YURTHABER

Kapat

Taşınmak

Taşınmak, değişmek ve çoğalmaktır çoğumuz için. İyiye güzele bir dönemeç olma potansiyeli vardır.

Taşınmak geniş anlamda bakıldığında bir şeyden bir başka şeye, bir yerden bir başka yere göçmek, değiştirmek, değişmek, eski olanları geride bırakmak yeniye gitmek, farklılıklarla yüz yüze gelmek anlamlarına da gelir.

İnsan bulunduğu yer ile aynı seviyede bir yere de taşınabilir, daha üst ya da daha alt olanına da.

Eşdeğerine taşınıyorsa fazla yabancılık, güçlük çekmez, kısa zamanda uyum sağlar. Ancak daha üst, gelişmiş, büyük, zengin bir yere ya da daha alt, daha basit daha yoksul bir yere taşınıyorsa oraların ne kadar üst ya da ne kadar alt olduklarına göre farklı uyum süreçleri yaşar. Doğal konumundan yukarı doğru çok yükseğe çıkıyorsa bir anda çok rahatlayabilir ya da çok aşağıya iniyorsa büyük sıkıntı içine girebilir.

Bu yazıyı tam da Van halkının deprem sonrası devlet eliyle ve TOKİ aracılığıyla yapılmış olan yeni evlerine taşındıkları süreçte yazıyorum.

İnsanlar taşınmaya yoğunlaşmışken bu konuya geniş pencerelerden, farklı açılardan ve farklı anlamlarda bakmak istiyorum.

Aslında sıradan bir olay gibi gözükse de pek çok ve çoğu önemli ayrıntıları vardır taşınmanın.

Ev taşımak anlamında düşünüldüğünde taşınmak eski komşulardan, sokaktan, siteden ayrılmak, yenisine gitmektir. Penceresinden başka şeyler görünen, güneş ışıklarını daha çok ya da daha az alan, kapıları farklı yerlerde açılan, koridorları, asansörleri farklı düzenlerde olan binalara, evlere göçmektir. Gittiğimiz yerde yeni yüzlerle tanış olmaktır, komşu olmaktır.

Tam taşınırken sıkıntılı bir iştir. Taşınıp yerleştikten sonra da Van'daki TOKİ konutları gibi yerlerse, yeni bir deprem endişesi gibi kimi sarsıcı gerginliklerden kurtulmaktır. Yeni bina sorunları aşıldıktan sonra huzura kavuşmaktır.

Toplu yaşanan yerlerde huzur dünyanın her yerinde oraları paylaşanların anlayış düzeyleri, toplu yaşama uyumlu olup olmamaları, empati becerileri ile yakından ilintilidir.

Alt kattaki üstten silkelenen şeylerden hastalık derecesinde rahatsızsa, üst kattaki de silkelemeden duramayan biriyse ciddi bir sorun var demektir. Öyle bir durumda bu basit ve sıradan gözüken neden o yeni eve taşınmış iki aileyi de, bazen komşuları da huzursuz etmeye yeter de artar bile.

Yaşadığımız şehirde yaklaşık elli-altmış yıl öncesine kadar misafirperverlik ve dayanışma kültürü toplum katlarında büyük ölçüde kabul görürdü. Zamanla ekonomik ve fiziksel olanakların artmasıyla, konaklama tesislerinin çoğalmasıyla, farklı kültür altyapılarından gelen insanların bir arada toplu olarak yaşamak durumunda kalmasıyla ve başka nedenlerle insanlar birbirlerinden kopup yabancılaştılar. Öyle olunca yukarıdaki önemli değerlerle toplumu birbirine bağlayan önemli bağların bir kısmı aşınma eğilimi göstermeye başladı. Bugünün Van’ı doğal olarak elli-altmış yıl öncesinin Van’ına göre her anlamda büyük ölçüde farklılaşmıştır. .

Bizden önceki kuşağa mensup Vanlılar kendi çocukluk dönemlerinde, çeşitli nedenlerden ötürü köylerden kente gelen insanların şehirde tanıdıklarına, ait evlerde konuk edildikleri, bu evler var iken hanlara otele gitmelerinin ayıp karşılandığı zamanlardan söz ederler.

Bizim kendi çocukluğumuzda babalarımız o zamanlar varoş olan şimdi şehrin ortasında kalan yerlerde arsalar alıp kerpiç evler ve mahalleler oluşturdular. Evler ve mahallelerle birlikte sıkı komşuluklar kurdular. Biz kendi sokağımızdaki herkesi tanırdık. Kimse kimseden dili, aşireti, geldiği memleket gibi nedenlerden ötürü kopuk ve uzak durmazdı. Duruma göre yardımlaşır, birbirimizin sevincine ve acısına ortak olurduk. Hiçbir ayrım gözetmeden bayram ziyaretleri yapardık. Büyüklerimiz kendi aralarında Türkçe ya da Kürtçe sohbet ederlerdi. Komşu evlerdeki amcaların, teyzelerin ellerini öperdik. Onlar da bize bildikleri, kullandıkları dilde dua ederlerdi. Biz Kürtçe konuşmaları anlamazdık ama duaları anlardık. En yakın arkadaşım Ahmet'in her zaman rahmetle andığım annesi Hınar Abla'nın “Xude emretde dırej bıke” (Allah ömrünü uzun etsin.) sözleri hala kulaklarımdadır. Söz ona gelmişken bu arkadaşımın rahmetli babası Faris Dayı'nın da uzun yıllar Konya'da yaşamış olduğunu ve değme İstanbulluya taş çıkartacak şekilde güzel bir Türkçe ile konuştuğunu da, o dönem toplum mozaiğinin iyi anlaşılması bakımından ifade etmekte yarar görüyorum.

Kentlileşen insan giderek bu sıcak doğulu yanını, yapısını kaybetmektedir. Kalabalıklaşan şehirler, farklı kültürlerin bir araya geliyor olmasından kaynaklı kültür uyuşmazlıkları, hızlanan yaşamla birlikte ortaya çıkan zaman yetersizliği, bireyselleşmeyi körükleyen ve sayıları her geçen gün artan televizyon, radyo kanalları, bilgisayarlar, internet bağlantıları, eğitim olanaklarının gelişmesiyle bu alana yönlendirilen, harcanan zaman ve enerji giderek insanları birbirlerinden uzaklaştırmaktadır.

Yeni konutlarına, semtlerine taşınmış, taşınmakta olan insanların yüz yüze oldukları koşullar, bizim babamız tarafından inşa ettirilmiş olan kerpiç evlere taşındığımız zamanlara göre farklılaşmıştır. İnsanlar farklılaşmıştır, değerler farklılaşmıştır.

Güzel olan değerleri, hatırşinaslığı, komşu hakkını, sağlıklı yapıcı bağlar kurmanın önemini bilen; bunun için çalışan, gayret gösteren insanlar elbette hala vardır. Onlar bu süreçte de yeni komşularının kapılarını çalacak, “hayırlı olsun” diyecek, çaylarını içecek, evlerine davet edeceklerdir.

Kimi insanlarımız da içlerindeki garipliği, yabancılığı dışarı vuracak, yalnızlık çekecek ya da bilinçli olarak yalnızlığı seçecek diğerlerinden uzak durmayı tercih edeceklerdir.

Görülen o ki, bağların gittikçe çeşitli nedenlerle zayıflıyor olması yüzünden insanlar bizden önceki kuşak ya da bizim kuşak kadar birbirlerini tanımaya özen göstermeyecekler. Aynı blokta yaşadıkları diğer insanları tanımayacaklar, karşı bloklardakiler için de tam anlamıyla yabancı olacaklar.

Değişiklik anlamında taşınmanın büyük düşünür Mevlana'nın,

“Her gün bir yerden göçmek ne güzel

Her gün bir yere konmak ne güzel,

Bulanmadan, durmadan akmak ne güzel!

Dünle beraber gitti cancağıızım,

Ne varsa düne ait,

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”

dizelerinde anlam bulduğu gibi, insanı ferahlatan, çoğaltan yanları olan bir dönemeç olduğunu söyleyebiliriz.

Taşınmak, yenileşmemiz, eski eşyalarımızdan, eski olumsuz alışkanlıklarımızdan, eski yanlış duruş ve düşünüşlerimizden kurtulmamız için bir fırsat olarak da değerlendirilebilir.

Doğal olarak değişen şeylerin yanına bizim de bilinçli şekilde kendi irademizle bir şeyler eklememizle güzelleşebilecek renk, soluk kazanacak bir süreç olarak düşünülebilir.

Yarınların bu günlerden daha güzel olması umudunu hiç yitirmeden hep güzel şeyler dileyerek çoğaltılacak bir süreç.

*

Taşınmaya farklı açılardan ve farklı anlamlardan bakmaktan söz etmiştim yazımın başında.

Taşınmayı sadece içinde yaşanan evin değiştirilmesi anlamında düşündüğümüzde dar bir anlam içine hapsetmiş olacağımızı ifade etmek istemiştim.

Yukarı ve aşağı taşınmak konuları çok değişik anlamlarda değerlendirilip derinleştirilebilir.

Bir dilden diğerine, bir kültürden diğerine, bir inançtan diğerine taşınmak da vardır aslında.

Türkçemizde “düşünmek, taşınmak” da vardır.

Bütün bu taşınmaların duruma göre olumlu ya da olumsuz sonuçları, etkileri, sıkıntıları ve sevinçleri de vardır.

Onlara sadece bir mim koyup ayrıntılarını girmemeyi tercih ediyorum şimdilik.

Herkesin darlıktan genişliğe, dağınıklıktan birliğe, düşmanlıktan dostluğa, kinden nefretten sevgiye taşınması, yoran yıpratan eksiklerinden kurtulması, kendi kısa yaşamını ve başkalarının kısa yaşamlarını zenginleştirici, çoğaltıcı güzelleştirici işlere katkı sağlaması, destek vermesi dileklerimle diyorum.

25.12.12

12.22

Anadolu Ajansı ve İHA tarafından yayınlanan yurt haberleri Mynet.com editörlerinin hiçbir müdahalesi olmadan, sözkonusu ajansların yayınladığı şekliyle mynet sayfalarında yer almaktadır. Yazım hatası, hatalı bilgi ve örtülü reklam yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haberi servis eden ajanslardır. Haberle ilgili şikayetleriniz için bize ulaşabilirsiniz

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

En Çok Aranan Haberler

Kapat