Sosyal medya olmasa da tatile gider miydiniz?

Eskiden insanlar tatilden döndüklerinde anlatacak anıları olurdu. Şimdi ise paylaşacak fotoğrafları... Son günlerde yeniden pembeye bürünen kalp şeklindeki göl ilgi odağı oldu. Daha önce lavanta bahçeleri, ayçiçeği tarlaları, gelincik tarlaları... Her biri sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaştı. Bir kare paylaşıldı, ardından binlerce kişi aynı noktaya gitmek için yola çıktı.

Elbette bunda yanlış olan bir şey yok. Güzel yerler görülsün, turizm gelişsin, yerel esnaf kazansın.

ANCAK ARTIK ŞU SORUYU SORMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Biz gerçekten doğayı keşfetmeye mi gidiyoruz, yoksa paylaşacak bir kare yakalamaya mı?

Bu sorunun cevabını bazen sosyal medya bize veriyor.

Reklam
Reklam

Geçtiğimiz günlerde Bodrum'da bir işletmenin önünde yalnızca fotoğraf çektirmek için oluşan uzun kuyruk günlerce konuşuldu. İnsanlar içeri girmekten çok, o meşhur köşede birkaç kare yakalamanın peşindeydi. O görüntü aslında sadece Bodrum'u değil, değişen tatil anlayışımızı da anlatıyordu.

Artık birçok rota "gidilecek yer" olduğu kadar "paylaşılacak yer" olarak da seçiliyor.

Belki de bu yüzden artık otellerin manzarasından önce fotoğraf köşeleri konuşuluyor. Bir kafenin kahvesinden çok dekoru ilgi görüyor. Gün batımının güzelliğinden önce, o gün batımının nasıl görüneceği hesaplanıyor.

Sosyal medya olmasaydı yine tatile giderdik elbette. İnsanlar dinlenmek, yeni yerler görmek ve nefes almak için yıllardır seyahat ediyor. Ama aynı otelleri seçer miydik? Aynı plajlarda saatlerce sıra bekler miydik? Sadece birkaç saniyelik bir video ya da fotoğraf için aynı noktada yüzlerce kişiyle yarışır mıydık?

Reklam
Reklam

İŞTE DEĞİŞEN TAM DA BU

Eskiden insanlar gittikleri yerleri hafızalarına kazırdı. Şimdi ise telefonlarının galerisine.

Bir çiçeğin kokusunu içine çekmeden fotoğrafını çekiyoruz. Gün batımını sessizce izlemek yerine, en iyi açıyı arıyoruz. Bazen denizin sesini bile duymadan videoyu kaydedip bir sonraki noktaya geçiyoruz.

DAHA DA ACISI, BU UĞURDA DOĞAYI YIPRATIYORUZ!

Koruma altındaki bitkiler eziliyor, lavanta tarlalarına giriliyor, ayçiçeği bahçelerinde fotoğraf uğruna ürünlere zarar veriliyor, eşsiz manzaralar çöp yığınlarıyla baş başa bırakılıyor. Bir paylaşım birkaç saat içinde akışta kayboluyor ama doğaya verilen zarar yıllarca kalıyor.

Doğayı sevmek, onun önünde fotoğraf çektirmek değildir. Onu olduğu gibi bırakabilmektir.

Belki de artık tatil anlayışımızı yeniden düşünmeliyiz. Çünkü dinlenmek için çıktığımız yolculuklar, bazen görünme telaşına dönüşüyor. Gittiğimiz yeri yaşamak yerine belgelemeye, hissetmek yerine paylaşmaya çalışıyoruz.

Reklam
Reklam

Bir manzaranın karşısında telefonu cebimizde bırakıp birkaç dakika sessizce etrafı izleyebiliyor muyuz? Denizin kokusunu, rüzgarın serinliğini, kuşların sesini gerçekten fark edebiliyor muyuz?

Yoksa tatilin sonunda elimizde yalnızca yüzlerce fotoğraf, ama hatırlamaya değer çok az anı mı kalıyor?

*Belki de bu yaz kendimize tek bir soru sormalıyız: Tatil mi yapıyoruz, yoksa içerik mi üretiyoruz?

Haberin Devamı İçin Tıklayın
Anahtar Kelimeler: