Osmanlı Devleti'nde İdam Şekilleri

Özellikle 20. yüzyıl ve öncesinde idam, eski tarihlerden günümüze kadar gelen aşırıya kaçmış ceza şekillerinden birisi olmuştur. Kafa kesmeler, insan asmalar ve birçok canice katlediş her toplumda resmi olarak yaptırılıyordu. O ülkelerden birisi olan Osmanlı Devleti'nin İdam şekillerine bir bakalım.

Osmanlı Devleti'nde İdam Şekilleri

Kişiye göre idam

Döneme ayak uyduran Osmanlı Devleti, islamın da getirdiği bazı kurallar doğrultusunda imparatorluğunun her yılında şeri hükümleri uyguladı. Bununla birlikte Osmanlı Devleti'nde idam şekilleri bile kişiye göre değişiyordu. Hatta bu konuda günümüzde kullanılan bazı terimler bile ortaya çıktı.

Osmanlı Devleti'nde şahısların statülerine göre idamı değerlendirelim;

Yeniçerilere cellat satırı uygulaması

Osmanlı tarihinin kuşkusuz en başarılı bir o kadar da baş belası olmuş askeri kurumu kuşkusuz Yeniçeri Ocağı olmuştur. Padişah öldürmeye kadar yeltenen yeniçeriler savaşta gösterdikleri başarılardan dolayı şımardıkça şımarmış devletin içindeki birçok iç isyanı da kendileri başlatmıştır. Osmanlı Devleti yoldan çıkan yeniçerileri hizaya getirmek adına Cellat satırı uygulamasını başlattı. Bu uygulama sadece yeniçerilere özel olarak uygulanıyor, diğerlerine ibret teşkil edilmesi için üzerine gösteriş yapılıyordu. Yeniçerilerin öldürülmesinde kullanılan ünlü cellat satırı şu aralar Topkapı Sarayı'nda sergileniyor. Hanedan üyelerine boğdurma usülü

Osmanlı Devleti'nde kardeş katlinden kundaktaki bebeğe kadar tüm idam ve infaz şekilleri kuralına göre mevcuttu. Ancak hanedan üyelerinin kanı kutsal sayıldığından kesinlikle kan akmayan infaz şekilleri uygulanıyordu. Bunun en sık kullanılanı ve en popüleri kementle boğdurma olarak literatüre geçmiştir. Hain damgası yiyen bir hanedan üyesi ya da tahta geçmek için kardeşini öldürten padişah üyesi bunu kan akıtmadan yapmak zorundaydı. Aksi takdirde suçu ne olursa olsun bir Osmanlı hanedanının kanını akıtmak aynı şekilde ölüm cezasına eş değerdi. Halk ve devlet adamlarına kılıçla idam

Cellatlar idam cezasına çarptırılan suçlunun kılıçla kellesini alırdı. Kılıçla idam halk ve hanedan üyesi olmayan devlet adamlarına uygulanan idam cezasıydı. Genelde topluluk önünde gerçekleştirilen infazın sonrasında ölen kişinin kafası yüksek yere konur, ibret alınması amaç edilirdi. Cellatlar müslümanları öldürdükten sonra kellelerini koltuk altına bırakırdı. Bu yüzden günümüzde devlet adamları 'Kelle koltukta' tabirini sık sık kullanırlardı.

Hristiyanlarda ise biraz daha farklıydı
Osmanlı devletinde ölen kişilerin kelleleri büyük önem taşıyordu. Ölen kişilerin kelleleri ya yüksek bir yere asılır ya da koltukaltlarına koyulurdu. Ancak gayrimuslim halk için bu biraz daha farklıydı. Gayrimüslimlerin kafası aynı şekilde kılıçla alınır, ancak kafaları koltukaltları yerine kıçlarının üzerine konulurdu.

Kellenin önemi oldukça büyüktü. Eğer gurbet ellerde kafası kesilmiş bir elçi asker ve yahut halktan biri olunca bedeni gömülür kafası ise 'bal'a yatırırak akrabalarına gönderilirdi. Kafa sahibine gitmeden önce padişaha bir tepside gösteriliyordu. Bu duruma en büyük örneklerden biri Viyana kuşatmasında başarısız olan ve kafası kesilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'dır.
Kazığa oturtma uygulaması

Osmanlı Devleti'nde çok az insanın bildiği bir idam cezasıy-mış. Ivo Andriç adlı bir romancının nobel ödüllü kitabında bahsettiği Osmanlı'da uygulanan kazığa oturtma yöntemi genelde Müslüman kadınla zina yapan, islama hakaret eden ve camiye izinsiz giren hristiyanlara uygulanırdı.

Bu usülü detayı olarak incelemek için bu haberimizi okuyabilirsiniz

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler