Edebiyatın anne kokan şairi Didem Madak kimdir? İşte hayat hikayesi ve şiirleri...

Onun yazdığı şiirlerde; anne sıcaklığı, kardeş özlemi ve aile içinde tadacak ne varsa aramak mümkün. Peki Didem Madak kimdir, neden erkenden aramızdan ayrıldı? Didem Madak'ın mezarı nerede? İşte Didem Madak şiirleri ve hayat hikayesi...

Edebiyatın anne kokan şairi Didem Madak kimdir? İşte hayat hikayesi ve şiirleri...

Edebiyat dünyasının en çok anne kokan şiirleriyle bilinen şairi Didem Madak'ı sevenleri her yıl anmaya devam ediyor. Onun yazdığı şiirlerde; anne sıcaklığı, kardeş özlemi ve aile içinde tadacak ne varsa aramak mümkün. Pulbiber Mahallesi'nin en güzel kadını, Füsun'un annesi, Ah'lar Ağacı'nın salıncağı ve Grapon Kağıtları'nın en sevimli kuşu... Didem Madak kendi özelini paylaştığı şiirlerinde hayatımızda dikkat etmediğimiz en küçük ayrıntıları ve nesneleri o kadar güzel kaleme almış ki, dünyanın toz şeker ile kaplı olması ancak onun hayali olabilirdi... Didem Madak'ın mezarı nerede? Peki Didem Madak kimdir? İşte Didem Madak'ın hayat hikayesi..

"Herkes çıkarsın kalbini
O çirkin mücevher sandığından
Ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım"

Didem Madak kimdir?

Edebiyatın gülen yüzü Didem Madak, 8 Nisan 1970 yılında İzmir'de dünyaya geldi. Madak'ın anne ve babasının mütevazi bir hayatları vardı, ikisi de öğretmendi. Çok güzel bir çocukluk geçiren Didem Madak 6 yaşına geldiğinde hayatını paylaşacağı ve çok güzel bir arkadaşlık yaşayacağı kız kardeşi Işıl dünyaya geldi. Didem Madak ilerleyen dönemlerde şiirlerinde "uzun siyah saçlı kız" kız olarak kız kardeşi Işıl'dan bahsedecekti.

“Işıl çocuktu o zaman, ben de öyle,
Mevsim kesin yazdı, karpuzdan feneriyle,
Hani her çocuğu başka bir çocuğa yaklaştıran bir şarkı vardır ya,
Kıyıya yanaşan bir gemi gibi.”

didem madak son

Didem Madak'ın çocukluk yılları babasının farklı bir şehire tayini çıkmasıyla fırtınalı bir hal alır. 12 Eylül döneminde babası, öğretmenlik yaptığı okulda okul müdürü ile tartışır. Okul Müdürü'nün etkisiyle babasının tayini Uşak'a çıkar. Annesi Füsun Hanım da tayin ister fakat gerçekleşmez. Füsun Hanım eşinden ayrı, kızlarıyla birlikte Burdur'da kalmaya devam eder.

Didem Madak'ın çocukluğu

12 Eylül döneminde yaşananlar, siyasi olaylar, ortadan bir anda kaybolan ya da işkencede ölen insanlar Füsun Hanım'ı çok korkuttu. Böyle bir dönemde yalnız kalan Füsun Hanım, kızlarının yanında ne kadar cesur durmaya çalışsa da korkusunu belli ediyor, kızlarıyla birlikte rahat uyku uyuyamıyorlardı. Arka bahçelerindeki mısır yapraklarının hışırtısı dahi geceleri uyumalarını engelliyor, korkmalarına neden oluyordu. Füsun Hanım birgün daha fazla dayanamayarak eline bıçağını alıp bu mısırları keser.

didem madak

Didem Madak bahçelerindeki mısırlardan korktuğunu şu dizelerinde defterine yazdı;

“Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
Diye başlayan bir çocuk romanında.”

Didem Madak'ın kanserle ilk tanışması annesinin rahatsızlığı sebebiyle olur. Henüz 38 yaşında olan Füsun Hanım, Didem Madak 13 yaşındayken beyin kanserine yenik düşer. Annesinin vefatıyla birlikte Madak'ın kara günleri başlar...

“Ölen her kadın için şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim,
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı: Anne!”

Babasıyla arasına duvar örer

Füsun Hanım'ın vefatıyla yıkılan Didem Madak, kısa bir sürede başkasıyla evlenen babasıyla arasına mesafe koymaya başlar. Yaşadıklarını kaleminden esirgemeyen şair, babası için şunu yazar;

“O günleri hatırlayınca Edip Cansever’in şu dizesi gelir aklıma: ‘Bir azarlamayla ölümü düşünen çocuklar gibi…’ Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.” Hayatın elini beline koymuş sinirli bir üvey anne gibi bizi azarladığını ve kardeşimle el ele tutuşup hayallerden balkonumuza sığındığımızı hatırlıyorum.”

“Babam…
Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan.
Kader neydi sanki o zaman,
Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka…”
“Yaşasaydın, hayatının ortasına Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.”

Didem Madak kız kardeşiyle hem en yakın arkadaş olur hem de ona annelik yapmaya başlar. Birgün Işıl'la sohbet ederken, anneleri Füsun Hanım'ın onlara hiçbir hatıra bırakmamasından yakınır. Madak'ın yakınmalarına kulak veren teyzesi ona, hayatını değiştirecek birkaç hediye verir. Bu hediyelerin ardından Didem Madak şiire adım atar... Teyzesinin verdiği hediyeler içinde; Varlık Dergisi koleksiyonu ve el yazması bir şiir defteri de vardır.

didem madak

Didem Madak'ın evliliği

Teyzesinin hediyeleri ile birlikte yaşadıklarını kaleme alan Didem Madak, liseden mezun olduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni kazanır. Annesi Füsun Hanım'ın ardından babasının başkasıyla evlendiğini hazmedemediği için evden ayrılmak için planlar yapar. Üvey anne ve babayla kalmamak için aklına ilginç bir fikir gelir. Üniversiteye başladıktan hemen sonra daha birinci sınıftayken tanıştığı birisiyle gizlice evlenerek okulunu bırakır.

“Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu… Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinası annemden kalma.”

didem madak

Evden kaçması, erken yaşta evlenmesi ve bir işinin olmamasıyla Didem Madak'ı zor günler bekler. Birçok farklı işte çalışmaya başlar. Şiddetli geçimsizlik ve maddi şartlardan dolayı boşanır. Evlendiği için çok pişman olur. Boşanmanın ardından Madak'ı çok daha zor günler bekler. Geçimini sağlamak için birçok işte çalışmaya başlar. Maddi sorunları bitmek bilmez ve bir bodrum katında yaşamaya başlar. Taşındığı yeni ev için şöyle bir ifade kullanmıştır "Birden yazmaya başladım"

Yaşadıklarını, evliliğini, babasını, annesini, uzun kara saçlı kız kardeşi Işıl'ı her şeyi yazmaya başlar. Bodrum katında yaşadıkları için “Rutubete dayanıldığı sürece şiir yazmak için çok iyi yerler” diye bahseder bir söyleşisinde.

Didem Madak'ın kaçış öyküsü

Bu dönemde çok yalnız kalan Didem Madak arkadaşlarıyla da görüşmez. Kız kardeşi Işıl'a yaşadığı bu dönemleri için; sadece süt ve çikolata yiyerek ayakta durduğunu, hiçbir şeyin istediği gibi olmadığını, hayatından hiç memnun olmadığını ve bıktığını anlatır.

Didem Madak'ın sevdiklerinden kaçışı, arkadaşlarıyla görüşmemesi üç yıl sürer. Yakın arkadaşı olan ve Madak'ın şiirlerinde "Maviş Anne" diye bahsettiği Müjde Bilir bir röportajda onun kaçışını şöyle anlatıyor:

“Didem beni bir akşam aradı ve annesini özlediğini anlattı. Taksiye binip bana gelmesi için ikna ettim. Geldiğinde mahcup ve çekingendi. Anne şefkatine duyduğu özlem derinden belli oluyordu. ‘Çok mutsuzum’ dedi. Ertesi gün buluşmak için sözleştik. Ancak Didem gelmedi. Didem’in evine gittiğimde duvara iliştirilmiş bir not buldum. ‘Sevgili Müjde, Maviş Anne içimden hiçbir şey söylemeden gitmek geldi. Seni seviyorum. Dün gecenin şiiri zaten yazılmıştı, ben sadece kaleme alacağım.’”

Müjde Bilir için yazdığı şiirde şöyledir;

"İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
Ben ölürsem mutsuza iyi bak! "

didem madak

Didem Madak'ın örtünme hikayesi

Müjde Bilir'in anlattıklarından sonra Didem Madak üç yıl boyunca herkesten uzaklaşır. Sadece kız kardeşi Işıl'la görüşen Madak onu da sadece ara sıra görerek kaçışını sürdürür. Işıl'la birgün görüşmelerinde karşısına kapanmış olarak çıkar.

“Örtündüm ben… Her şeye karşı… Kadın kimliğimden de sıyrıldım. Bu beni rahatlattı.” der.

Didem Madak örtündüğü dönemde tasavvufa yönelmiştir. Tasavvufa yönelmesi Madak'ın yarım kalmış üniversite hayatının tamamlamasına destek olur. Kardeşi Işıl Madak’ın bu dönemiyle ilgili “Çok umutsuzdu. Kapanarak bu durumdan bir çıkış yolu bulacağını umdu. Ablam o dönemden inanarak kurtuldu. Yoksa kayıp gidecekti. Hukuk Fakültesi’ni de bu dönemde bitirebildi.” der.
Bu durumu da şiirlerinde şöyle anlatıyor şair:

“Allah benim çaresizliğimdi, artık konuşabileceğim kimsem kalmadığı için konuştuğumdu.”

Çok şey yaşadığı bu dönemi “Ah’lar Ağacı” şiiriyle anlatır:

“Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım.”

didem madak

"Grampon Kağıtları"

Kız kardeşi Işıl'ı görmeye devam eden Didem Madak birgün Işıl'dan, ‘İnkılap Kitapevi 2000 Şiir Ödülü’ yarışmasını öğrenir. Didem Madak yarışmayla ilgilenmeyince kız kardeşi tüm şiirlerini Madak'tan habersiz İnkılap Kitabevi'ne gönderir. Aradan bir süre zaman geçer, yarışmayla ilgili sonuç gelir. "Grampon Kağıtları" isimli dosya yarışmayı kazanır.

Ödül törenine katılmak ve ödülünü almak için İstanbul'a gelen Madak, ödül töreni öncesi örtüsünü çıkarır. Didem Madak bu kararını "kadın kimliğine dönüş" olarak tanımlar.
Yarışmanın ardından Madak şair olmaya ve şiir yazmaya daha sıcak bakar. Bu süreçte internet üzerinden tanıştığı bir şair ile görüşmeye başlar. O şairinde aynı zamanda avukat olduğunu öğrenir. Şair olduğu için çok etkilenir ve buluşurlar. İlk günün sonunda birbirlerine şiir yazmayı teklif ederler. Yazdıkları şiirleri ikinci buluşmada okurlar. Didem Madak şu şiiri okur;

"Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!"

didem madak kızı

Füsun'a mektup

Kazandığı ödülün ardından İstanbul'da yaşamaya karar veren Didem Madak bir süre sonra eşi Timur ile hayatını birleştirir. Eşiyle 3 yıllık evlilik sürecini doldururken, annesinin adını verdiği kızı Füsun'u dünyaya getirir.
Didem Madak’ın ödül töreni sırasında tanıştığı arkadaşı Şükran Yücel’e gönderdiği e-postadaki metin şöyledir:

“Canım Kızım Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis! Canım kızım, cehaletimden şair oldum…
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!”

didem madak eşi

Annenin kaderi kızına mı geçer?

Didem Madak kızı Füsun'u dünyaya getirdikten sonra tekrar şiir yazamaz. Daha sonra tıpkı annesi gibi kanserle mücadele etmeye başlar. 24 Temmuz 2011 tarihinde bu mücadeleyi kaybeder.

"Anlatarak bitiriyorum hayatımı
Bilmiyorum başka nasıl bitirilir bir hayat.
Bir çiçek çizdim bu akşam avucuma,
İsmini her şey koydum.
Simli ojeler sürdüm yanlızlıktan sıkıldığımdan,
Müsveddesi gibi şimdi tırnaklarım,
Yıldızlı bir gecenin"

Didem Madak'ın mezarı nerede?

Didem Madak'ın mezarı Edirnekapı Şehitlik Ve Mezarlığı'ndadır. 24 Temmuz 2011 yılında vefat eden Didem Madak'ın mezarı sevenleri tarafından sürekli ziyaret edilir.

didem madak mezarı

Didem Madak şiirleri

Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!

                           "Zenciler prensesi olacağım.
Hayat işte asıl o zaman başlayacak"
Pippi Uzunçorap

Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan
İllegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya mal olacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

"gün akşam oldu" diyorum.
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara,
Cam kırıkları yiyorlar.
Rüyamda bir kâse dolusu suyun içinde
Rengârenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem.
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri.
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da "orgazm gıcırtıları" oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine
sığındığım çok oldu.
"Sofi'nin Tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse…
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

Siz Aşk'tan N'anlarsınız Bayım?

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum...
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım
Hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
Evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda
Öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

Gecenin Çekmecesi

İnsanlar öldüler, hep öldüler, bir gün öldüler
Anlaşılmaz!
Gecenin çekmecesinde unutuldular sonra
Bir inci kolye gibi dağılmış boncukları.
Belki bir gün balkona çıkar
Blok flütle çocuk şarkıları çalarım
''Dostluğun biz sevgisiyle toplanırız burada''
Sizler, bizler, ne bileyim herkesler...
İnsanlara uyanmalarını kim söylüyor füsun
kim sabah oldu diyor onlara?

Bana artık büyü diyorlar
Bütün renkleri mezun etmişler hayatlarından
Karanlığa emekli öğretmenler gibi sanki insanlar.
Bilirsin işte Füsun gidişinden bu yana
Hüzün sektöründe bilfiil yirmi üç sene görev yaptım!
İnfaza götürürken bari üstbenlerim
Gözüme bir gökkuşağı bağlasalar.

Bir gece kalkıp bütün ışıkları yakacağım Füsun
şiirime ışıktan bir nokta koyacağım!

Ağlayan Kaya

Ben şiirin nefer taşı
Büyük bir Amerika keşfettim ruhunuzda
Ben başarıların Kristof Kolomb’u
Ne duruyorsunuz hadi alkışlayın!

Cennete gitmek isterdim otostopla,
Cinnete kadardı tüm yollar oysa,
Tüm hayatı okşamak isterdim kedilerin şahsında
Tüm sarı, tüm kara, tüm yumuşak.
İlk sevgilimle bir kilisenin bahçesinde buluşurduk.
Bir mezarlıkta öpüştük ilk defa,
Rengarenk boncuklar saçılmıştı benden her tarafa,
Kapkaraydı ama toprak.
Binlerce ruhu taciz etmiş bir ilk aşk
Tanrım sorarım sana neye yarar?
İpek yolunda ipektim o zaman
Baharat yolunda baharat.
Aşk kırmızı atlastı,
Ten Greenwich başlangıç meridyeni
Yağmur yağardı, durmadan yağmur
Coğrafyadan da anlarım, hadi alkışlayın!
Keşke aşk şiiri yazsam
Ne güzel,
Aktarlara tarçın diye satardım
Ticareti de öğrendim bakın,
Hadi alkışlayın.

Cesaret sanırım bir çeşit esaretti,
Iskat edilmekti mirastan
Tüm malvarlığını veremli kıza bırakmak
Ananın vasiyetini çekirdek külahı olarak kullanmak
Korkuyorum ama artık
Hadi alkışlayın!

Cesaretim bir süredir gözaltında
İhzar müzekkeremi kendim yazdım
Tehlikeli sayılmam artık.
Kalbimin kalın kitabının arasında kuruttum
Onu orada
Beş parmaklı bir çınar yaprağı gibi unuttum.
Kalbim!
Şiirimin Hacer’ül esved taşı
Hadi ama baylar,
Bakın kaldıramıyorum,
Yardım edin de şunu yerine koyalım.

Hay!
Keşke susmanın muhabbet kuşu olaydım.
Ters Pinokyo olmak istiyorum Gepetto Usta
Kötülüklere boğulup
İnsanlıktan çıkmak istiyorum artık!
Kafam karışık ama
Yetişir!
Bir beyaz balinanın karnında uyumak istiyorum artık.
Camdan papuçlarım kırık..

Prens de bulamaz beni artık.
Hayata söyleyin bundan sonra gitsin
Anlamını masallarda arasın
Hay!
Ben sizin ruhunuza çiçek aşısı yapayım
Da çiçekler açsın ruhunuz.
Hadi alkışlayın!
Biliyorum hala biraz safım.

Keşfettim
Küçük ruhlarınızdaki büyük Amerika’yı
Hadi alkışlayın!
BU SİZİN BAŞARINIZ.

Işıl’a....

Yine gittin o karanlık odaya
Karanlık uykularına.
Sen hep gülerdin oysa, gülüverirdin
Bir bakardım eğilmiş su içiyor
Gamzelerinden kuşlar.
Bir bakardım gözlerinde
Güneşli ve sıcak iki hurma.
Bir bakardım hayata dikleniyor
Diktiğin horoz ibikleri saksılarda.
Biriciğim, kardeşim ne oldu sana?

Karşıyaka vapurunda alıştı dilim en çok acıya
Acı çaylar içer ve bakardım karanlık sulara
Bir balığın uykusunu düşlerdim
Karanlık sularda kaybettiği rüyaları,
Sigaramdan kopup giden iki kıvılcım
Merak ederdim ne konuşurlar aralarında?
Sen beni hep merak ederdin,
Sen beni hep yemeğe beklerdin,
Seni sıcacık evimizde bulduğumda
İki kıvılcım buluşmuş gibi olurdu
Balığın karanlık uykusuyla.
Bir kesmeşeker koymuş gibi olurdun sanki
Dilimin ucuna.

Berekettir diye hani geçen hıdrellezde
Karınca kumu toplayıp getirmiştin
Kimse bereketi öyle getirmedi bana
Küçük, küçücük bir torbada
Az gerçi cüzdanımda hala kağıtlar,
Ama bozuklar harmandalı oynuyor,
Zil oluyor parmağımın ucunda,
Küçücük insanlar şimdi cüzdanıma her bakışımda
Neşeli bir ateşin üstünden atlıyor.
Kardeşim, biriciğim, kimse yoksulluğu benim için
Böyle sevimli kılmadı şimdiye kadar.

Kötü rüyalar görürdüm durmadan
Bağırırdı bir yaşlı kadın:
“Mavi alevlerin ortasına,
Bu kırmızı elbise giymiş kadın yakışır.”
Sanırım birileri beni yakacak
diye tuttururdum sabahları.
Ateş iyidir derdin sen, başarıdır,
Çok şeyler başaracaksın.
Kardeşim, biriciğim sen olmasan,
Ablanın kabuslarını kim hayra yorardı?

Yine gülsen, gülüversen,
Ben böyle saymazdım
çarşafımdaki kırmızı gülleri o zaman,
Sayıyorum, sayıyorum
Hiç bitmiyor güller,
sensiz hiç bitmiyor zaman.
Çıksan o karanlık uykudan,
Kilerde fazla güneşimiz kalmış mı bir baksan.
Bütün serotonin geri kalım inhibitörleri birleşseler
Geri alamazlar çünkü,
hayra yorulmuş bir rüya kadar sevinen hayatı,
geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler