İşin arkasında, o koridorların içinde, epey renkli bir insan yaşıyordu. İlginç rutinleri ve şaşırtıcı alışkanlıkları ile Kraliçe'nin nev-i şahsına münhasır bir karakter olduğunu söylemek hata olmaz.
Başlayalım en beklenmedik yerden. Kraliçe, muzu hiçbir zaman kabuğunu soyup ısırarak yemedi. Her defasında bıçakla keser, çatalla yerdi. Bu, saray protokolünün getirdiği bir zorunluluk değil, tamamen Elizabeth'in kendi tercihiydi. Yani en sıradan meyveyi bile kendine özgü bir ritüele dönüştürmüştü.
Aynı şekilde Kraliçe'nin sandviçleri de bıçakla kesip yediği sık sık anlatılan detaylardan...

Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi yumurtaydı ve bu yumurtanın özel bir tarifi vardı. Pişmeye yaklaşırken içine limon kabuğu ve Hindistan cevizi yağı eklenmesini istiyordu. Bugün bunu sosyal medyada bir "wellness tarifi" olarak görseydik viral olurdu şüphesiz.
Burada iki şeyi aynı anda söylemek gerekiyor. İlki, Elizabeth hayatı boyunca hiç ehliyet almadı. Çünkü İngiltere'de pasaport ve ehliyet onun adına düzenlendiği için bu belgelere ihtiyacı yoktu. Ziyadesiyle havalı ve yalnızca hükümdarlara özgü bir ayrıcalık.

İkincisi ise Kraliçe çok iyi araba kullanıyordu. II. Dünya Savaşı'nda kamyon şoförlüğü yapan Elizabeth, bir otomobil fabrikasın ziyaretinde montaj sürecinin her aşamasına bilgisi ve ilgiyle oradaki herkesi şaşırttı. Yani ehliyetsiz olabilir ama otomobiller konusunda bir uzmandı.
Otuzdan fazla Corgi'ye ev sahipliği yaptı ve bu sevgi babasının eve aldığı ilk Corgi ile başladı, doğum günü hediyesi gelen bir başkasıyla pekişti.
Ama asıl ilginç olan şu: Elizabeth, köpek dostlarının saray protokolünü umursamamasını seviyordu. Koşuyorlar, havlıyorlar, resmi misafirlerin ayaklarına sürünüyorlardı. Ve Elizabeth bununla çok eğleniyor, mutlu oluyordu.
Birleşik Krallık sularında yaşayan tüm kuğular Elizabeth'e aitti ve bu sulardaki kuğulara müdahale etmek yasal olarak suçtu. Ama bu sadece kuğularla sınırlı değildi.
Kral 2. Edward'ın 1324'te yayımladığı kanuna göre yunuslar, mersin balıkları ve balinalar da Kraliçe 2. Elizabeth'e ait. Birleşik Krallık sularındaki tüm bu balıklar 'kraliyet balığı' olarak adlandırılıyor ve mülkiyet hakkı kraliçeye ait.
Belki de en ilginç detaylardan biri bu. Prenses Elizabeth, Philip ile evleneceği 1947'de gelinliğinin kumaşını satın almak için kupon biriktirdi. İkinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından ülke hâlâ zorluk içindeydi ve Elizabeth de bu gerçeğin dışında durmadı.

Tabii Kraliçe, biraz daha ayrıcalıklıydı zira devlet kendisine fazladan 200 kupon vermişti. Bu da o zamanın şartlarında gelinlikteki 4 metre uzunluğundaki kuyruğun nasıl yapıldığını açıklıyor.
Tasarımcı Norman Hartnell tarafından hazırlanan ve 350 kadının yedi haftadan uzun süre çalıştığı gelinlik de gayet görkemliydi.
Tüm bu anekdotların arasında beni en çok etkileyen küçük bir detay ise Elizabeth'in çocukluğundan beri her gün aynı reçelli sandviçi yemesi oldu. Kraliçeydi, dünyanın en büyük saraylarında yaşadı, yüzden fazla ülkeye gitti. Ama her sabah masasına o çilek reçelli sandviç geldi.
Merhum Kraliçe'yi anlamak için törenlere değil, bu küçük detaylara bakmak gerekiyor. Bazen bir insanı en iyi anlatan şey, küçük alışkanlıkları ve hayatındaki rutinleridir.