CEVAPLAR

tuncerseher

Demir nasıl ne zaman bulunmuştur?

tuncerseher 07 Mayıs 2012 sordu
e: maden
CEVAPLA
CEVAPLAR
XIX. Yüzyılın başlarına kadar gözler hep Roma ile Yunan’daydı. Çağdaş uygarlığımız yalnız bu iki kaynağa indirgenmekteydi. Bu görüş Napolyon’un Mısır seferiyle değişti. Onunla birlikte Mısır’a giden bilginler icat ve anıttan yana zengin bu iki uygarlıktan çok daha eski bir uygarlığın varlığını şaşkınlık ve hayranlıkla gördüler. 1842′de ufuk daha da genişledi; Fransa’nın Musul başkonsolosu Botta Mezopotamya’nın antik anıtlarını ortaya çıkardı. Bunu öteki uygarlıkların (Sümerler Babilliler Egeliler Hititliler Ukrayna’dan Moğolistan’a uzayan steplerde yaşayan göçebe halk) tanınması ve incelenmesi izledi. Bugün Atina ve Roma gözümüzde parlak olmakla birlikte uygarlık tarihinin bir ayrıntısından başka bir şey değildir. Birçok belli başlı teknik icatları artık onlara mal edemeyiz. Biliyoruz ki bunlar. Roma saltanatının ya da Yunanistan’ın ünlü filozoflarının gölgesinde değil zaman zaman büyük imparatorluklar kurmakla birlikte sonradan unutulmuş Asyalı toplumların eserleridir. Yukarıda sabanın koşumun gemin bu halkaların icatları olduklarını görmüştük. Ama tereyağının İşkillerin icadı demirin de (M.Ö. 1300′de) Mitillerin icadı olduğunu kaçımız biliriz? Demir madeni daha önceden de biliniyordu; Hititlere borçlu olduğumuz “demir sanayii”dir. M.Ö. 2950′de Ur’da bir demir balta; M.Ö. 2840-M.Ö. 2700′den gelen Sümer kalıntıları arasında ve Keops Piramidi’nde demir silâhlar bulunmuştur. Ancak o zamanlar son derece az bulunan bir maden olduğundan demir değerli eşyalardan sayılıyordu. Hammurabi zamanında (M.Ö.2000) Babil’de demirin değeri gümüşünkinden sekiz kat fazla ve altının dörtle üçü oranındaydı. Günümüz de bol rastlanan bu madenin o zamanlarda bunca ‘ender oluşu’nun sebebi neydi acaba? Çünkü demirin elde edilmesi bakır ya da tunçunkinden daha güçtü. Bakırı eritmek ve toprağından ayırmak için 1.083 derece ısı yeterlidir. Tuncun yapımında kullanılan kalaysa daha kolay (232 derecede) erir. Demirin eritilmesi için 1.535 derecilik bir ısı gereklidir. Bundan başka maden cevheri oksit şeklinde olduğundan bunu oksijenden ayırmak için çok miktarda redüktör’e yani indirgeme işlemini yapacak bir aracıya özellikle karbona ihtiyaç vardır işte bu iki şart bakır ve tunç metalürjisinde (madenleri ve arıtılmalarını inceleyen bilim.) kullanılan fırınlarla gerçekleştirilemiyordu. Bunu M.Ö. 1700′de yapılmış bir Mısır resminde gördüğümüz ayakla işleyen körüklerle yapmak ve gerekli miktarda oksijeni maden cevherinden alacak maddeyi sağlamak imkânsızdı. Demiri herkesin kullandığı bir maden haline getirenler Hititler oldular. Bunun için de yüksek fırınlardan yaralandıkları kuşku götürmez. Böylece tunçtan yapılmış ağır silahlar zırhlar ve kalkanlar yerlerini demirden olanlara bıraktılar. Arkeologlar Korsabad’daki II. Sargon’un sarayında bu silahlardan ve araçlardan 160 ton bulmuşlardır. Demir Yakın Doğu’dan Mısır’a ve Dorların yaşadığı Balkanlara doğru hızla yayıldı. M.Ö. 900 yıllarına doğru Avrupa’da görülmeye başlanan bu madeni Avrupalılara tanıtan her halde Dorlar olmuşlardı. Doğu Asya demiri aynı çağlarda benimsedi. Delhi’de M.Ö. IV. yüzyıldan kalma 17 metre yüksekliğinde ve 17 ton ağırlığında büyük bir sütun bulunmaktadır. Vierendeel: “Bugün bile değme atölyelerin gözünü korkutacak böylesine dev gibi bir parçanın imalinde kullanılan madeni Hindular nasıl eritmiş ve nasıl çalışabilmişlerdir insan şaşıyor” diyor. Tabii demir önce yalnızca askerlikte kullanıldı. Ağır tunç kılıçlar demirden yapılmış ince hafif ve uzun kılıçların karşısında ‘âciz’ kalıyordu öte yandan mızrak ok ve yay daha kullanışlı biçimde yapılmaya başlandı. Gem ve mahmuz hafifledi. Bunu ev eşyaları ve günlük hayatla kullanılan öteki araçlar izledi. Bıçak testere zincir vb. demircilerin atölyesinden çıkmaya başladı. Bu arada makas da icat edildi. Önceleri makas sadece savaşçıların saç ve bıyıklarını kesmekte kullanılıyordu. Bir süre sonra mücevherler de demirden imal edilmeye başlandı. Demirin gelişmesini izlemek çok öğreticidir. Yakın Doğulu bir halkın zekâsının ürünü olan bu maden Asurlulara< kan dökücü egemenliklerini bütün Yakın Doğu’ya yaymaları imkânını vermiştir. II. Sargon Assurbanipal gibi kralların ün kazandığı bu imparatorluk kendi içinde eriyen Sümer Mısır ve Babil gibi eski uygarlıkların mirasçısıydı. Asya’nın bu dev temsilcisi karşısında Avrupa’nın ne önemi olurdu?.. Sadece Yunan dünyasının meydana getirdiği küçük bir ışıklı nokta dışında. Güneybatı Almanya’dan göç etmiş tarımcı bir halkın Keltlerin birkaç yüzyıldan beri içinde yaşadıkları karanlık sessiz ve kısır bir dünya Kelt köylerinin yoksul kulübeleri. Babil’in Knosos’un Ninova’nın sanat eserlerinden ve banyolu konutlarından çok uzaklardaydı. Ve Avrupa’nın günün birinde bunları aşacağı o dönem için aklın hayalin almayacağı bir şeydi. Bununla birlikte M.Ö. 612′de heybetli Asur yapısı çöktü; Ninova ateşler içinde yok olup gitti. Yıkıntılarından başka bir imparatorluk yükseldi: Pers İmparatorluğu. Sınırları daha da genişleyen bu devlet Akdeniz’e kadar uzandığı Hellen kıvılcımı Batı’nın yoğun karanlığında henüz pek güçsüz bir ışıktı.
aslanismail87
aslanismail87  - 25 Eylül 2012 cevapladı
Pozitif Bilimler kategorisindeki diğer sorular
yıldızların yakıtı
Misafir  - 22 Kasım 2021 sordu
5 Cevap
adıgeçen nasıl yazılır
Misafir  - 04 Kasım 2021 sordu
5 Cevap
2.haçlı seferi
Misafir  - 30 Eylül 2021 sordu
3 Cevap
cinsellik
Misafir  - 13 Ağustos 2021 sordu
8 Cevap