
Sıradan bir fotoğraf. Ama o kadar canlı, o kadar orada ki, sanki beş dakika önce çekilmiş gibi. Sonra kendime geldim ve "dur bir dakika, bu kadın otuz yılı aşkın bir süredir hayatta değil" dedim. Tuhaf bir his. Gerçekten tuhaf.
Bunu çok düşündüm. Mesela Audrey Hepburn'ü seviyoruz, Grace Kelly'ye hayranız ama onları düşünürken aralarında cam bir duvar var gibi. Onlar geçmiş tarihin içinde, biz buradayız. Diana için öyle değil. Diana sanki hâlâ bir yerlerde, bir köşede oturup çay içiyor gibi. Bu fark nereden geliyor?
Bence cevap şu: Diana mükemmel olmadı. Hem de hiç.

Yanlış anlamayın, bunu eleştiri olarak söylemiyorum, tam tersine. O, bir prensesin nasıl davranması gerektiğine dair her kuralı kırdı ve bunu yaparken kimseye sormadı. Ağladı, hem de kameralar önünde. Yemek yiyemediğini itiraf etti, yalnız olduğunu söyledi, sevilmek istediğini söyledi. Eşi Charles ve Camilla için "Üçümüzdük bu evlilikte" dedi ve tüm dünya dondu. Öyle ya, bir prenses bunu söyleyemezdi. Ama o söyledi.
Ve belki de o anlarda binlerce kadın ekrana bakıp "ben de" dedi içinden.
İşte o "ben de" hissi Diana'yı ölümsüz kılan şey. Görkemli bir düğünle başlayan, masalımsı bir yaşamın içinde boğulan, aynada kendine bakarken kim olduğunu sorgulayan bir kadındı o. Tanıdık gelmiyor mu? Bu tabi ki bir sarayın içinde olmak zorunda değil. Baskı başka yerlerde de olabiliyor, kafes başka biçimlerde de kurulabiliyor.
Bir de şunu düşünüyorum: Diana, iyilik yaparken de bunu poz vermek ya da öyle görünmek için yapmadı, yani kurumsal, fotoğraf için yapılmış bir iyilik değildi onunki.

AIDS hastalarıyla el sıkıştı, çünkü kimse sıkışmıyordu. Mayın tarlalarında yürüdü, çünkü oraya gitmeye değdi. Çocuklara sarıldı, sarılmak istediği için. Bunları yaparken de kendisi de kalbi kırık birisiydi. Kurtarıcı olmaya çalışırken kendisi de kurtarılmayı bekliyordu belki. Bu ikisi aynı anda var olabilir mi bir insanda? Diana'ya bakınca evet, diyorum.

Bazen şunu da soruyorum kendime: ya yaşasaydı? Şu an kaç yaşında olurdu, ne yapardı, Instagram'ı var mıydı, ne paylaşırdı? Saçma sorular, biliyorum. Ama bu soruları sormamın nedeni var: Diana, bitmiş bir karakter gibi gelmiyor. Hikâyesi yarım kalmış gibi hissettiriyor hâlâ. Ve belki de o yüzden bırakamıyoruz. Bitmemiş hikâyeler insanın içinde yaşamaya devam eder.
Fotoğrafa bir daha baktım. çizgili elbise, gür asi saçlar, o gülüş.
Otuz yıl geçmiş. Hiç fark etmemiş.
Okuyucu Yorumları 0 yorum