Karadeniz’de yaklaşık 150 metrelik derinliğin altına inildiğinde yaşam neredeyse tamamen sona eriyor. Bu çizginin altında ne oksijen var ne de balıklar… Akdeniz’den İstanbul Boğazı aracılığıyla gelen ağır ve tuzlu su tabakası ile nehirlerin taşıdığı tatlı su tabakası birbirine karışmıyor. Yoğunluk farkı nedeniyle üst üste binen bu iki su kütlesi adeta kilitlenerek derinlikleri oksijenden yoksun bırakıyor.

Normal şartlarda Akdeniz veya Ege’de batan bir ahşap gemi, birkaç onlarca yıl içinde "teredo navalis" adı verilen ahşap yiyici deniz kurtları ve bakteriler tarafından tamamen yok ediliyor. Ancak Karadeniz’in derinliklerindeki anoksik (oksijensiz) ortam, bu canlıların yaşamasına izin vermiyor. Böylece dibe çöken gemiler, mikrobiyolojik ve biyolojik çürümeden muaf kalarak adeta dondurulmuş birer zaman kapsülüne dönüşüyor.

Bulunan batıklar, antik çağlardaki gemicilik teknolojisinden ticaret rotalarına kadar pek çok karanlık noktayı aydınlatıyor. Yüzyıllar önce fırtınaya yakalanıp batan bir geminin direği, halat izleri ve hatta kürekleri bile 2.000 yılı aşkın süredir deforme olmadan bekliyor.

Yaz aylarında binlerce kişinin serinlemek için serin sularına atladığı Karadeniz, aslında yüzeyin hemen altında insanlık tarihinin en iyi korunmuş su altı müzesini saklıyor.
Okuyucu Yorumları 0 yorum