Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Ama tuhaf olan şu: Bilgiye bu kadar kolay ulaştığımız bir çağda, doğru bilgiye ulaşmak neden bu kadar zorlaştı?
Belki de asıl mesele bilgiye ulaşmak değil. Asıl mesele, karşımıza çıkan her şeyi bilgi zannetmeye başlamamız.
Bir haber görüyoruz, okumadan paylaşıyoruz. Bir video izliyoruz, gerçek olduğunu varsayıyoruz. Bir cümle görüyoruz, kimin söylediğine bakmadan doğru kabul ediyoruz.
Çünkü internet artık bize düşünmek için değil, hemen tepki vermek için tasarlanmış gibi.
Beğen
Paylaş
Yorum yap
Geç
Sonra başka bir içerik
Sonra başka bir gündem
Sonra başka bir öfke
Sonra başka bir mucize
Ve günün sonunda insanın zihninde binlerce bilgi kırıntısı ama hangisinin gerçek olduğuna dair kocaman bir soru işareti kalıyor.

Bir zamanlar pazar günü hiçbir şey yapmamak sıradan bir şeydi. Evde oturmak, kahve içmek, televizyon karşısında uyuya kalmak, uzun bir kahvaltı yapmak…
Kimse bunu hayatının gerisinde kalmak olarak görmezdi. Şimdi ise hiçbir şey yapmadan geçirilen bir gün, neredeyse lüks.
Çünkü herkes bir şey yapıyor:
Biri sporda
Biri tatilde
Biri yeni restoran keşfetmiş
Biri kariyer basamaklarını üçer beşer çıkıyor
Biri sabah 05.00'te kalkıp meditasyon yapıyor
Biri çocuklarıyla 'kaliteli zaman' geçiriyor
Biri evini baştan aşağı yeniliyor
Biri kitap okuyor
Biri koşuyor
Biri girişim kuruyor
Biri hayatının aşkını buluyor
Biri de bütün bunların fotoğrafını çekip bize gösteriyor
Pazar günü pijamalarımızla koltukta oturuyorsak sanki yanlış bir şey yapmışız gibi hissediyoruz çünkü sosyal medya bize insanların hayatlarını değil, hayatlarının vitrinini gösteriyor.
Kimse "Bugün hiçbir şey yapmadım" diye paylaşmıyor. Çünkü hiçbir şey yapmamak artık paylaşılabilir bir başarı değil. Hatta bazen dinlenirken bile kendimizi suçlu hissediyoruz.
**Bir şey yapmalıyız
Üretmeliyiz
Yetişmeliyiz
Kendimizi geliştirmeliyiz
Daha iyi görünmeliyiz
Daha mutlu görünmeliyiz
Daha başarılı görünmeliyiz
Ve mümkünse bütün bunları başkalarından biraz daha iyi yaptığımızı göstermeliyiz!

Sosyal medyanın en yorucu taraflarından biri belki de bu. İnsanların birbirleriyle sürekli kıyaslanması!
En güzel ev
En iyi tatil
En sağlıklı beslenme
En mutlu aile
En başarılı çocuk
En iyi ilişki
En üretken sabah rutini…
Bir süre sonra insan kendi hayatını yaşamaktan çok, başkalarının hayatına yetişmeye çalışıyor. Üstelik bu yarışın bitiş çizgisi de yok. Çünkü her zaman senden daha fazlasını yapan biri çıkıyor. Böylece insanın kendi hayatı bile kendisine yetersiz gelmeye başlıyor.
Oysa belki de hayatın doğal hali biraz dağınık, biraz eksik, biraz plansız ve bolca sıradan olmaktır.
Ama sosyal medya sıradanlığa tahammül etmiyor. Her şey ya olağanüstü olacak ya da görünmeyecek.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada hızla yayılan bir paylaşım bunun başka bir yüzünü gösterdi. İddiaya göre hayırsever bir vatandaş, kendisinden yemek parası isteyen yaşlı bir adama yardım ediyor. Yaşlı adam da yardımın ardından "Cennette görüşürüz" diyerek dua ediyor.
Ardından daha da çarpıcı bir iddia ortaya atılıyor:
Yardım eden kişinin Konya yolunda geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiği öne sürülüyor.
Paylaşım yayılıyor
İnsanlar üzülüyor
Yorumlar geliyor
Binlerce etkileşim oluşuyor
Hikaye, sosyal medyanın sevdiği bütün unsurlara sahip:
İyilik var
Duygu var
Dua var
Ölüm var
Ve insanın içini burkan bir tesadüf duygusu var
Haber doğru değil
Adam ölmemiş
Hayatta
Sağlığı yerinde
Hatta hakkında yayılan iddialar nedeniyle hukuki süreç başlatmak zorunda kaldığını açıklıyor.
Bir insanın öldüğünü ilan etmek ne kadar kolay hale geldi, değil mi?
Bir paylaşım
Bir başlık
Bir fotoğraf
Bir 'son dakika' havası...
Ve bir insan, daha kendisi haberi görmeden sosyal medyada ölmüş oluyor.
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta belki de bu. Bu paylaşımı yapan ilk kişi neden doğrulamadı?
Paylaşan ikinci kişi neden sorgulamadı? Üçüncü kişi neden "Kaynağı ne?" diye sormadı? Binlerce kişi neden aynı şeyi yaptı?
Çünkü artık hız, doğruluğun önüne geçmiş durumda.
İlk paylaşan olmak önemli
İlk gören olmak önemli
İlk yorum yapmak önemli
İlk tepkiyi vermek önemli
O biraz geride kalıyor. İnternetin bize kazandırdığı en büyük kolaylıklardan biri bilgiye anında ulaşmaksa, en büyük tehlikelerinden biri de yanlış bilginin aynı hızla yayılması.
Üstelik yanlış bilgi sıkıcı değildir, genellikle daha dramatiktir.
Daha şaşırtıcıdır
Daha duygusaldır
Bu nedenle daha çok paylaşılır.
Ve bir kez binlerce kişinin ekranına düştüğünde, gerçeğin onu yakalaması çok daha zorlaşır.
Üstelik mesele yalnızca yanlış haberlerle sınırlı değil. Yapay zeka sayesinde artık görmediğimiz bir şeyi görmüş gibi olabiliyoruz.
Hiç yaşanmamış bir olayı yaşanmış gibi göstermek mümkün. Hiç var olmayan insanları konuşturmak mümkün.
Meyveleri, tatlıları, hayvanları, insanları birbirleriyle romantik bir hikayenin içine sokmak mümkün.
Bir bakıyorsunuz çilek elmaya aşık. Bir başka videoda tatlılar adeta bir pembe dizinin karakterleri. Sonra gerçek bir görüntü geliyor.
Ama zihnimiz artık şunu sorsun lütfen: "Bu gerçek mi?"
İşte belki de çağımızın en büyük sorularından biri bu olacak. "Ne oldu?" değil. "Gerçekten oldu mu?"
Çünkü görüntünün varlığı artık tek başına kanıt değil. Bir fotoğrafın çekilmiş olması, olayın yaşandığını göstermiyor. Bir videonun var olması, videodaki olayın gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Bir ekran görüntüsü, bir iddianın doğruluğunu kanıtlamıyor. Ve bir paylaşımın milyonlarca kişiye ulaşması, onu doğru yapmıyor.
Belki de dönüp kendimize şu soruyu sormalıyız: Teknoloji bizi gerçekten daha mı bilgili yaptı? Yoksa sadece daha hızlı tepki veren insanlara mı dönüştürdü?
Artık bir şeyi merak ettiğimizde araştırıyoruz. Ama araştırmakla doğrulamak aynı şey değil. Bir şey hakkında yüz sonuç çıkması, o şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Hatta bazen yüzlerce yanlış bilgi, tek bir doğru bilginin üzerini örtebilir.
Ve biz o kalabalığın içinde gerçeği seçmek yerine, en çok paylaşılmış olana inanıyoruz. Belki de en büyük yanılgımız burada. Çok kişi söylüyorsa doğrudur sanıyoruz. Oysa gerçeğin oylaması olmaz. Bir yanlış bilgi, bir milyon kişi tarafından paylaşıldığında doğruya dönüşmez.

Belki de bu çağda ihtiyacımız olan şey daha hızlı internet değil. Biraz daha yavaş insan olmak. Bir haberi paylaşmadan önce birkaç saniye durmak ve "kaynağı ne?" diye sormak.
Bir insanın öldüğü iddiasıyla karşılaştığımızda gerçekten öldüğünü doğrulamak, bir görüntünün gerçek olup olmadığını araştırmak. Bir başkasının hayatına bakıp kendi hayatımızı eksik ilan etmemek.
Ve en önemlisi…
Bazen hiçbir şey yapmadan bir pazar günü geçirmek
Telefonu masanın üzerine bırakmak
Ekranı kapatmak
Kim ne yapmış diye bakmamak
Kendimizi kimseyle kıyaslamamak ve birkaç saatliğine dünyanın geri kalanından habersiz olmak.
Çünkü belki de yıllardır bize özgürlük gibi anlatılan şeyin içinde başka bir bağımlılık geliştirdik:
Her şeyi bilme, herkesi görme ve her şeye yetişme bağımlılığı. Oysa insanın her şeyi bilmesi, her şeye yetişmesi, herkese kendini kanıtlaması gerekmiyor.
Bazen bilmiyorum demek
Bazen yetişememek
Bazen hiçbir şey paylaşmamak
Bazen de sadece oturup boş boş tavana bakmak belki de sandığımız kadar kötü değil.
Çünkü teknoloji bize dünyayı küçülttü ama galiba zihnimizi biraz fazla kalabalıklaştırdı!
Şimdi asıl ihtiyacımız olan şey, yeni bir bilgiye ulaşmak değil: Hangi bilginin gerçekten bilgi olduğunu anlayabilmek.
Ve belki de ilk kez bu kadar çok şey bildiğimizi sandığımız bir çağda, yeniden "Dur bakalım, gerçekten öyle mi?" diyebilmeyi öğrenmek.
Okuyucu Yorumları 0 yorum