Osmanlı döneminde kahve, Yemen’den getirilen ve toplumsal yaşamın merkezinde yer alan ana içecekti. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Yemen’in elden çıkmasıyla birlikte kahve, bir anda temini zor ve fahiş fiyatlı bir ithal ürüne dönüştü. Mutfaklardaki bu zorunlu boşluk, genç Cumhuriyet’in tarım stratejilerinde radikal bir arayışı başlattı.

Çayı yerlileştirme hamlesi ilk olarak 1924 yılında çıkarılan özel bir kanunla Rize’de denendi. Ancak ilk girişimler beklenen sonucu vermedi ve tutmadı. 1937 yılında Gürcistan’ın Batum şehrinden 20 ton çay tohumu getirilerek Doğu Karadeniz toprağıyla buluşturuldu. Bu kez iklim ve toprağın uyumu sağlandı; 1947 yılında Rize’de kurulan ilk çay fabrikasıyla Türkiye’nin çay serüveni resmiyet kazandı.

Açılan ilk fabrikadan bu yana geçen onlarca yılda çay, kahvenin tahtını tamamen devraldı. Bugün Türkiye, kişi başına düşen çay tüketiminde dünya birincisi konumunda. En büyük ironi ise tarihsel mirasımızda saklı: Adını kahveden alan "kahvehane"lerde bugün milyarlarca bardak çay demleniyor. Bir asır önce ekonomik zorunluluklarla başlayan bu dönüşüm, bugün milli kimliğimizin ve günlük yaşamımızın en ayrılmaz parçası haline gelmiş durumda.

Okuyucu Yorumları 0 yorum