Prenses Diana'nın elbiseleri ve gizli harçlığı

Diana'nın gardırobundaki elbiselerin nereye gittiğini hiç merak ettiniz mi? Müzayede, müze, belki bir koleksiyoncu... Bunlar akla gelen ilk cevaplar.

Ama eski hizmetlisi Paul Burrell'ın anlattığına göre bazı elbiseler çok daha farklı bir yolculuğa çıktı. Kıyafetlerin bazıları Knightsbridge ve Chelsea'deki ikinci el dükkânlarına gidiyordu. Ve bunun ardında, Diana'yı anlatan en güzel hikayelerden biri var.

Burrell kitabında şöyle yazıyor: Diana'nın bazı elbiseleri ne müzayedeye ne de müzeye gidiyordu. Bunun yerine Knightsbridge ve Chelsea'deki ikinci el giysi dükkanlarına götürülüyor, satıldığında nakit para karşılığı alınıyordu.

Diana'nın gardırobundaki bir elbiseden söz ediyoruz. Tasarımcı imzalı, özenle seçilmiş, belki onlarca kez fotoğraflanmış bir parça. Ve o parça bir ikinci el dükkanına gidiyor. Tezgahın üstüne konuluyor, fiyat etiketi yapıştırılıyor, içeri giren herhangi bir müşteri tarafından alınıyor.

Bu sahneyi hayal etmek epey şaşırtıcı. Ama asıl ilginç olan kısım neden yapıldığı.

Kredi kartı iz bırakmamalı

Burrell'a göre bu Diana'nın tamamen kendi kararıydı. Kraliyet ailesinde nakit para taşımak pek alışılmış bir şey değil. Diana bu satışlarla kendisine "harçlık" yaratmak istiyordu. Çünkü nakit para, kredi kartı gibi iz bırakmıyordu.

Hülasa, Prenses izlenebilir harcama yapmak istemiyordu. Bunun birkaç farklı anlamı olabilir elbette. Sarayın denetiminden bağımsız kalmak, kendi küçük özgürlüğünü korumak, sadece kendine ait bir hareket alanı yaratmak...

Peki o nakit parayla ne yapıyordu?

Burrell şunları yazıyor: "Parayı takip edilmeksizin istediği gibi harcayabiliyordu. William ile Harry'yi sinemaya ve hamburgerciye götürebiliyordu."

Bu cümleyi okuyunca içim ısındı. Çünkü bu, prensesin anneliğini en saf haliyle gösteriyor. Chelsea'deki bir dükkana ikinci el elbisesini teslim ediyor. Karşılığında nakit alıyor. Sonra o parayla çocuklarını alıp sinemaya ya da hamburgerciye gidiyor. Orada sıradan bir anne gibi oturuyor; burger yiyor, film izliyor.

"Pembe Büyükanne" teorisi

Ama hikayenin en sevdiğim kısmı şu oldu. Burrell, William ve Harry'nin parayla olan ilişkisini şöyle anlatıyor: "Görkemli kraliyet hayatlarının en büyük paradoksu olarak, genç prensler paraya ve Kraliçe'nin yüzünün her banknotun üzerinde yer almasına büyülenerek bakıyorlardı."

Ve bu büyülenme çok somut bir dile dönüşmüştü. Çocuklar banknot renklerine göre kendi isimleri koymuştu: 10 sterlinlik "kahverengi Büyükanne"ydi, 50 sterlinlik ise "pembe Büyükanne". Diana onlara harçlık verdiğinde, özellikle de bir "pembe Büyükanne" olduğunda, ikisi de zıplayarak seviniyordu.

Yani bir tarafta Buckingham Sarayı, protokol, devlet törenleri, dünya liderleriyle el sıkışmalar. Öte tarafta ise annelerinin cebinden çıkardığı 50 sterlinlik banknotun rengine bakıp "pembe Büyükanne!" diye zıplayan iki çocuk.

Diana'nın bu hikayesini okurken aklıma şu geldi: O satılan elbiseler ne kadar değerliydi kim bilir. Belki müzayedede çılgın rakamlara ulaşabilirdi. Ama Diana o elbiselerden çok daha değerli bir şey elde etmiş.

Bir prensesin ikinci el dükkanına bıraktığı eski bir elbise, karşılığında bir annenin çocuklarıyla geçirdiği sıradan ama çok değerli bir öğleden sonraya dönüşmüş.

Bu da Diana'yı bu kadar sevmeye devam etmemizin nedenlerinden biri sanırım.

Haberin Devamı İçin Tıklayın