
İlk defa 1810'larda Luke Howard tarafından kullanılan Kentsel Isı Adası terimi, kısaca bir şehrin yapılaşma ve insan faaliyetleri nedeniyle hava sıcaklığı değerlerinin kırsal alanlara göre çok daha yüksek olmasını ifade ediyor. Bu sıcaklık farkları 3-4°C hatta 5°C'ye kadar ulaşarak şehirlerde neden bir türlü serinleyemediğimiz konusunun başlıca nedenini oluşturuyor.

Kentsel Isı Adasının oluşmasındaki temel sebep olarak betonlaşmayı söyleyebiliriz. Çünkü betondan üretilen her bir yapı gün boyu güneş ışığını sünger gibi emer ve gece bu ısı enerjisini yavaşça geri vererek sıcaklığı artırır. Bunun yanında binaların birbirine çok yakın olması, araç egzozları ve fabrikalar da şehrin ısı yükünü artırır.

Kentsel Isı Adasının tek sonucu insanların daha çok terlemesinin ötesinde, aşırı sıcaklarla birlikte artan hava kirliliğinin solunum yolu rahatsızlıklarını tetiklemesine ve serinlemek için daha fazla klima çalıştırdığımızdan dolayı enerji tüketiminin artmasına yol açar. Bu ise sağlığımızın yanında cebimizi ve doğayı da olumsuz etkiler.

Şehir planlamasında doğadan yararlanmadan bir tasarı oluşturulduğunda rüzgar gibi doğal serinleme yöntemlerinden mahrum kalınıyor. Oysa doğru bir şehir planlamasıyla ağaç ve rüzgarı kullanarak şehirler doğal yollarla havalandırılabilir ya da park ve yeşil alanlar artırılarak ısı adası etkisini bir noktaya kadar kesecek serin alanlar oluşturulabilir.

Kentsel Isı Adasını önlemenin başlıca yollarından biri yeşil altyapı sistemlerinden geçiyor. Bunun yolu sadece parkları artırmak değil, binalarımızı da akıllıca tasarlamak gerekiyor. Örneğin, yeşil çatı sistemleri, ağaçlandırmalar, yağmur bahçeleri gibi uygulamalarla kentsel Isı Adasının etkileri azaltabiliriz.