"İlim, ancak sosyalleşmeyle oluşur"

Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar: - "İlim, ancak sosyalleşmeyle oluşur. Bir sempozyum da, ilmin gelişmesine ilim adamlarının sosyalleşmesine katkıda bulunan en önemli vesilelerden de bir tanesidir. Bu açıdan aramızda olan bütün Türk dünyasından katılan öğretim elemanlarını ve bilim insanlarını şimdiden tebrik ediyorum ve kutluyorum" - Türk Dil Kurumu Başkanı Gürer Gülsevin: dece Türkiye televizyonlarında üretilen dizilerden, Türkiye Türkçesi öğrenilmez ama bu diziler, Türk haklarının birbirini anlaması içinde çok iyi bir aracı olmaktadır. Türkiye Türkçesi diyorum çünkü diziler Türkiye de yapılıyor. Mesela Kırgızistan veya Kazakistan'da da aynı derecede diziler çekilse, Türkiye'de de Kazakça ve Kırgızca daha iyi anlaşılır hale gelecek diye düşünüyorum"

İSTANBUL (AA) - Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erol Özvar, 27 sene sonra ikincisi düzenlenen Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu'un önemine dikkati çekerek, "İlim, ancak sosyalleşmeyle oluşur. Bir sempozyum da, ilmin gelişmesine ilim adamlarının sosyalleşmesine katkıda bulunan en önemli vesilelerden de bir tanesidir. Bu açıdan aramızda olan bütün Türk dünyasından katılan öğretim elemanlarını ve bilim insanlarını şimdiden tebrik ediyorum ve kutluyorum." dedi.

Prof. Dr. Özvar, Sultanbeyli Belediyesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi'nde düzenlenen, 2. Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, toplantının Marmara Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirildiği için mutlu, Türk dünyası adına da umutlu olduğunu söyledi.

Marmara Üniversitesi adına gurur duyduğunu belirten Özvar, "Türk dünyasının hemen hemen her bölgesinden bu toplantı için çok kıymetli bilim ve fikir adamları aramızda bulunmaktadır. Bu vesileyle her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu.

Özvar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Gerek üniversitemizden, gerekse Türk dünyasından sempozyuma iştirak eden çok değerli bilim insanları bulunuyor. Bu toplantı için Rusya'dan, Kazakistan'dan, Amerika'dan, Özbekistan'dan, Tataristan'dan, Kırgızistan'dan ve Azerbaycan'dan olmak üzere pek çok katılımcımız bulunmaktadır. İlim, ancak sosyalleşmeyle oluşur. Bir sempozyum da, ilmin gelişmesine ilim adamlarının sosyalleşmesine katkıda bulunan en önemli vesilelerden de bir tanesidir. Bu açıdan aramızda olan bütün Türk dünyasından katılan öğretim elemanlarını ve bilim insanlarını şimdiden tebrik ediyorum ve kutluyorum. 2 gün boyunca yapacağımız sempozyum, Türk kültürüne, Türk gelenek ve göreneklerine, Türk bilim anlayışına önemli katkılarda bulunacağına inanıyorum. İnşallah bundan sonrada Çağdaş Türk alfabeleriyle alakalı toplantılarımızın devam edeceğini sizlere şimdiden bildirmek isterim. Bu Türk dünyasının en önemli en çağdaş iddialarından bir tanesidir biz, Türk mirasının kültürel iddiasının devamını diliyor ve temenni ediyoruz. Üniversite olarak da bu iddianın devamı konusunda elimizden gelen bütün gayreti sarf edeceğimizi huzurlarınızda ifade ediyorum."

- "Türkiye televizyonlarında üretilen dizilerden, Türkiye Türkçesi öğrenilmez"

Türk Dil Kurumu Başkanı Gürer Gülsevin de 27 yıl önce ortak Türk alfabesi oluşturma öyküsünü hayata geçiren hocaları selamlayarak, "Türk ve Türkiye için ortak bir alfabe de buluşma çalışmaları, daha önceleri dillendirilmiş olsada Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra çok önemli ve öncelikli bir proje olarak devlet-bilim adamları ve aydınların gündemini oluşturmuştu. O süreçte kapsamlı ve programlı bir çalışma 199'de yine Marmara Üniversitesi ev sahipliğinde yapılmıştı. Ankara'da ise 1992'de Marmara Üniversitesi’nde alınan kararların değerlendirildiği ve sonucunda da onaylayan nitelikte bir toplantı daha gerçekleştirildi." dedi.

Bu toplantılarda herkesin bildiği Latin harflerine dayalı, 34 harflerden oluşan bir alfabe yapıldığını dile getiren Gülsevin, şunları anlattı:

"Önerilen 34 harfe bağlı kalınarak, her Türk halka kendi alfabesini oluşturacak şeklinde bir prensip yapıldı. Bu harfler 28,29 veya 32-34 harflerden olabilecekti. Prensipler sonucunda bir harfin birden başka sesi göstermeyecekti ve ortaya konulan bu prensipler, bilim adamları ve siyasilere yani karar vericilere sundukları bir çeşit anahtardı. '34 harfli ortak Türk alfabesin ne işe yarar?' sorusuna yanıt arayacak olursak, ortak Türk dili diye de bir şeyin var olduğunu göreceğiz. Tabi bütün Türklerin aynı dili konuşup, yazacağı anlamına gelmediğini biliyoruz. Yani bütün Türk halkları kendi dilleriyle konuşacak, yazacak ve edebiyat yapacak ama Orhun Türk kararlılığı zamanındaki gibi hepsinin ortak bir yazı veya iletişim dili de olacak."

"Kazak Türkçesi demek, bazen kabul görmeyebiliyor ama bunun örnekleri var. Mesela Arapça için Libyaca, Suriyece veya Irakça gibi tabirler yerine Suriye Arapçası, Libya arapçası kullanıyor. Fakat onların bizden farkı şu biz, bir ortak alfabenin prensiplerinde bile henüz birleşemiyoruz ama Libya-Suriye Arapçası diyen dilin mensupları sadece bir tane alfabe kullanıyor. Hepsi Arap harflerini kullanıyor ama alfabeleri de bir tek Arap alfabesi olduğu için farklı işaretler kullanmıyorlar." ifadelerini kullanan Gülsevin, konuşmasını şöyle tamamladı:

"Demekki gerçek anlamda ortak bir alfabenin olması ortak bir Türk iletişiminin oluşmasına da vesile olacaktır. Bu mevcut durumlardan ve yaşananlardan tecrübe ettiğimiz bir haldir. Gençlerin internet aracılığı ve dünyada kullanılan iletişim araçlarını kullanarak, birbirleriyle bağlantı kurduklarında ortak bir alfabe olduğu zaman birbirlerini anlamaları da kolaylaşacaktır. Sadece Türkiye televizyonlarında üretilen dizilerden, Türkiye Türkçesi öğrenilmez ama bu diziler, Türk haklarının birbirini anlaması içinde çok iyi bir aracı olmaktadır. Türkiye Türkçesi diyorum çünkü diziler Türkiye de yapılıyor. Mesela Kırgızistan veya Kazakistan'da da aynı derecede diziler çekilse, Türkiye'de de Kazakça ve Kırgızca daha iyi anlaşılır hale gelecek diye düşünüyorum."

- "Bizler, Türk dünyasıyla ilgili kurumlar olarak, bir çok konuda çalışmalar yapıyoruz."

Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Okan Yeşilot ise enstitü olarak, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde düzenlenen 1. Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu'nda 34 harfli Türk alfabeleri teklifinin yapılmasının üzerinden 27 yıl geçtiğini belirterek, o günden bu yana pek çok olayın yaşandığını söyledi.

Alfabe konusunun hala güncelliğini koruduğunu işaret eden Yeşilot, şunları kaydetti:

"En son Kazakistan'ın 2018'de, Latin alfabesine geçiş sürecinin başlamasından 2025'e kadar, bu durumun tamamlanacak olması, bu konudaki diğer Türk devletlerinde ve topluluklarındaki çalışmaların sürmesi, bizleri bir sempozyum yapmaya iten en önemli sebeptir. Ayrıca kurumlardaki çalışmalardan dolayı 27 yıl sonra ne duruma geldik, neler yapıldı, nasıl çalışıldı gibi konuları yeniden konuşmak üzere burada toplandık. İşin güzel tarafı şu, 1991'de toplantıya katılan ve şu an hayatta olan bütün hocalarımıza ulaştık, sempozyumumuza davet ettik. Bizler Türk dünyasıyla ilgili kurumlar olarak, bir çok konuda çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmaları da zaman zaman sempozyumlar ve konferanslar serisi olarak devam ettiriyoruz. Bugünkü çalışmamız içerisinde çok ciddi konu başlıkları var. Hakikaten bir yol haritası çizip, yol açacak, yeniden bir sonuç bildirgesi ve bir tavsiye kararı alabilecek şekilde bu işin otoriteleri olarak saydığımız çok kıymetli hocalarımızın aramızda bulunmasından dolayı hepimiz çok mutluyuz."

2. Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu'nun açılış konuşmaları, Bünyamin Aksungur'un "Türk Dünyasından Esintiler" isimli mini konserinin ardından sona erdi.

Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler