Mynet Trend

YAZARLAR

Çocuklarımız okula gidiyor, biz korkuyla bekliyoruz

Yeni döneme bir sabah daha kötü bir haberle uyandık. Bir çocuğun elinde silah, bir okulun çevresinde öğrenciler… Ardından silah sesleri, çığlıklar, ambulanslar, panik ve okul kapısına koşan anne babalar.

Manisa’nın Turgutlu ilçesinde okul çevresinde yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrencinin yaralandığını, iki öğrencinin durumunun ağır olduğunu öğrendik. Saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen çocuk yakalandı. Soruşturma kapsamında ailesinden kişilerin de gözaltına alındığı bildirildi.

Ama haberin en ağır tarafı belki de rakamlarda değil.

Bir çocuk, bir başka çocuğun üzerine pompalı tüfekle nasıl ateş edebilecek noktaya geliyor?

Daha da önemlisi…

Çocuklarımız okula gidiyor, biz korkuyla bekliyoruz 1

BİR ÇOCUK O SİLAHA NASIL ULAŞABİLİYOR?

Bu soruyu sormak zorundayız. Çünkü artık "çocuk işte" diyerek geçiştirilecek bir noktada değiliz.

Çocuklarımızın öfkesini, birbirlerine yönelik şiddeti, akran zorbalığını, sosyal medyada büyüyen saldırgan dili, aile içindeki iletişimi, okulun rehberlik mekanizmalarını ve silahlara erişimi aynı anda konuşmak zorundayız.

Elbette bugün yaşanan olayın nedenini bilmiyoruz. Soruşturma devam ediyor ve saldırının motivasyonuna ilişkin kesin bir sonuca varılmış değil. Bazı haberlerde zorbalık ihtimalinin araştırıldığı belirtildi.

O nedenle bugün çıkıp "sebebi budur" demek doğru olmaz. Ama şu soruyu sormak için soruşturmanın bitmesini beklememize de gerek yok: Çocuklarımızın öfkesi ne zaman bu kadar büyüdü?

SON YILLARDA SIK SIK KONUŞTUĞUMUZ BİR BAŞKA MESELE DAHA VAR: AKRAN ZORBALIĞI

Çocuğun arkadaşları tarafından aşağılanması, dışlanması, tehdit edilmesi, fiziksel ya da sözlü şiddete maruz bırakılması…

Ve artık bunun bir de dijital boyutu var.

Bir çocuğun fotoğrafını izinsiz paylaşmak, onunla alay eden videolar hazırlamak, sınıf gruplarında dışlamak, sosyal medyada hedef göstermek, hakkında küçük düşürücü içerikler yaymak…

Çocukların dünyasında birkaç dakikada binlerce kişiye ulaşabilen bir zorbalıktan söz ediyoruz.

Üstelik yetişkinler çoğu zaman bunun ne kadar ağır sonuçlar yaratabileceğini ancak iş büyüdüğünde fark ediyor.

"Çocuklar arasında olur böyle şeyler."

"Şakalaşıyorlardır."

"Takılma, geçer."

Belki de artık bu cümleleri daha dikkatli kullanmamız gerekiyor.

Çünkü şaka ile zorbalık arasındaki çizgiyi çocuğun yaşadığı duygu belirler.

Çocuklarımız okula gidiyor, biz korkuyla bekliyoruz 2

Bir çocuk sürekli aşağılanıyor, dışlanıyor, tehdit ediliyor veya korkutuluyorsa, bunun adı "şakalaşma" diyerek kapatılabilecek bir mesele değildir.

Ama bütün bunların sonunda eline silah alıp okul yoluna çıkıyorsa, burada yalnızca bir çocuğu konuşmak yetmez.

Orada kocaman bir sistem sorunu vardır.
Aile vardır
Okul vardır
Arkadaş çevresi vardır
Sosyal medya vardır
Mahalle vardır
Silaha erişim vardır

"NE HIZLI ALIŞTIK..."

Beni en çok korkutan şeylerden biri de bu. Bir süre önce okul saldırısı haberlerini duyduğumuzda günlerce konuşurduk.

Şimdi ise sabah telefonumuza düşen bir "son dakika" haberini okuyor, birkaç dakika sonra başka bir habere geçiyoruz.

Bir yerde bir çocuk yaralanıyor
Bir yerde bir genç hayatını kaybediyor
Bir başka yerde okulda kavga çıkıyor
Sonra hayat devam ediyor!

Çocuklarımız okula gidiyor, biz korkuyla bekliyoruz 3

AMA NORMALLEŞMEMELİ

Çocukların okul kapısından içeri girerken korkması normal olmamalı.
Velilerin "Bugün çocuğum sağ salim eve dönecek mi?" diye düşünmesi normal olmamalı.
Öğretmenlerin sınıfa girerken güvenlik kaygısı yaşaması normal olmamalı!

Ve bir çocuğun elinde pompalı tüfekle okul çevresinde dolaşması asla sıradan bir haber gibi tüketilmemeli.

"BU ÖFKE NEREDEN GELİYOR?"

Belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru bu.

Çocuklar öfkeyi nereden öğreniyor?
Şiddeti nereden görüyor?
Sorunlarını konuşmak yerine güç kullanmayı nasıl öğreniyor?
Birbirlerine neden bu kadar kolay düşmanlaşabiliyorlar?

Elbette bütün bunların tek bir cevabı yok.

Bir çocuğun davranışını yalnızca ailesine bağlamak da, yalnızca okula bağlamak da, yalnızca sosyal medyaya bağlamak da gerçeği açıklamaya yetmez.

Fakat hepsini birlikte sorgulamak zorundayız. Çünkü çocuklar kendiliğinden toplumdan bağımsız yetişmiyor.

Biz ne konuşuyorsak onu duyuyorlar
Biz öfkelendiğimizde nasıl davrandığımızı görüyorlar
Bir anlaşmazlıkta nasıl tepki verdiğimizi izliyorlar
Şiddeti nasıl yorumladığımızı öğreniyorlar
Ve bazen onların sessizliğini "ergenlik" deyip geçiyoruz.

"Geçer."
"Çocuktur."
"Aralarında kavga etmişler."
"Bir şey olmaz."

OKUL, SADECE DERS GÖRÜLEN YER DEĞİLDİR

Okul bir çocuğun gününün büyük bölümünü geçirdiği yer. Orası sadece matematik, Türkçe, tarih öğrenilen bir bina değil. Orası çocuğun arkadaş edindiği, kavga ettiği, barıştığı, dışlandığı, sevildiği, bazen yalnız kaldığı yer.

Dolayısıyla okul güvenliği yalnızca kapıda bekleyen bir görevliyle ölçülemez.

Çocukların ruhsal ve sosyal sorunlarını erken fark edebilen bir sistem de güvenliğin parçasıdır.

Zorbalığı zamanında görebilmek de…
Bir çocuğun davranışındaki ciddi değişimi fark edebilmek de…
Ailenin okulla sağlıklı iletişim kurabilmesi de…
Ve gerektiğinde çocuğa profesyonel destek ulaştırabilmek de…

Bunların hepsi aynı zincirin halkalarıdır.

Bugün Turgutlu'da yaşanan olay bize o zincirin nerelerinde eksik olduğumuzu sormayı mecbur bırakıyor.

ÇOCUKLARIMIZI SADECE SINAVLARA HAZIRLAMAYALIM!

Belki de eğitim sistemini konuşurken bunu da hatırlamamız gerekiyor.

Çocukları sınavlara hazırlıyoruz
Meslek sahibi olmalarını istiyoruz
İyi üniversitelere gitmelerini istiyoruz
Ama onlara öfkeyle nasıl başa çıkacaklarını yeterince öğretiyor muyuz?
Reddedilmeyle nasıl baş edeceklerini?
Kaybetmeyi?
Kıskançlığı?
Dışlanmayı?
Bir arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunu şiddete başvurmadan çözmeyi?
Yardım istemenin utanılacak bir şey olmadığını?

Bunlar da en az matematik kadar hayatın kendisi.

Bugün bir çocuğun eline silah geçiyorsa, yarın aynı şeyi yaşamamak için yalnızca "saldırgan cezalandırılsın" demek yetmez.

Çocuk o noktaya gelmeden önce neyi değiştirebiliriz? Asıl mesele bu. Çünkü onlar bizim çocuklarımız.

Turgutlu'da yaralanan öğrencilerin anne babalarını düşünün.
Sabah çocuğunu okula gönderen bir anne…
"Akşam görüşürüz" diyen bir baba…
Servise binen, yürüyerek okula giden, arkadaşlarıyla buluşan bir çocuk…
Ve birkaç dakika sonra hayatlarının en korkunç anlarından birini yaşayan aileler.

Şimdi o ailelerin yaşadığı korkuyu düşünmeden bu haberi tüketip geçemeyiz.

Çocuklarımız okula gidiyor, biz korkuyla bekliyoruz 4

NE HIZLI ALIŞTIK HER ŞEYE

İşte buna alışmayalım.
Çocukların şiddete maruz kalmasına alışmayalım
Okul saldırılarına alışmayalım
Silah haberlerini sıradanlaştırmayalım

"Yine mi?" deyip geçmeyelim! Bunu kader gibi kabul etmek zorunda değiliz.

Ama önce sorular sormamız gerekiyor:
Çocuklarımız neden bu kadar öfkeli?
Neden birbirlerine zarar vermeyi bir çözüm olarak görebiliyorlar?
Silahlara nasıl erişebiliyorlar?
Bir çocuğun yardım çağrısını neden bazen çok geç duyuyoruz?

Bu soruların cevabını bulmak, bir sonraki "son dakika" haberini beklemekten çok daha önemli.

Çünkü çocuklarımız okula yalnızca eğitim almak için gitmeli. Hayatta kalmak için değil!

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum

En Çok Aranan Haberler