzerine kurulan büyük altyapı projelerinde mühendisliğin doğa karşısında sürekli bir mücadele içinde olduğunu da ortaya koyuyor. Teknoloji çökmeyi yavaşlatabiliyor, ancak tamamen durduramıyor.