Kanserden korunmada beslenme alışkanlıklarının önemli bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın Mungan, bu konuda toplumda doğru bilinen pek çok yanlış bulunduğuna dikkat çekti.

Kanser hastalarının ve ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin sıklıkla “Ne yemeliyim, ne içmeliyim?” sorusunu yönelttiğini anlatan Mungan, tek bir besin veya takviyeye bel bağlamak yerine sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Vitamin ve bazı maddelerin takviye şeklinde alınmasının, bunları doğal gıdalardan tüketmekle aynı sonucu vermeyebileceğini belirten Mungan, domateste bulunan likopeni örnek gösterdi.
Dünya Kanser Araştırma Fonu ve Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'nün çalışmalarına değinen Mungan, likopenin özellikle prostat kanseri açısından olumlu etkileri üzerine çalışmalar bulunduğunu ifade etti. Ancak likopenin hap olarak alınması yerine domatesin doğal haliyle tüketilmesini önerdi.

Domatesin nasıl tüketildiğinin de önemli olduğunu söyleyen Mungan, çiğ domatesten likopenin yeterince aktif şekilde açığa çıkmadığını belirtti. Mungan, domatesin kabuğu soyulmadan doğranmasını ve zeytinyağıyla birlikte kısık ateşte hafifçe pişirilmesini önerdi. Likopenin domatesin etli kısmı ile kabuğu arasında bulunduğunu belirten Mungan, bu nedenle kabuğun soyulmamasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Mungan, "Domatesi kabuğuyla zeytinyağıyla pişirdiğiniz zaman ancak anlamlı bir etki likopen adına çıkıyor” ifadelerini kullandı.
Kanser hastalarının sıkça karşılaştığı "Şeker kanser hücrelerini besler” düşüncesine de değinen Mungan, bunun doğru olmadığını söyledi. Gereğinden fazla şeker tüketiminin obeziteye yol açabileceğini ve genel sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Mungan, bunun dışında kanser hastalarının şekeri tamamen hayatlarından çıkarmalarını gerektiren bir durum olmadığını ifade etti.
Mungan, beslenmede yalnızca domatesin değil farklı gıdaların da araştırmalara konu olduğunu belirtti. Yeşil çayın antioksidan etkisi nedeniyle günde bir ila üç bardak tüketiminin prostat ve mesane kanseri açısından koruyucu etkileri üzerine çalışmalar bulunduğunu ifade etti.
Brokoli ve karnabahar gibi sebzelerin de özellikle prostat kanseri açısından incelendiğini söyleyen Mungan, kahve tüketiminin prostat kanseriyle ilişkisine yönelik dikkat çekici araştırma sonuçları bulunduğunu aktardı.

D vitamininin yalnızca kemik sağlığı açısından değerlendirilmediğini belirten Mungan, Avrupa Üroloji Birliği rehberlerinde prostat, mesane ve böbrek kanseri hastalarında D vitamini seviyelerinin kontrol edilmesinin önerildiğini söyledi.
Mungan, kendi üniversitelerinde D vitamini için referans aralığının 20-100 olduğunu, kanser hastalarında ise 50-60 düzeyinin hedeflendiğini ifade ederek hem çok düşük hem de çok yüksek değerlerin dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Mungan, tüm bu önerilerin tek başına kanserden korunmanın bir yolu olarak görülmemesi gerektiğinin özellikle altını çizdi. Sadece D vitamini seviyesini düzenlemenin, yeşil çay veya kahve tüketmenin ya da belirli bir besine ağırlık vermenin yeterli olmayacağını söyledi.
Sağlıklı beslenmenin düzenli hareket ve egzersiz, sigara ve alkolden uzak durma, salam ve sosis gibi işlenmiş etleri sınırlandırma ve sağlıklı kiloyu koruma gibi yaşam tarzı alışkanlıklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Mungan, kanserden korunmada bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekti.
Okuyucu Yorumları 0 yorum