Bağımsız bir yaşam kurmanın belirli bir yaş sınırı olmaktan çıktığı günümüzde, yetişkin çocukların aileleriyle birlikte yaşamaya devam etmesi giderek daha fazla tartışılıyor.
Ekonomik zorluklar bu durumun önemli nedenleri arasında yer alsa da uzmanlara göre değişen aile yapısı, yaşam tercihleri ve sorumluluk anlayışı da bu süreçte etkili oluyor.
Arjantin'de Fundación Tejido Urbano tarafından 2025 yılında paylaşılan verilere göre, 25-35 yaş arasındaki yaklaşık 1,8 milyon kişi anne ve babasıyla aynı evde yaşamayı sürdürüyor.
Bu rakam, söz konusu yaş grubundaki gençlerin yüzde 38,3'üne karşılık geliyor. Oranın son 10 yıldır yüzde 36 ile yüzde 40 arasında değiştiği belirtildi.
Kimi gençler hiç aile evinden ayrılmazken kimi ise tek başına yaşadıktan, evlilik veya ilişki sonrasında ayrıldıktan ya da yurt dışı deneyiminin ardından yeniden ailesinin yanına dönüyor. Bu durum, aile içindeki rollerin ve birlikte yaşam kurallarının yeniden şekillenmesini gerektiriyor.
Psikolog Jorge Martín Pegoraro'ya göre yaşanan değişim, toplumun aile ve yetişkinlik anlayışında köklü bir dönüşüme işaret etti.
Pegoraro, geçmişte 60 yaşındaki insanların yaşlı olarak görüldüğünü ve çocukların daha erken yaşlarda evden ayrıldığını hatırlatarak, günümüzde aile ilişkilerinin ve yaşam planlarının çok farklı biçimde şekillendiğini ifade etti.

Pegoraro, yetişkinlik dönemine gelmesine rağmen ailesine bağımlı yaşamayı sürdüren kişileri tanımlamak için 'yetişkin ergenliği' kavramını kullanıyor.
Bu durumdaki kişiler iş sahibi, düzenli gelir elde eden ve sosyal açıdan aktif bireyler olsalar bile günlük yaşamın sorumluluklarını ailelerine bırakabilir.
Uzman, 35 yaşında olmasına rağmen kendisini hala öğrenci gibi konumlandıran ve ailesinin desteğiyle 20'li yaşlardaki yaşam biçimini sürdüren kişilerin bu duruma örnek oluşturduğunu belirtti.
Pegoraro'ya göre gelir sahibi olmak, tek başına bağımsızlık anlamına gelmiyor. Bazı yetişkinler kendi paralarını yönetebilse de ev işleri, günlük ihtiyaçlar ve karşılaştıkları sorunların çözümü konusunda ebeveynlerine ihtiyaç duyuyor.
Uzman, bazı kişilerin yalnız yaşamayı öğrenemediğini ve aile evinde sunulan konfor, destek ve güven duygusu nedeniyle bağımsız bir hayata geçmeyi tercih etmediğini vurguladı.
Üstelik bu durum yalnızca hiç evden ayrılmamış kişilerle sınırlı değil. Boşanma, ayrılık veya yurt dışında yaşama deneyiminin ardından ailesinin yanına dönen yetişkinler de aynı sürecin bir parçası.
Yetişkin çocukların aileleriyle birlikte yaşaması, sorumlulukların paylaşılmadığı durumlarda ciddi anlaşmazlıklara yol açabilir.
Pegoraro, çocukluk veya ergenlik dönemindeki alışkanlıklarını değiştirmeyen yetişkinlerle evin sorumluluğunu üstlenen ve aile yaşamına katkıda bulunan yetişkinler arasında önemli bir fark olduğunu belirtti.
Özellikle kendi kararlarını verme özgürlüğünü isteyen ancak evin masraflarına ve günlük işlerine katkıda bulunmayan yetişkin çocuklar, aile içindeki dengeleri bozabilir.
Uzman, yetişkin çocukların aile evinde yaşamanın sağladığı konforu sürdürürken herhangi bir sorumluluk üstlenmemesinin ebeveynler üzerinde yıpratıcı bir etki oluşturabileceğine dikkat çekti.
Aile içindeki dönüşüm yalnızca yetişkin çocukların sorumluluk almasıyla gerçekleşmiyor. Ebeveynlerin de çocuklarını artık birer yetişkin olarak görmesi ve onlara buna uygun bir alan tanıması gerekiyor.
Pegoraro, anne ve babaların çocuklarının hayatına müdahale etme alışkanlığını gözden geçirmesi gerektiğini savunuyor. Ona göre ebeveynler, yetişkin çocuklarının karar almasına, sorumluluk üstlenmesine ve evin işleyişine katkıda bulunmasına fırsat vermeli.
Bu noktada aynı evde yaşayan bireylerin birbirleriyle ilişkilerini yeniden tanımlaması önem taşıyor. Çünkü yetişkin çocuklarla ebeveynler arasındaki ilişki, artık yalnızca anne-baba ve çocuk rollerine göre şekillenemiyor.
Uzmanlara göre aile evinde birlikte yaşamanın sağlıklı şekilde sürdürülebilmesi için öncelikle açık ve karşılıklı anlaşmalara ihtiyaç var.
Pegoraro, bağımsızlığın yalnızca para kazanmak veya evin giderlerine katkıda bulunmakla ölçülemeyeceğini belirtiyor. Günlük yaşamda sorumluluk almak da yetişkinliğin önemli bir parçası.
Örneğin evde bir su borusu patladığında tesisatçıyı kimin arayacağı, bulaşıkları kimin yıkayacağı, çamaşırların kim tarafından asılacağı veya market alışverişinin nasıl yapılacağı gibi konuların önceden konuşulması gerekiyor.
Bu kapsamda ailelerin şu konularda ortak karar alması öneriliyor:
Ev giderleri: Kira, faturalar, market ve diğer ortak harcamaların nasıl paylaşılacağı belirlenmeli
Ev işleri: Temizlik, yemek, çamaşır ve alışveriş gibi günlük sorumluluklar paylaşılmalı
Özel alan ve kişisel sınırlar: Aynı evde yaşayan herkesin özel hayatına ve kararlarına saygı gösterilmeli
Ev düzeni: Eve giriş çıkış saatleri, misafir ağırlama ve ortak alanların kullanımı gibi konularda anlaşmaya varılmalı.
Karar alma süreci: Evi ilgilendiren konularda tüm yetişkinlerin görüşü dikkate alınmalı.
Öte yandan aile içindeki sorumluluklar zamanla tersine de dönebilir. Ebeveynler yaşlandığında bu kez yetişkin çocukların bakım ve destek konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekebilir.

Yetişkin çocukların aileleriyle yaşamaya devam etmesi, ebeveynlerin gelecek beklentilerini de değiştirebilir.
Geçmişte çocukların evden ayrılması, kendi ailelerini kurması ve anne babaların daha bağımsız bir yaşam dönemine geçmesi bekleniyordu.
Ancak günümüzde evlilik, çocuk sahibi olma ve ayrı eve çıkma gibi yaşam adımları daha farklı zamanlarda gerçekleşiyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarından beklentileriyle genç yetişkinlerin yaşam tercihleri her zaman örtüşmeyebilir.
Pegoraro, eski kuşakların belirli bir yaştan sonra çocuklarıyla ve torunlarıyla bir araya geldikleri geleneksel aile düzenini hayal ettiğini, ancak günümüzde bu tablonun değiştiğini ifade ediyor.
Uzman, aile bireylerinin değişen koşullara açık olması gerektiğini vurgulayarak, 'Aile kavramı 50 yıl önceki haliyle artık geçerli değil' görüşünü dile getirdi.
Değişen yaşam koşullarıyla birlikte aile olmanın anlamı da dönüşüyor. Aynı çatı altında yaşayan ebeveynler ve yetişkin çocuklar için sağlıklı bir ilişkinin temelini ise karşılıklı anlayış, kişisel sınırlara saygı ve ortak sorumluluk bilinci oluşturdu.
Okuyucu Yorumları 0 yorum