Sanayi Devrim'inden bu yana ülkelerin doğayla olan ilişkisi çeşitli şekillerde gelişti. Ve yıllarca yüksek sera gazı emisyonu üreten ve doğanın kaldırabileceğinin üzerindeki gerçekleştirdiği faaliyetlerle zenginleşen gelişmiş ülkeler ile endüstriler bu ivmeyi üçüncü dünya ülkelerde yarattıkları çevre kirliliğini yok sayarak sürdürdüler. Bu yüzden iklim adaleti kavramının vurguladığı gibi en çok karı sağlayanlar, iklim krizine yol açan etkileri hafifletmek için de en büyük sorumluluğu üstlenmeli.
İklim değişikliğinin etkileri yalnızca ülkeler arasında değil herhangi bir ülke içindeki toplumsal sınıflar arasında da rahatlıkla görülebilir. Irk, etnik köken, cinsiyet ve sosyoekonomik statüye dayalı olan toplumsal yapıdaki eşitsizliklerin faturası yine en savunmasız olan topluluklar tarafından ödenmemesi gerekir.
İklim adaletsizliğindeki en yakıcı boyutlardan biri de günümüz gençlerinin dahil edilmediği bir krizin etkilerini yaşamaya devam ediyor olmaları. Bu nedenle genç kuşakları sadece mağdur olarak görmeyi reddeden iklim adaleti kavramı gibi onlara bu soruna dair konularda müdahele edebilecekleri karar alma süreçlerinde belirleyici roller verilmeli.