MAGAZİN

Google, Oğuz Atay’ı unutmadı! Oğuz Atay kimdir? Hangi yıl doğdu ve ne zaman öldü? Oğuz Atay’ın kitapları ve özlü sözleri...

Google, Oğuz Atay’ı unutmadı! Oğuz Atay kimdir? Hangi yıl doğdu ve ne zaman öldü? Oğuz Atay’ın kitapları ve özlü sözleri...

12 Ekim 1934 yılında doğan Türk edebiyatının usta kalemi Oğuz Atay’a bir doğum günü kutlaması da Google’dan geldi. 86 yıl önce bugün hayat gözlerini açan Oğuz Atay’ın doğum gününde Google Türkiye’deki kullanıcıları için bir jest yaptı. Usta isim için oluşturulan özel çizimi Doodle olarak seçti.

Tutunamayanlar, Korkuyu Beklerken, Tehlikeli Oyunlar, Eylembilim gibi kitaplarının yazarı Türk ebediyatının sevilen isimlerinden Oğuz Atay doğum gününde bir kez daha saygıyla anılıyor. 1934 yılında hayata gözlerini açan usta kalem vefatının öncesinde ortaya koyduğu eserlerle ölümsüzlüğünü ortaya koydu.

doodle

Doğum gününe özel olarak Google’ın ana sayfasında kullanıcıları 12 Ekim 2020 tarihinde Oğuz Atay karşılıyor. Dünyanın en popüler arama motorlarından biri olan Google’ın Türk kullanıcıları için yaptığı bu jestten sonra Oğuz Atay kimdir sorusu araştırılmaya başlandı. Oğuz Atay’ın hayatı merak konusu oldu. Peki, Oğuz Atay kaç yaşında vefat etti? Oğuz Atay’ın eserleri nelerdir? İşte Oğuz Atay’ın yaşamına dair merak edilen detaylar...

OĞUZ ATAY KİMDİR?

12 Ekim 1934 yılında Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde doğdu. Babası Cemil Atay 11 sene boyunca CHP’den milletvekilliği yaptı. Annesi ise Fransız bir anne ve Türk babanın kızı Muazzez Zeki Hanım’dır. 1939 yılında babasının milletvekili seçilmesi üzerine ailesiyle Ankara’ya taşındılar.

oğuz atay

1951′de bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji‘ni, 1957′de de İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi. Gençlik yıllarında çizim yeteneğiyle dikkatleri üzerine çeken Atay uzun bir süre karikatürle ilgilendi. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Bölümü’nü bitirdikten üç yıl sonra öğretim üyesi olmak için kolları sıvadı. Şimdiki adı Yıldız Teknik Üniversitesi olan dönemin İDMMA İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nde İnşaat Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. 1975′te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Mesleki kitapla birlikte içindeki edebiyat aşkını bastıramayan Atay çeşitli dergi ve gazetelere makale yayınlamaya başladı. 1971-1972 yılları arasında Türk edebiyatının mihenk taşlarından biri kabul edilen Tutunamayanlar kitabını yazdı. Bu kitabıyla TRT Roman Ödülü’nü kazanan Atay’ın kitabını ilk olarak Vüs’at O. Bener okudu. Konusu ve çarpıcı diliyle dikkatleri çeken Tutunamayanlar kitabındaki karakterleri Atay’ın özel hayatından arkadaşları oluşturuyordu.

oğuz atay2

Atay’ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar’ın ardından 1973’ye yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanıyla büyük beğeni topladı. 1911-1967 yılları arasında yaşayan Prof. Mustafa İnan’ın hayatını konu eden Bir Bilim Adamının Romanı kitabını yayınladı. 1973 yılında Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. 1974 yılında sanat muhabiri olan Pakize Kutlu ile evlendi. 1975 yılında doçent olan oğuz Atay beynindeki tümör nedeniyle bir süre Londra’da tedavi gördü. Bu hastalıktan kurtulamayan Oğuz Atay arkadaşı Altay Gündüz’ün evinde 1977 yılında vefat etti. Ölümün hemen öncesinde arkadaşının evinde uzun süre banyoda zaman geçiren Atay’ın durumunu merak eden Altay Gündüz kendisine seslenir. Atay’ın son sözleri ise “sevinmeyin, daha ölmedim” oldu. Altay’ın cenazesi Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na annesinin yanına gömüldü.

oğuz atay3

Oğuz Atay’ın vefatının sonrasında 1987 yılında Günlük, 1988 yılında ise Eylembilim adlı kitapları yayınlandı. Ölümünün ardından yoğun ilgisiyle karşılaşan Oğuz Atay kitapları, Yıldız Ecevit’in hazırladığı “Ben Buradayım” isimli biyografisi ile ilgi çekti.

OĞUZ ATAY’IN KİTAPLARI VE ESERLERİ

  • Tutunamayanlar
  • Korkuyu Beklerken
  • Bir Bilim Adamının Romanı
  • Tehlikeli Oyunlar
  • Oyunlarla Yaşayanlar
  • Günlük
  • Eylembilim

OĞUZ ATAY SÖZLERİ

Yalnızlığına iyi bak, sahip çık. Kaç kişinin emeği var onda kim bilir?

İçimden şehirler geçiyor, sen her durakta duruyor, inmiyorsun.

Zaman her şeyin ilacıysa, fazlası intihara girmez mi?

Zaten senin ‘hiçin’ fesat…

Koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim ben. sozadresi.com

Elimde değil Olric! Ne efendimiz. Elleri Olric elleri.

Tabiat, sırlarını bakmasını bilene açıklarmış.

Neden sadece bir hayal ürünüsün Olric. Siz gerçeksiniz de ne oluyor efendimiz.

Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz.

Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor.

Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

Ne zaman hayata tutunmaya çalışsak, hep mahrem yerleri geldi elimize.

Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler; ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır.

İyi geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur…

İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.

Kimseye göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım.

Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum.

Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor.

İnsan çok sevdiği halde neden her defasında terkedilir. Ve beklenenler, neden hep vazgeçildikten sonra gelir.

Siz bilmezsiniz albayım, insanlık tek başına kollarımda can verdi. Yanında kimseler yoktu.

Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.

Biliyor musun Olric. Artık yalnızlığı bile çok seviyorum, sırf onun eseri diye… sozadresi.com

Gelir mi dersin Olric. Gelmez, gelemez efendimiz. Neden Olric. Yüreği o kadar büyük sevemez de ondan efendimiz.

Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric. Oklarımız bitene kadar efendim.

Neden yalnızlıktan şikayetçidir ki insan. Ne yani, mutlu olması için bir sevgiliye mi muhtaçtır her zaman.

Biliyor musun Olric, benim birçok dostum var. Görüyorum efendimiz, hepsinin sırtınızda izleri var.

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

Hiç kimseyi anlamıyorum. İnsanların arasına karışıp onlara uyduğum için de kendimden nefret ediyorum.

Nedensiz ve sebepsiz sevdim seni. Çünkü bir sebebi olsa, aşk olmazdı bunun ismi.

Hayatımın başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım.

Onunla ne zaman lades oynasak hep o kazandı. Kalbimdeyken nasıl aklımda derdim.

Söyle evladım’ diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu anne.

Kimsenin yaşantısını beğenmedim. Kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.

Seni seviyorum ve yalnız seni görüyorum. Seninle ilgiliyim başka her şeyi unutuyorum. Sözün gelişi değil bu; ben sözümün eriyim başka anlamları olsaydı sözlerimin başka anlamlara uygun kelimeler bulurdum…

İnsanlar bozuk para gibidir. İki seçenek vardır; yazı ya da tura. Bir yüzünü gösterirken bize diğer yüzünü zaman gösterecektir.

Can çekişmek nasıl bir şey bilir misin Olric? Hayır efendimiz, nasıl bir şey . Ona söyleyebileceğin o kadar şey varken susmaktır Olric.

Bir yerde söz biter. İki kişi karşılıklı kendini tekrarlamaya başlar. Yeni başlayan ilişkiler bile eskir böylece. Hemen kaçacaksın ki aklın orada kalsın.

Fotoğraf çekilerken, nedense kendimizi gülümsemek zorunda hissediyoruz. Yani aslında ona bile mutluluk oyunu oynuyoruz.

Hayır, dostum ben en acıklı anlarımda bile güldürücü sözler bulan bir insanım, kendime acımam bundandır.

Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım; mürekkeple yazılmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.

Artık gelecek planlarımı hayattan gizli yapıyorum. Sanki hayat, işini gücünü bırakıp planlarımı bozmak için her şeyi yapıyor.

Son bir şans daha verme, sevgine layık olmayana. Merak etme, aşk yürek işidir ve yüreği olmayanın kalbi kırılmaz nasılsa.

İnsan seviyorsa kaybetmekten korkar. Kıskançlık da bir kaybetme korkusudur. Kıskanmıyorsa eğer; yeterince sevmiyordur.

Sigarayı bırak artık diyordun ya bana, ben de bırakmıyordum. Çünkü senin, benim için üzülüyor olmana içten içe seviniyordum.

Yemek koyulurken, “Bu kadar yeter” dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye ‘anne’ denir. Ve o her şeye değerdir.

Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti. sozadresi.com

Tarih bir tahriften ibarettir. Tarih, geçmişten geleceğe uzanan ve bugün gördüğümüz bir rüyadır. Bütün rüyalar gibi tarih de yorumlanabilir; ama görülürken değil.

Ve yalnızlık kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde, kelimeler yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler dindirdi acıyı ve kelimeler insanın aklına geldikçe yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.

Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim dedi. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

İnsan nedir bilir misin Olric? Nedir efendimiz? Ağaçları kesip onlardan kâğıt yapan sonra da o kâğıtlara “ağaçları koruyunuz” yazandır.

Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim.

Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var.

Ne ölmek nefessiz kalmaktır; ne de yaşamak nefes almaktır. Yaşamak; sevilmeyi hak eden birine yaşamını harcamaktır.

En tehlikeli kelime ama’dır. Önceden söylenen her söylemi veya kelimeyi öldürür! Mesela, seni seviyorum ama gibi…

Bize öğretilen her söze inandık, yasaktır dendi kandık, hep girilmez levhalarına aldandık, bu tutulan yol yanlıştır bize.

Oysa bazı insanlar vardır; en çamurlu yerlerden bile kolalı beyaz gömleklerini ve açık renk pantolonlarını kirletmeden çıkarlar. Böyle adamlar hayatta başarıya ulaşırlar.

Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma, boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.

Kolundaki yaralar efendim? Tutunurken öyle oldu Olric. Ya yüreğindeki yaralar efendim? Tutulurken öyle oldu Olric! Peki ya gözlerindeki suskunluk; ne efendim. Hiç dokunma. Sus Olric.

Ben, senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların, ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzan’ı! Yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!

Öyleyse, ben de hayatımın sonuna kadar aynı yerde kımıldamadan oturacağım. Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur…

Beni anlamalısın çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.

Provası yok hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün, ne de yaşadıklarını silebilmek. Önemli olan, ilk defa değil son defa sevebilmek.

Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin. Hadi devam et şimdi, kuru yaprakları. Deniz taşlarını. Gözyaşını. Sorulamamış soruları. Senden kalan sesleri. Yaşanamamış paylaşılmışlıkları. Birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü. Ve özlemi biriktirmeye.

Şimdi al yalnızlığımı ört üzerine Olric. Belki o vakit bırakıp her şeyi. Gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…

İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. Bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için uğraşır.

Bu düzmece oyun sona ermeli. Kendi benliğimizi bulmalıyız. Yol verip yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız, gerçekleri rüya yapmalıyız. Çelişiksiz dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. Sözümüzün eri olmalıyız: kırılacak kafaları kırmalıyız. Bize acınmadığı için acımamalıyız.

Bizi başkaları anlamaz sevgi. Başkalarının aklı başkadır. Bu yüzden ikimizi hep garip bakışlarla süzmüşlerdir. Şimdi beni de garip, bakışlarla süzenler var. Ben onlara aldırmıyorum. İnsanların beni beğenip beğenmemeleri umurumda değil artık. Ben kendimi tanımakla ilgiliyim.

TUTUNAMAYANLAR KONUSU

Türk edebiyatının ilk post-modern tarzda eseri olarak kabul edilen Tutunamayanlar’ın konusu temelde modern yaşama dair tutunamamazlığı anlatır. Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenen Turgut Özben, arkadaşını ihmal ettiğini düşünerek geçmişinin izini sürmeye başlar. Arkadaşı Selim’in geçmişindeki insanlarla iletişime geçerek onu tanımaya çalışır. Her insana farklı bir yönünü gösteren Selim’in ruhu, Turgut’u şaşırttır. Romanda birçok karakter vardır ancak her biri Selim’in hayatındaki kişilerdir. Tüm anlatılanlar Selim Işık’ın gizemli dünyasını aydınlatır. Selim Işık düşünen ve sorgulayan insan simgesidir ve bu yüzden modern dünyada tutunamamıştır.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön