
Dünyada kişi başına en çok gıda israfı yapan ülkelerden biriyiz ve bu her geçen yıl artarak devam ediyor. Yapılan araştırmalar doğrultusunda ülkemizde geçen yıl 23 milyon ton gıdanın çöpe gittiği yani üretilen gıdanın neredeyse yüzde 40'ının çöp olduğu gösteriliyor ve bu atıkların büyük kısmı sadece restoranlar ve kendi evlerimiz değil üretim aşamasında da başlıyor .

Gıdaların çöp olması çoğu zaman mutfak gibi düşünülse de aslında çok daha önce başlıyor. Tarladan lojistiğe kadar olan süreci kapsayan ve gıda kaybı olarak da adlandırılan bu ifade için örnek olarak hasat sırasında tarlada kalan ürünler, taşıma esnasında zarar gören sebze ve meyveleri örnek verebiliriz. Bu durum ise gıda israfını sadece bireysel düzlemde ele almanın doğru bir yaklaşım olmadığını gösteriyor.

Her ne kadar yukarıda israfın gıda kaybıyla başladığını söylesek de verilere göre Türkiye'de gıda israfının yarısından fazlası evlerde üretiliyor ve yaklaşık her birey yılda ortalama yüz kilodan fazla gıda israf ediyor. Bunun başlıca nedenleri olarak yemekleri çok yapıp “Yarın da yenir” düşüncesiyle buzdolabına kaldırmak ve yemekler bozulana kadar unutmak, doğru gıda saklama yöntemlerinin bilmemek, kampanya zamanlarında stoklama dürtüsü veya plansız yapılan alışverişleri sıralamak mümkün.

Bir gıda çöp olduğunda ne olacak ki diye bakabiliriz ya da onun yetişmesi için harcanan su, kullanılan enerji, çiftçinin emeği ve taşımada tüketilen yakıtın çöpe gitmiş olduğunu görebiliriz. Bu yüzden bir gıda israfı gerçekleştiğinde madalyonun sadece ön yüzüne değil arkasına da bakmak gerekiyor.

Çöpe atmak en kolay seçenek olsa da gıdayı dönüştürmek hem bütçemizi hem de onun için harcanan kaynak ve emeği korumak anlamına geliyor. Bunun için bir şeyi çöpe atarken iki kere düşünmek çok önemli. Örneğin bayat ekmek gördüğümüzde onu fırınlayarak kruton yapmak veya yumuşamış domatesleri sos haline getirmek gibi küçük ama uzun vadede doğa için önemli getirileri olan pek çok alışkanlık edinebiliriz.
Okuyucu Yorumları 0 yorum