Yeşil alanlar öğrencilerin akademik stresini inanılmaz ölçüde azaltıp odaklanma süresini uzatıyor.

Dört duvar arasına sıkışmış ve sadece betondan oluşan bir kampüs genci çok gerginleştiriyor. Ama ağaçların gölgesinde yürüyebildiği veya toprağa dokunabildiği bir yeşil kampüs beynin stres hormonlarını anında düşürüveriyor. Kaygı seviyesi düşen bir öğrenci derslerine çok daha uzun süre ve gerçekten anlayarak odaklanıyor.
Geri dönüşüm kültürü gence kendi eylemlerinin sonuçlarını üstlenmeyi yaşayarak öğretiyor.

Yeşil kampüslerde her yere konmuş tek bir çöp tenekesi bulamazsınız. Ayrıştırılmış atık kutuları vardır. Öğrenci elindeki plastik şişeyi doğru kutuya atmak için o an bir saniye durup düşünmek zorunda kalır. Yalnızca bir saniyelik düşünme payı bile koca bir sorumluluk eğitimidir. Kendi yaptığı ufacık bir hareketin doğaya nasıl bir etkisi olacağı bilincini her gün beynine kazıyor.
Açık havada tasarlanan eğitim alanları zihnin yaratıcı kapasitesini resmen uçuruyor.

Sürekli florasan ışığı altında ve kapalı sınıflarda saatlerce oturmak zihni bir süre sonra uyuşturur. Yeşil kampüsler eğitimi o binaların içine hapsetmiyor. Dışarıdaki açık amfiler veya yeşil alanlara kurulan çalışma köşeleri zihni hep taze tutuyor. Doğal ışık ve temiz hava alan bir beyin problem çözerken çok daha yaratıcı ve esnek yollar bulabiliyor.
Enerji tasarrufunu içselleştiren bir nesil geleceğin kriz yönetimi becerilerini bugünden kazanıyor.

Kendi güneş enerjisini üreten veya yağmur suyunu depolayıp bahçe sulamasında kullanan bir kampüs hayal edin. Gençler bu sistemin tam içinde yaşarken kaynakların hiç de sınırsız olmadığını çok net görüyor. Suyu ve elektriği israf etmemeyi öğrenmek çok iyi bir kriz yönetimi pratiğidir. Elindeki kısıtlı kaynağı doğru yöneten bir genç ileride kendi iş hayatında da aynı mantığı tıkır tıkır kurar.
Kampüs içindeki ufak tarım alanları gençlerdeki o üretim psikolojisini ciddi anlamda destekliyor.

Artık birçok yeşil kampüste öğrencilerin kendi elleriyle ekip biçebildiği ufak bostanlar var. Bir tohumu toprağa koyup onun büyümesini beklemek o yaştaki bir gencin psikolojisine inanılmaz iyi gelir. Sadece hazır olanı tüketen değil aynı zamanda yoktan bir şey üreten bir birey olduğunu hisseder. Bu his özgüvenin en sağlam yapı taşlarından biridir.
Sıfır atık mantığını gören gençler o bitmek bilmeyen tüketim baskısına çok daha rahat direniyor.

Her şeyin çok hızlı alınıp atıldığı bir dönemdeyiz. Ama yeşil kampüslerde eşyaları çöpe atmak yerine onarmak veya yeniden kullanmak ön plandadır. Yemekhanede artan yemeğin komposta dönüştüğünü gören bir öğrenci dışarıdaki hayatında da israf yapmamaya başlıyor. Bu bilinç gençleri sosyal medyanın dayattığı o tüketim çılgınlığından koruyan çok güçlü bir zırh oluyor.
Sürdürülebilirlik kavramı gençlerde empati ve toplumsal sorumluluk duygusunu çok daha derinleştiriyor.

Çevreye duyarlı bir eğitim alanında yaşamak gence sadece bugünü veya kendini değil kendinden sonra gelecek nesilleri de düşünmeyi öğretir. Ben bugün bu suyu boş yere akıtırsam yarın birileri susuz kalacak diyebilmek çok üst düzey bir empati yeteneğidir. Yeşil kampüsler sadece akademik bilgi vermiyor, aynı zamanda bencil olmayan ve toplumu düşünen o gerçek liderleri yetiştiriyor.