Yaşlanmak, üzerine düşündükçe pek çoğumuz için hüzün verici olabiliyor. Üstelik yaş aldıkça vücudumuzda meydana gelen değişimler yalnızca cildin kırışmasıyla sınırlı değil. Yıllar ilerledikçe vücudumuzda farkında bile olmadığımız pek çok değişim yaşanıyor. Peki yaş aldıkça vücudumuzda neler değişiyor?

Yıllar geçtikçe boyumuzun bir miktar kısalması normal yaşlanma sürecinin bir parçası olabiliyor. Bunun nedenlerinden biri omurgadaki omurlar arasında bulunan disklerin zamanla su kaybederek incelmesi. Kas kaybı ve duruş değişiklikleri de boyun azalmasına katkıda bulunabiliyor.
MedlinePlus'a göre 40 yaşından sonra her 10 yılda yaklaşık 1 santimetre civarında boy kaybı görülebiliyor ve bu süreç 70 yaşından sonra hızlanabiliyor. Osteoporoz ise omurlarda kırıklara yol açarak daha belirgin boy kaybına neden olabiliyor.

Tartıda aynı rakamı görmek, vücudunuzun yıllar içinde aynı kaldığı anlamına gelmiyor. Yaş ilerledikçe yağsız vücut kütlesi azalırken yağ oranı artabiliyor. Yağın vücuttaki dağılımı da değişerek karın ve iç organların çevresinde daha fazla birikme eğilimi gösterebiliyor. Yani belirgin bir kilo artışı yaşamadan bile bel çevresinde ve genel vücut görünümünde değişiklik fark etmek mümkün.

Yaşlanmayla birlikte kas dokusunda da değişiklikler meydana geliyor. 30 yaşından sonra yağsız dokunun azalma eğiliminde olduğunu belirtiyor. Araştırmalar da ileri yaşlarda kas kütlesiyle birlikte kas gücü ve fiziksel performansta düşüş görülebildiğini gösteriyor. Bu süreç herkeste aynı hızda ilerlemiyor. Fiziksel aktivite ve özellikle kasları çalıştıran egzersizler, kas fonksiyonlarının korunmasında önemli rol oynuyor.

“Eskiden bunun tadı daha güzeldi” demenizin nedeni yalnızca tarifin değişmesi olmayabilir. Yaşla birlikte tat ve özellikle koku duyusunda değişiklikler görülebiliyor.
Tat tomurcuklarının sayısı zamanla azalıyor ve kalan tat tomurcukları da küçülebiliyor. Beş temel tada karşı hassasiyet özellikle 60 yaşından sonra azalabiliyor. Yaşla birlikte tükürük üretiminin azalması da tat algısını etkileyebiliyor.

Koku duyusunda yaşla birlikte azalma görülebiliyor ve bu değişiklik yalnızca parfümleri ya da yemek kokularını daha az hissetmek anlamına gelmiyor. Koku, yiyeceklerin lezzetini algılamamızda da önemli rol oynadığı için yemeklerin tadı daha farklı veya daha silik gelebiliyor. Bu durum güvenlik açısından da önemli. Koku duyusunun azalması, bozulan yiyeceklerin, dumanın veya bazı tehlikeli kokuların fark edilmesini zorlaştırabiliyor.
Kırışıklıklar yaşlanmanın en görünür belirtilerinden biri olsa da ciltte meydana gelen değişiklikler bununla sınırlı değil. Yaş ilerledikçe cilt inceliyor, elastikiyetini kaybediyor ve deri altındaki yağ dokusu azalabiliyor. Ter ve yağ bezlerinin daha az aktif hale gelmesi de cildin daha kuru olmasına katkıda bulunabiliyor. Bu değişiklikler nedeniyle ileri yaşlarda cilt daha hassas hale gelebiliyor ve morlukların oluşması kolaylaşabiliyor.
Yaş ilerledikçe yalnızca tat ve koku değil, görme ve işitme gibi diğer duyularda da doğal değişiklikler yaşanabiliyor. Örneğin gözlerin farklı ışık seviyelerine uyum sağlaması zorlaşabilirken, yüksek frekanslı sesleri duymak da giderek güçleşebiliyor. Genel olarak bir uyaranı fark edebilmek için gereken eşik yaşla birlikte yükselebiliyor.
Ancak önemli bir ayrım var: Her görme veya işitme kaybını “yaşlılığın doğal sonucu” olarak kabul etmek doğru değil. Örneğin katarakt, glokom ve makula dejenerasyonu gibi hastalıklar normal yaşlanma değişikliklerinden ayrı değerlendiriliyor ve tıbbi takip gerektiriyor.

Bu değişikliklerin büyük bölümü yaşlanmanın doğal fizyolojik süreçleri arasında yer alsa da herkeste aynı yaşta veya aynı hızda ortaya çıkmıyor. Genetik özellikler, fiziksel aktivite, beslenme, sigara kullanımı, güneşe maruz kalma ve mevcut sağlık sorunları sürecin kişiden kişiye farklılaşmasına neden olabiliyor. Bu nedenle ani veya belirgin bir değişikliği yalnızca yaşa bağlamak yerine gerektiğinde sağlık uzmanına danışmak önem taşıyor.
Okuyucu Yorumları 0 yorum