
Dolabımızdaki kıyafetler aslında yalnızca stilimizi değil, tüketim alışkanlıklarımızı da yansıtıyor. Özellikle fast fashion (hızlı moda) ile birlikte daha ucuz ve daha erişilebilir hale gelen kıyafetler tüketilip gözden çıkarılması da buna paralel bir hızda gerçekleşiyor. Bu döngüyse doğrudan görünmüyor olsa da çevre üzerindeki baskıyı büyütmeye büyük bir katkı sunuyor.

Dolaplarımızda daha önce giymediğimiz, bir gün lazım olur diye geri dönüşüme yollamadığımız pek çok kıyafet aslında satın aldığımız ürünlere ne kadar uzak olduğumuzu da gösteriyor. Çünkü aldığımız bir tişörtün kumaşının nasıl üretildiğinden ya da bize ulaşana kadar kaç aşamadan ve hangilerinin insan sağlığını gözeten şekilde geçtiğinden haberdar değiliz.

Özellikle de sentetik kumaşlardan üretilen ve baskı gibi kimyasal işleme tabi tutulmuş kıyafetler yalnızca üretim aşamasında değil, kullanım sırasında da çevreyi kirletiyor. Bunun başlıca nedeni kıyafetlerin her yıkandığında mikroplastitlerin suya karışarak görünmez bir atık oluşturmasından kaynaklanıyor.

Pek çok kıyafetin macerası maalesef atıldığında da bitmiyor. Kimyasal aşamadan geçtiğinden doğada çözünmesi uzun süren kumaşlar, atık bölgelerde birikmeye devam ederek çevresel baskıyı artırıyor. Bu alanda sentetik kumaşlar, doğada kalıcılığıyla iklim krizinin olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başını çekiyor.

İkinci el ile sentetik olmayan kıyafetlere veya aldığımız her parçanın üretiminden bize ulaşana kadarki süreci şeffaflıkla yürüten firmalara yönelmek, hem doğada kalıcı atıkların önüne geçmek hem de uzun vadede daha az tüketmek anlamına geliyor. Tüm bunlar tek başına büyük bir dönüşüm yaratmayacak olsa dahi asıl mesele belki de dolabımızı sürekli yenilemekten ziyade neyi, neden aldığımızı gerçekten sorgulamakla başlıyor olabilir.
Okuyucu Yorumları 0 yorum