
Baharatların içinde bulunan uçucu yağlar sayesinde, tencere ısındığı an yemeğinizin içinde bir parti başlar. Her baharatın kendine has bir tarzı vardır. Kimyonun o sıcak kokusu, karabiberin hafif keskinliği gibi... Yemek yaparken yerimizde duramamamızın sebebi de bu koku patlaması...


Yemek yemenin bu kadar zevkli olmasının nedeni, ağzımızdaki reseptörlerin tat aldıkları an harekete geçmesinden kaynaklanır. Nedir bu reseptörler? Tatlıyı, acıyı, tuzu ayırt etmemizi sağlayan bir vücut sensörü gibi düşünebilirsiniz. Baharatlar sayesinde yaşanan ağızdaki hareketlilik de bizi bir zevk noktasına ulaştırır.

Şimdi en sevdiğiniz baharatları düşünün. Bunlar yalnızca baharat değildir. Belki çocukluğunuzdaki yediğiniz ve hala tadı damağınızda kalan bir yemeğin kokusudur... Beyin bu kokulara karşı çok hassastır ve tanıdık kokuları duyunca anında hareketlenir.


Kimyon, kekik, zerdeçal gibi baharatlar yemekteki küçük kusurları ustalıkla kapatırlar. Biraz fazla acı bir soğan, kokan bir et ya da fazla beklemiş bir sebze gibi. Yani, içine koyuldukları yemeğin tadını daha dengeli yapmak gibi özellikleri vardır. Bu yüzden yemeklere doğru baharatı koymak oldukça önemlidir.

Baharatlar yemeğe lezzet kattıkları kadar iştah açıcı bir görünüme de kavuştururlar. Zerdeçalın verdiği altın renk ya da sumak morunun eşsiz tonu gibi... Renkler de iştahı doğrudan etkiler. Daha yemeğin tadına bile bakmadan gözümüze güzel gelmesinin sebeplerinden biri de budur.


Baharatlar, hayatımızda yeni değil. İnsanlar yüzyıllardır yemekleri daha iyi hale getirmek için bu bitkileri kullanıyorlar. Yemekler baharat olmadan eksik kalıyor ve baharatları kattığımız an tamamlanıyorlar. Sonuç olarak baharatlar yemeği daha "doğru" yapıyor.

Baharatların en güzel yanlarından biri de küçücük bir tutamın bile yemekleri dev lezzetlere dönüştürmesi... Bir çimdik karabiber, yarım çay kaşığı kimyon veya bir çay kaşığı köri… Belki küçük görünüyor ama yemeğin karakterini tamamen değiştiriyorlar. Bu yüzden bu küçük dokunuşları iyi kullanmak lazım.