YURTHABER

"15 Temmuz Darbe Girişiminin Uluslararası Etkileri" konferansı

Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün: - "Eğer 15 Temmuz olmasaydı ve özellikle güvenlik kurumlarımız içindeki temizlik harekatı olmasaydı biz farkına varmadan uyuşturulmuş bir millet olarak çok güçlü bir güvenlik sistemine sahipmiş gibi görünürken aslında bizim bilgilerimiz güvenlik yapılanmalarımız, stratejilerimiz birilerinin eline gitmiş olacaktı. Uluslararası istihbarat kuruluşlarına hizmet eden bir güvenlik yapılanmasıyla karşı karşıya kalacaktık"

NİĞDE (AA) - Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin, "Eğer 15 Temmuz olmasaydı ve özellikle güvenlik kurumlarımız içindeki temizlik harekatı olmasaydı biz farkına varmadan uyuşturulmuş bir millet olarak çok güçlü bir güvenlik sistemine sahipmiş gibi görünürken aslında bizim bilgilerimiz güvenlik yapılanmalarımız, stratejilerimiz birilerinin eline gitmiş olacaktı. Uluslararası istihbarat kuruluşlarına hizmet eden bir güvenlik yapılanmasıyla karşı karşıya kalacaktık." dedi.

Akgün, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü etkinlikleri kapsamında, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinde, "15 Temmuz Darbe Girişiminin Uluslararası Etkileri" konulu konferansta, 15 Temmuz gibi bir millete büyük acı yaşatan tramvanın millet hafızasından silinmesinin mümkün olmadığını, tekrarlanmaması için bu olayların unutturulmaması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin 15 Temmuz'dan sonra yeni bir döneme girdiğini anlatan Akgün, şunları kaydetti:

"Özellikle bizim güvenlik sistemimiz açısından dışa karşı hep Suriye'den mi DEAŞ'tan mı PKK'dan mı tehdit gelecek derken içimizde başka PKK ve DEAŞ'lılar olduğunu keşfettik. 15 Temmuz'dan sonra millet ve devlet olarak büyük bir temizlik harekatı ortaya çıktı. Eğer 15 Temmuz olmasaydı ve özellikle güvenlik kurumlarımız içindeki temizlik harekatı olmasaydı, biz farkına varmadan uyuşturulmuş bir millet olarak çok güçlü bir güvenlik sistemine sahipmiş gibi görünürken aslında bizim bilgilerimiz güvenlik yapılanmalarımız, stratejilerimiz birilerinin eline gitmiş olacaktı. Uluslararası istihbarat kuruluşlarına hizmet eden bir güvenlik yapılanmasıyla karşı karşıya kalacaktık."

Akgün, 15 Temmuz'dan sonra temizlik harekatı olmasıydı DEAŞ'a karşı Cerablus'taki operasyonun yapılamayacağına dikkati çekerek, "Zeytin Dalı, Barış Pınarı operasyonlarını yapamazdık. S-400'leri alamazdık, kendi güvenliğimiz açısından, 'Mavi vatan' dediğimiz Akdeniz'deki Doğu Akdeniz hakimiyetini ve geleceğine ilişkin o hamleleri yapmazdık. Libya'daki son zamanlardaki yaptığımız anlaşma ve edindiğimiz yeni kazanımları edinemezdik. Şimdi Ayasofya'nın açılmasını konuşuyoruz. Aslında bunlar, tamamen bağımsız konular değil." ifadelerini kullandı.

İstanbul, Ankara'daki 2015 ve 2016'daki büyük terör hadiseleri veya "Hendek operasyonları" ile Güneydoğu'daki gelişmeler birlikte düşünüldüğünde Türkiye'nin büyük tehlike altında olduğunu aktaran Akgün, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Eğer biz Suriye'deki sınır boylarında PKK, DEAŞ ve benzeri terör örgütlerinin kontrolünü ortadan kaldıran bu operasyonları yapmasaydık emin olun Suriye'nin kuzeyinden PKK koridoru, Suriye'nin özellikle Irak'a yönelik kısmında bugün YPG ve PKK'nın kontrol ettiği alanda özerk bir yapı ve yine Kuzey Irak'taki yapıyla birleştirip arkasından biz bugün, bu operasyonları değil, Diyarbakır ve benzeri illerdeki belki büyük isyanları konuşuyor olacaktık. Orada o yapıların kurulmasına izin verirseniz, içeriye doğru ödem yapar. Nitekim PKK konusunun 2015-2016'da terör olaylarının artmasında bu yapı var. Güvenlik çemberini dışarıya kurarak içeriye ödem yapmasına izin vermiyorsunuz. Türkiye'nin Suriye operasyonları aslında bununla ilgili."