YURTHABER

Kapat

Puşkin’in ”Erzurum Yolculuğu”

Tatarlarda ve Türklerde sık görülen bir hastalık olduğu söylentisi ise bir söylentiden başka bir şey değildir.

Puşkin’in ”Erzurum Yolculuğu” isimli eseri üzerine

Puşkin; 1799 da Moskova da doğmuştur. Dedesi Rus Çar’ına zamanın Osmanlı Padişahı tarafından hediye edilen “Büyük Petro’nun Arabı” diye ünlenen Abram Hannibal’dir.

Puşkin ilk şiirlerini 12 yaşında Çar Köy lisesinde okurken yazmıştır. 1817 yılında liseyi bitirir bitirmez Çarlık Rusyası’nın Dışişlerinde (şimdiki adıyla Dışişleri Bakanlığı) göreve atandı. Toplumcu şiirler yazıyordu. O yıllarda Özgürlük, Çaadev’e, Arakçeev İçin isimli şiirleri basıulmadığı halde elden ele dolaşmaya başladı. O devrin Rusya’sı yayıncılığın, edebiyatın zirvede olduğu dönemlerdir. Daha 21 yaşında iken isyancı şiirleri dolayısıyla önce Kafkasya’ya sonra da Moldova’ya sürüldü. Sürgünde olduğu üç yılda “Kafkasya Esiri”, ” Bahçesaray Fıskiyesi”, poemalarını ve “Mahpus”, “Kara Şal”, gibi şiirleriyle “Yevgeniy Onegin” şiir-romanının ilk bölümlerini yazdı.

1826′da Çar Nikolay’ın çağrısıyla Moskova’ya çağrıldı. Çar onu sansürcü ilan edince Çar’ın okumadığı hiç bir eserini yayınlayamadı. “Boris Goodunov” adlı tregadyasının sahnelenmesi yasaklandı. Sosyete güzeli Natalya Gonçarova ile 1831 yılında evlendi.

“Pugaçov Tarihi”, “Yüzbaşının Kızı” düz yazıları ile “Bakır Atlı” poemasını yazdı. 1836 yılında o zamanların Çarlık Rusyası’ndaki kurallara göre alçakça atılan iftiralar sebebiyle düelloya mecbur bırakıldı. Petesburg’daki düelloda ağır yaralandı 1837 yılı Ocak ayının 29′unda öldü. Yine halkın hassasiyetinden, tepkisinden ve yürüyüşünden korkan Çar şairin naaşını Petesburg’tan gizlice çıkarttırıp köyünde aile çiftliğinin yakınında bir manastırda toprağa verildi. Puşkin’in üstadı olan Jukovskiy onun ölümü için “Rus şiirinin güneşi battı” demiştir.

Puşkin’de Homyakov ile Muravyev gibi Türk seferinde katılan Rus şairlerindendir.1829 Erzurum yolculuğuna kadar bir kaç lirik yazdığını kaynaklardan öğreniyoruz. Bu incelememde yer vereceğim, daha çok değineceğim 1830 lu yıllarda Osmanlı-Rus ilişkileri ve Tiflis, Kars, Erzurum ve Ermeni halklarının genel ahvalidir.

1800 lü yıllarda Çarlık Rusyası’nın şair ve yazarlarını seferlere götürmesi ve bu savaşlarda durum ne olursa olsun kahramanlık şiir ve yazılarıyla halkın moralinin yüksek tutulması, gerekli durumlarda ordunun motivasyonuna takviyede bulunulması sağlamak amaçlıdır. O yıllar Rus yazın hayatının, edebiyatının zirve yaptığı yıllardır ki şimdilerde Dünya ve Rus Klasikleri arasında olan birçok eser kaleme alınmıştır. Ancak Puşkin diğer şairlerin aksine askerlik mesleğiyle de ilgilenmez, savaş sanatlarını da umursamaz. “Erzurum Yolculuğu” kitabında düşüncelerini şöyle dile getirir Puşkin ”Savaşa yalnız kahramanlıkları anlatmak için katılmak benim adıma hem kendimi beğenmişlik, hem yakışıksız bir şey olurdu. Ben askeri düşünceye katılmam. Bu benim işim değil.”

İlginç olanı ”Fransız Hükümeti’nin Emriyle Doğuya Yapılan bir Yolculuk” yazmaktadır , 1834 yılında basılmıştır ama kaleme alınma tarihi 1828′ dir. ve şöyle devam eder ”Hayalinin zenginliğiyle tanınmış bir şair, gördüğü bütün olaylarda, bir şiir konusu değil yergi konusu bulmuştur.”

Bu Fransız seyyahın övücü cümlelerinden başka bir şey değildir. Osmanlı İmparatorluğu bu kadarının farkında değildir ama içerisinde misyonerler, casuslar ve istihbaratçılar kaynamaktadır. Çarlık Rusyası İran Seferi’ne, Alman Seferi’ne, Avusturya Seferi’ne, Fransız Seferi’ne de şairler götürmüştür.

Puşkin yolculuk esnasında önce emekliye ayrılan General Yermolov ile karşılaşmasından bahseder. Yermolov (1765-1861) 1812 de Napolyon ile savaşmış ve başarılar kazanmış direyetli bir komutandır. Yine eserde ünlü Rus tarihçi ve şair Karamzin (1765-1826), Hollandalı ressam Dov (1613-1675), daha çok savaş tablolarıyla tanınan Rus ressam Orlovski (1777-1832), İrlandalı Şair Charles Wolf (1791-1823), Rus şair Darjaniv, İranlı Şair Fazıl Han, İngiltere Kralı IV Edouard’ın küçük kardeşi George Clarence (ağabeyiyle bozuşmuş bir bahaneyle ağabeyi tarafından ölüme mahkum edilmiş, kendisine öçlüm şeklini seçme hakkı verilmiş ve kendisi 1478 yılında şarap fıçısında boğulmayı tercih etmiştir.), 19.yy en ünlü Rus yazarlarından biri olan Griboyedov,(ki “Akıldan Bela” isimli manzum komedinin yazarıdır o yıllarda Çar’ın sansürüne takılmış yayınlanamamıştır. Tahran’da patlak veren ayaklanmayla birlikte Rus misyonuyla birlikte öldürülmüştür. Akıldan Bela isimli eser Milli Eğitim Bakanlığımızca Türkçe’ye çevrilmiştir.), Ünlü İtalyan ressam Salvador Rosa (1675-1757), Fransız gezgin ve botanikçi Tournefort (1656-1708), Gogefroy (Birinci Haçlı Seferi’nde haçlı ordularının başkomutanıdır.), tarih yazarı Suhorukov, Abramoviç (Napolyon’un Rusya Seferi’nde önce Fransa’ya hizmet etmiş sonra Rus ordusuna katılmış, Rus komutanlardan birinin gözdesi ve Puşkin’i sürekli jurnalleyen bir iç ajandır.), Dorohov (Napolyon’a karşı yapılan çete savaşlarında ün salmış, düelloları kaybettiği için rütbeleri sökülmüş ve er olarak başka kıtaya gönderilmiştir. Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ındaki Dolohov’ın prototipidir.)ve Yezidiler hakkındaki bilgilerden sebep ilgimi çekmiştir. O dönemde daha 30 yaşlarında bir şair bu kadar bilgiyi nereden ve nasıl öğrenmiştir. Anlıyoruz ki o yıllarda Rusya’da okumak en önemli haslet. Dünya edebiyatındaki yerlerini daha da iyi anlıyoruz.

Bu uzun hatırlatmadan sonra Puşkin’in o devre ait notlarına değinmek istiyorum.

Puşkin Erzurum’da gittiği hamamın temiz olmayışından şikayet etmektedir. Hamamı Avrupa’ya biz götürmüşüzdür ama hamam kurallarını geliştiremediğimiz kesindir.

Yine Türk insanındaki fedakarlığı anlatırken “doktora getirilen bir vebalı hastanın arkadaşları tarafından hiç vebalı değilde normal bir hasta gibi sıkı sarılarak hastalığa aldırmaz bir şekilde taşındığını ve bu durumu görünce Avrupa’lı korkaklığından utandığını yazmaktadır. Erzurum’u işgal ederlerken Osman Paşa esir edilmiştir. Osman Paşa’nın ailesini ziyaret ederler ve erkeklerin karşısına çıkmak istemeyen Osman Paşa’nın hanımıyla biraz da zorla görüşürler. Çarşafını açmadan görüşme gerçekleşmiştir. Puşkin bu durumu haremi görmek olarak ifade eder ve bu bir Avrupa’lıya nasip olmamıştır der. Bu durumu Avrupa romanı için bir konu olarak görmektedir.

Puşkin Erzurum için “Asyalı Türklerin Şehri” der. Erzurum’un 415 yılında İkinci Feodasya zamanında kurulduğunu yazmaktadır. Kurulduğunda adı Feodosiyepol olarak belirlenmiştir. O zamanlar ticaretin merkezidir. Ravent bitkisinin merkezidir ve bu bitki şifa niytiyle kullanılmaktadır. Enteresan olanı Erzurum ticaret kervanlarının geçtiği bir ildir ama kendi mallarını asla satmazlar.

Esir düşen paşalarımızdan birinin Puşkin’le karşılaşınca söylediği ” Bir şairle karşılaşmakta hayır var. Şair dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı var, ne de dünya nimetlerinde gözü. Oysa ki biz zavallılar şan ve şöhreti, iktidarı, hazineleri düşünürken o yeryüzünün hakimleriyle bir sırada durur, onun önünde eğilirler” sözü sıradan bir söz değildir ve Türk insanının şairlikten anladığının hep ilahi bir yan olduğu bunu da dervişe eşdeğer gördüğünü gösteren bir beyandır.

Puşkin Türk Ordusu’ndan esir edilenlerin arasında hünsa (çift cinsiyetli) birine rastladıklarından bahseder. Türkçe adının Hoss olduğunu yazar. Bu bir telaffuz hatası olmalı.

Tatarlarda ve Türklerde sık görülen bir hastalık olduğu söylentisi ise bir söylentiden başka bir şey değildir. Kaldı ki İslam Dininde hünsaların yeri bellidir. Namazda bile erkeklerden sonra dururlar ama kadınların önlerinde olmaları gerekmektedir. Bu konuda Puşkin’e yanlış bilgi verilmiştir.

Önce Fransızların, sonra İngilizlerin bir ara Almanların ve şimdilerde de Amerikalıların yaptığı şey budur. Kültürlerin arasına gezgin, seyyah, tüccar, araştırmacı, arkeolog sıfatlarıyla sızıp ayrışmalar sağlamak, kırılma noktaları oluşturmak, hassas bölgelere telafisi imkansız fitneler sokmak… 1915 yılı olaylarını yazan Amerikan Büyükelçisi’nin yazdıkları daha sonra tüm dünyada Ermeni Soykırımı’na delil gösterilmemiş midir? İşte Çarlık Rusya’sının koyduğu sansürlerden birisi de budur. Rusya aleyhinde olan veya Çarlık Rusya’sının menfaatlerine ters düşen hiç bir şiir, yazı, tiyatroya izin vermediği gibi bu eserlerin Rusya sınırlarından dışarı çıkarılmasına ve içeri sokulmasına da izin vermez. Osmanlı bunu yapmamıştır. Her seyyah, arkeolog, tüccar doğru veya yanlış yazdıklarıyla elini kolunu sallayarak istediği gibi seyahat özgürlüğüne sahiptir.

Şeyh Mansur Rus tarihine girdiği gibi Puşkin’in bu kitabına girmeyi başarmıştır. Şeyh Mansur Kafkasya bölgesinde bulunan Türklerin hem manevi ihyasını sağlamış hem de Rus ordularına karşı örgütlenmeyi sağlayarak mücadeleye başlamıştır. Yaşadığı dönemde Rus generallerin korkulu rüyası haline gelmiştir. Aynı zamanda manevi büyüklerimizdendir. Direnişi ise manevi motivasyonla sağlamıştır.

Puşkin’in “Erzurum Yolcuğu” yaptığı yıllarda Ahıska, Erzurum ve Ermenistan’da veba, Tiflis, Moldavya’da sıtma salgını olduğunu ve halkın anımsanmayacak kadar bir nüfusunun vefat ettiğini kaynaklardan okuyoruz. Ama 1800 lü yılların sonuna kadar Rus Halkı’nın yaşadığı bölgeler ile ilgili salgın ve felaket haberlerine sansür konulmaktadır.

Puşkin ziyaret ettiği bir ortamı tanımlarken “masa üzerinde duran dergiler” den bahsetmetedir. O zaman Rus Edebiyatı’nın hangi noktada olduğunu, aydınlanmanın seviyesinin ne olduğunu tespit edebilmek açısından kayda değer bir ifadedir.

Yezidiler Bölümü

“Yeminlerinde Türkler, Yahudiler ve Hristiyanların kullandıkları kalıpları kullanırlar ama kendi aralarındaki en kuvvetli yeminleri Yezid’in bayrağı üstüne yani dinleri üstüne yaptığı yemindir” diyor.

Ben bu görüşe katılmıyorum. Puşkin iki yüzlü Fransız gezginlerinin misyonerlik ve ajanlık adına Anadolu’da dolaştıkları zamanlarda bu topraklar üzerindeki hassas dengeleri değiştirmek, inanç ve itikatları bozmak, Osmanlı halklarına nifak sokmak için not ettikleri sonra da ülkelerine döndüklerinde bastırdıkları kitaplarda geçen ifadelerdir. Çünkü ne o zaman ne de daha sonra Yezidilik Osmanlı halklarında bu kadar yazgın olmamıştır. Hatta Yezid’in yaptıklarını asla benimsemezler. Bu millet Yezid’in yaptıklarından sebep çocuklarına Yezid adını koymamışlardır. Oysa ki Uhud şehitlerine baktığımızda aralarında Yezid isimli bir sahabe de vardır. Bu necip milletin hassasiyeti bu ölçüdedir. Yezidilikle alakalı bilgilere Fransızların 1809 da yayınladığı ve Garzoni adlı bir papazın Irak’taki misyonerlik yıllarının ürünüdür ve Yezidilerin şeytana taptıklarını yazmaktadır. Oysa Puşkin III bölümde bir Yezidi ile olan konuşmasını anlatır ve Yezidilerin şeytana tapındıklarının boş bir söylenti olduğunu tek bir Allah’a inandıklarını, ancak şeytana lanet okumanın yakışıksız olduğunu, bayağı bir şey olduğunu Allah’ın merhametinin sınırlandırılamayacağını söylediğini ve Fransızca kaynaktan öğrendiği bilginin yanlışlığına inandığını yazmıştır.

Yezidi kadınların mavi giymediği bir gerçektir. Yezidiler de makas kullanmak haram derecesindedir. Sapkınlıkları vardır. Kara kalpak taktıkları için bunlara karabaş denmektedir. Yezidilerde Koçek denen bir kahin ve aslında kahinlik müessesesi vardır. Bunlar Yezid başlarını ve halkı kendilerine şeytandan vahiy geldiğine inandırmışlardır. Nitekim Yezid kadınları da arap kadınları gibi mavi giyerlerken Koçek’in bir gece rüyasında mavinin huzursuzluk getirdiğini gördüğünü söylemesi üzerine mavi giyinmeyi ve kullanmayı yasaklamışlardır. Mavi çarşafa yatmazlar. Manastırlara saygı gösterirler ve camiye gitmezler.

Yezidilik Şeyh Adi tarafın kurulmuştur. Sonrasında Şeyh Adi’nin mezarını koruyanları dini lider olarak kabul etmişlerdir ki Şeyhin soyundan gelmeyen o mezarı koruyamaz ve şeyhlik yapamaz. Oruç tutmazlar, namaz kılmazlar, kurban kesmezler. Şeyh Adi’nin kıyamete kadar gelecek müridlerinin orucunu tuttuğuna ve namazını kıldığına inadırılmışlardır. Şeyhler bütün emirlerini sözlü verirler. Yazılı metinleri kullanmazlar. Ağustos ayının onunda Şeyh Adi’nin mezarında toplanarak haç yaptıklarına inanırlar. Şeytana karşı savaşarak değil onun dostluğunu kazanarak kurtuluşa ereceklerine inanırlar. Şeytan adını çağrıştıran ve sesteş olarak yakın olan herşeyin adını değiştiriler. Şeytana da kendi adıyla hitap etmezler, ondan bahsederken Şeyh Mazen (büyük başkan) derler. Bütün peygamberleri kabul ederler.

Şüphesiz ki bu kitabı Dünya Klasikleri arasına sokan edebi değerinden çıkarılacak pek çok netice ve değer vardır. Gözlemlerini olabildiğince tarafsız yazmıştır.

Bekir Kale Ahıskalı

Kitap Tahlillerim-7

Puşkin’in Erzurum Yolculuğu isimli eseri üzerine

Anadolu Ajansı ve İHA tarafından yayınlanan yurt haberleri Mynet.com editörlerinin hiçbir müdahalesi olmadan, sözkonusu ajansların yayınladığı şekliyle mynet sayfalarında yer almaktadır. Yazım hatası, hatalı bilgi ve örtülü reklam yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haberi servis eden ajanslardır. Haberle ilgili şikayetleriniz için bize ulaşabilirsiniz

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

En Çok Aranan Haberler

Kapat