1999 yılında Harvard Üniversitesi'nde doktora öğrencisi olan David Charbonneau ve danışmanı Tim Brown, Dünya'dan yaklaşık 150 ışık yılı uzaklıktaki HD 209458 adlı yıldızı inceliyordu.
Araştırmacılar, yıldızın parlaklığındaki çok küçük değişimleri ölçerek etrafında bir gezegen olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. O dönemde yıldızların etrafındaki gezegenleri tespit etmek son derece zordu ve bu yöntem henüz başarıyla uygulanmamıştı.

Charbonneau, bilgisayar ekranında yıldızın parlaklığında beklenen yüzde 1'lik düşüşü gördüğünde tarihe geçecek bir keşif yaptığını henüz bilmiyordu.
Bu küçük ışık azalması, bir gezegenin yıldızın önünden geçtiğinin ilk net kanıtı oldu. Böylece bir ötegezegen ilk kez "geçiş yöntemi" kullanılarak doğrulanmış oldu.
Bu keşif, uzun süredir gündemde olan Kepler Uzay Teleskobu projesine olan güveni artırdı.
NASA, 2001 yılında projeyi resmen onayladı ve Kepler Uzay Teleskobu 2009 yılında uzaya gönderildi. Teleskop, dört yıl boyunca yaklaşık 200 bin yıldızı kesintisiz izledi.
Kepler'in son derece hassas dedektörleri, yıldız parlaklığındaki yüzde 0,002 gibi çok küçük değişimleri bile tespit edebiliyordu.

Görev süresince bilim insanları 2 bin 700'den fazla ötegezegeni doğruladı.
Kepler sayesinde iki yıldızın etrafında dönen gezegenler, birden fazla gezegene sahip sistemler ve Dünya büyüklüğünde kayalık gezegenler keşfedildi.
2011 yılında yaşanabilir bölgede bulunan ilk gezegen açıklanırken, 2014 yılında ise Dünya boyutlarında ilk gezegenlerden biri duyuruldu.
Kepler'in yakıtı 2018 yılında tükense de bıraktığı bilimsel miras devam ediyor. Görev, gezegenlerin evrende istisna değil, son derece yaygın olduğunu ortaya koydu.
Astronomlara göre Kepler'den önce insanlar gökyüzüne baktığında yalnızca yıldızları görüyordu. Kepler'den sonra ise her yıldızın çevresinde yeni dünyalar ve potansiyel yaşam alanları olabileceği gerçeği ortaya çıktı.
Okuyucu Yorumları 0 yorum